• 19.03.2014 00:00
  • (2765)

 Dün malum Cemaat bir ses kaydını daha piyasaya sürdü. Başbakan Tayyip

Erdoğan ve Star yazarı Mustafa Karaalioğlu arasında geçtiği iddia edilen

bu konuşmaların ardından bazı yazarların kovulduğu söylendi.

Bu isimlerden biri Hidayet Ş.Tuksal diğeri de Mehmet Altan.

Hidayet Hanım Star’daki son yazısında şu satırları yazmıştı:

“Mustafa Karaalioğlu’yla görüştüğümüzde o da çok şaşırdı ve derdimi anlamaya çalıştı. Derdimi anlatabildiğimi sanıyorum, eğer kararımdan vazgeçersem gene Star’a dönmeye söz vererek onu ikna ettim. Salı-Perşembe yazma sancılarımdan biri tutarsa, açık görüş sayfasından sizlere seslenmeye devam edeceğim.”

Dün serbestiyet.com sitesinde olayı tekrar yazan Hidayet Hanım, sosyal medyadaki tartışmalar üzerine twitter’dan da şunları yazdı:

“Star'dan tamamen kendi isteğimle ayrılmıştım, başka şeyler yapmak istiyordum, boşuna M. Karaalioğlu'nu karalamayın!”

Sanırım olayın asıl muhatabının bunca açık beyanatları üzerine yorum yapmaya bile gerek yok.

Mehmet Altan mevzuuna gelince. Mehmet abi Star’dan gönderildiğinde gazetenin bu kararını eleştiren iki üç kişiden biriydim.

Star’ın da eleştiriler yaklaşımlara daha tahammüllü olması gerektiğini

ve bu rengini yitirmemesi gerektiğini yazdım. Tıpkı Gülen’le ilgili

twiti yüzünden Today Zaman’dan gönderilen Ergun Babahan, Hasan Cemal ya

da diğerleri için yaptığım gibi.

O günlerde eleştirilerim üzerine gazetenin en yetkili kişilerinden, Altan’ın gazeteyle maddi konular da dahil olmak üzere ciddi sorunlar yaşadığı öğrendim. ANF’ye verdiği röportajda başyazar

sıfatını taşımasına rağmen kendi çalıştığı gazeteyi en ağır şekilde

eleştirmesinin de bardağı taşıran son damla olduğu bilgisini bana

ilettiler.

Şimdi Hidayet Hanım açıkça ayrılışının

kendi kararı olduğunu söylüyor. Altan da söz konusu yasadışı

dinlemelerden [Tabii gerçeklerse] sonra neredeyse bir yıl daha gazetede

yazıyor. Ne var ki tüm bunlara rağmen cemaat gazeteleri ve

merkez medya bu iki ismin Erdoğan’ın talimatıyla “derhal” gönderildiği

aşırı yorumunda bir elif miktarı tekzibe bile tenezzül etmiyorlar.

Neden mi? Nedeni, son dönemde sıkça şahit olduğumuz üzere bu tartışmalardan

tepe tepe mağduriyet üretmek yerine her zaman olduğu gibi hakkaniyetini

koruyan Hidayet Hanım’ın dün yazdığı şu satırlarda:

“Yakın tarihte, daha önemli bir gerekçeyle Taraf gazetesinden

ayrıldık; Hasan Cemal’e yakılan ağıtların hâlâ devam ettiği bir

dönemdi, ancak ne hikmetse bizim ayrılışımıza ağıt yakan kimsecikler

olmadı. Demek ki neymiş: Başbakan isteğiyle köşenizden olursanız ağıt yakılacak, patron isteğiyle işinizden olursanız es geçilecek! Timsah gözyaşları içindeki etik duyarlılık (!) medyamıza çok yakışıyor doğrusu...”

Bir gazeteci işinden olduğunda patronajı ya da editoryal yönetimi

eleştirebilirsiniz. Ancak başkalarının mağduriyetini kendi siyasi

hedefleri için kullanmak bırakın gazeteciliği, önce insanlığa sığmaz.

Zira bu düpedüz vicdan simsarlığıdır. Ve en çok da bu eleştirilmelidir.

Bu arada Mustafa Karaalioğlu’na karşı başlatılan karakter suikastı ve linç

kampanyası, “gözünü karartanların” ne derece tehlikeli olduğunun da bir

kanıtı. Çünkü Karaalioğlu gibi bu kavgada en naif üslubu benimseyen ve hatta zaman zaman dostlarına da itidal tavsiye eden bir isme bile yalanlarla dolanlarla bel atı vurmakta bir beis görmüyorlar. Bize, size ne yaparlar, bir düşünün. Fırsat vermesin...