• 18.03.2014 00:00
  • (2885)

 Ahmet Hakan’ın dün Cemaat’in ev ev gezip CHP’ye oy isteyen ablalarına “özgürlük çağrısında” bulunmasının nedeni ne olabilir sizce?

Öyle ya, Cemaat’in abileri de, ablaları da, medyası da özgürce “seçim savaşını” sürdürüyorlar. Hatta Fethullah Gülen de dün Zaman’da başlayan yazı dizisiyle Pensilvanya’dan beş gün sürecek astral yurt gezilerine başladı.

Ha,

Ahmet, seçmenler, Cemaat’in gün gibi ortada olan CHP desteğini

reddederek gizlice yürütmesine dair analizler de yapmasın diyorsa kusura

bakmasın. Zira propaganda ne kadar haksa, bu eylemin niteliğine dair

eleştiri yapmak da haktır.

Kaldı ki iktidar partisinin seçim gezilerinde gittiği ilin seçmen sosyolojisine uygun sloganlar kullanmasını bile eleştiri konusu yapabilen Ahmet son skandalı duymamış olabilir mi?

Yoksa “İlla ki duymuştur da Doğan’ın, Erdoğan’ın ATV’deki röportajının ardından kimyası bozulunca verdiği “manşetleri ikiye katlayın” fetvasının ardından yeri daha da dardır” mı diyorsunuz?

Bilemiyorum artık ama tüm iyi niyetimi koruyup ben hatırlatayım kendisine.

Bildiğiniz üzere Ahmet’in bu mevzua girmesine neden olan tartışma, son olarak Hatay’da çekilen bir görüntüyle ortaya çıktı.

Basına yansıyan görüntülere göre bir grup kadın bir AK Parti seçmenini başka bir partiye oy vermesi için iknaya çalışıyordu.

İknacı

kadınların argümanlarına dair epeyce tartışma da yapıldı. Ama değimiz

gibi buraya kadar etik olarak sorunlu olsa da meşruiyet açısından pek de

bir sıkıntı yok.

Sonrasında yaşananlar ise tam bir felaket. Haberden aktarayım.

“A Haber Yurt Haberler Şefi, ziyaret edilen evde AK Parti aleyhine yapılan

kara propagandayı görüntüleyen bir vatandaşa ulaştı. Yurt haberler şefi

söz konusu görüntüleri alması için A Haber Hatay muhabirini vatandaşla

buluşma noktasına yönlendirdi. Ancak Hatay Kırıkhan'da görüntüleri çeken

vatandaşla A Haber muhabiri büyük bir sürprizle karşılaştı. Çünkü

buluşma yerinde onları kendilerini A Haber muhabiri olarak tanıtan sivil

polisler karşıladı.”

Evet, Ahmetciğim, propagandacı ablalarla çalışan polisler muhabirin de telefonunu dinlemişler. Yani operasyon dört dörtlük. Ama bitmedi daha devamı var.

“Tüm

bunlar yaşanırken, görüntüyü çeken vatandaşın yakınları telefonla

aranarak, önemli bir konu olduğu söylenerek Zaman gazetesi ofisine

çağrılıyor. Zaman gazetesi ofisinde görüntüyü çeken kişinin bilgisayar

ekranındaki resimlerden hangisi olduğu öğrenilmek

isteniyor. Yakınlarının neden öğrenmek istiyorsunuz sorusuna ise

‘kendisini ziyarete gideceğiz’ cevabı veriliyor. Daha sonra görüntüleri

alan A Haber muhabiri Parıldar'ın evine bir grup tarafından baskın

yapılıyor. Evde yapılan kara propagandanın yer aldığı görüntüler

bilgisayardan zorla sildiriliyor. Ancak paralel yapı görüntülerin

yedeğinin olabileceğini hesaba katmıyor.”

Gördüğün gibi mevzu propaganda değil Ahmet. İnsanlar bu işin ancak bir diktatörlükte olacağı gibi, polis baskısıyla yürütülmesini eleştiriyorlar. Merak ediyorum bununla ilgili bir şeyler yazabilecek misin?

Neyse sen yazmasan da Fethullah Gülen’le 5 gün sürecek hardtalk’a başlayan Ekrem Dumanlı görür belki.

Zira her fırsatta meslektaşlarına cesaret ve bağımsızlık telkin eden Ekrem Bey mevzua sert girmiş.

Tam

bir tarafsızlık ve bağımsızlık ve dahi gazetecilik acarlığıyla

kendisine “yakıştırdığı” soruyu Gülen’e tak diye soruvermiş vallahi de:

“Son

dönemde zat-ı âliniz hakkında akla hayale gelmeyen yalan ve iftiralar

atıldı. Ağır sözler kullanıldı. Bu ithamlara sizin tabirinizle sükût

durdunuz, cevap vermediniz?”

Aman tanrım bu ne cesaret! Bundan daha iyisini, Kemal Kılıçdaroğlu’na “CHP

iktidara gelirse özgürlükleri daha da geliştirir misiniz” diye

sorabilen ve cevabı da şaşkınlıkla bekleyen Şirin Payzın yapabilirdi

değil mi?

Düşünsene Ahmet, “yandaş” bir gazeteci bu üslupla Erdoğan’a böyle bir soru sorabilir miydi?

Neyse ki sizler varsınız.