• 22.03.2014 00:00
  • (2487)

 Bugüne değin neredeyse tüm Newroz’ları bölgede izledim. Devlet baskısının alanlarda şiddeti doğurduğu dönmelerde Newroz hepimiz için kazasız belasız atlatılacak bir gündü. Derken bölgede OHAL’in kaldırılması, siyasi çözümün ve diyalog ortamının gündeme gelmesiyle Newrozlar “normalleşti.”

Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Aralık 2012’de kamuoyuna duyurduğu Çözüm Süreci ile birlikte ise Newrozlar bambaşka bir anlama büründü. Artık alanlarda, çözüm iradesine sahip aktörlere verilen desteğin oranını ölçer olduk.

Nitekim, 21 Mart 2013’te Abdullah Öcalan’ın, Erdoğan’ın duyurduğu Çözüm Süreci’ne verdiği desteği açıkladığı mektubu Newroz alanında büyük coşku meydana getirmişti.

O günden bugüne de çözüm iradesinin sahipleri tüm provokasyonlara rağmen barıştan yana tavırlarından taviz vermediler. Sadece 2012 yılında yüzlerce canımızı yitirdiğimizi unutmazsak, Çözüm Süreci’nin başladığı 1,5 yıldan bu yana tek damla kan akmamasının değeri sanırım daha iyi anlaşılır.

Newroz kutlamalarını izlemek için gittiğim Diyarbakır’da da bu bilincin en yüksek seviyede olduğunu sevinerek gözledim.

Kutlamalara bir gece öncesinden havai fişeklerle başlayan Diyarbakırlılar adeta perşembe gecesini ayakta geçirdiler.

Kente gelen gazetecileri ve turistleri ağırlayan meşhur ciğercilerin, kafelerin ışıkları sabaha dek yandı, sokaklar hareketliydi. Hatta bazı vatandaşlar ertesi gün mahşeri bir kalabalığı ağırlayacak Newroz alanında gecelediler.

Güneşli, harika bir Newroz sabahına uyanan Diyarbakırlılar öğlene dek kutlamalarını sürdürdüler. Kent, rengarenk yöresel kıyafetleriyle caddelerde gezinen çocuklar ve kadınlar sayesinde adeta bir karnavalı andırıyordu. Nihayet, alanda cuma namazı için verilen aranın ardından Öcalan’ın Çözüm Süreci’ne dair beklenen mesajı okundu. Böylece birkaç gün öncesinden sürece dair yapılan üstü kapalı tehditlerin tüm ağırlığı da kentin üzerinden kalkmış oldu.

Mesajında, Bazı BDP yöneticilerinin ve Kandil’den gelen muğlak açıklamaların aksine sürecin devamına dair iradesini açıklayan Öcalan’ın en hayati cümlesiyse sanırım şuydu:

“En yakıcı şekilde cevap bekleyen şey, birbirini tekrarlayan darbelerle mi yoksa tam bir demokrasi ile mi yola devam edeceğiz. Soru budur.”

Öcalan yüzbinlerce kişinin dinlediği mektubunun devamında da şunları yazmıştı:

“Bütün ara yollar ve geçici biçimler artık miyadını doldurmuştur. Şu ana kadar yürütülen bir diyalog süreciydi ve önemliydi. Bu süreçte iki tarafta da birbirini iyi niyetini, yeterliliğini test etmiştir.”

Onlarca yılın acılarını unutmak isteyen doğunun bu kadim kentinden ilk kez içim bu kadar rahat ayrılacağım. Çünkü artık net bir şekilde anladım ki Çözüm Süreci’nin barış mayası iyice tutmuş. Zira artık Türkiye tarihinin bu büyük projesinin mimarları isteseler dahi kimse dört elle sarıldığı bu barışı ve huzuru bırakmaz. Ama yine de barışın rehavet kaldırmayacağı ve bu yüzden de çözüm karşıtı koalisyon karşısında taşın altına elini koyan siyasi aktörlerin desteklenmesi gerektiğini unutmamalı.

Evet, Çözüm Süreci’nin geri döndürülmesinin mümkün olduğu o psikolojik eşik aşıldı. Artık bu büyük kardeşlik projesinin ayrık otlarından arındırılıp kurumsallaştırılmasının zamanıdır.