• 1.04.2014 00:00
  • (3070)

 “Bodur, cahil, çirkin” diye küçümseyip “Koyun koyun” dediğin seçmenin sandıkta koyduğu tavırda 1950’den beri değişen bir şey yokmuş… Tekerrür eden tarih değil aptallığınızmış…

Yan yana gelen muhalefet bileşenlerinin sayısı değil, barış ve demokrasi konusundaki söylemlerinin “işlevi” önemliymiş…

Kadir Topbaş’ın halka “geçen” sahiciliğini, mekanik jestlerle taklit etsen bile alacağın oy en fazla Sarıgül’ünki kadar oluyormuş…

Binali Yıldırım gibi, partinin oylarını 7-8 puan arttırsan da seçimi kaybedince centilmenliği elden bırakmamak mümkünmüş…

BDP’ye “bölge partisi” eleştirisi yaparken, sıkışıp kaldığın Ege’den çıkmadan Türkiye partisi olamayacağını da düşünmen gerekiyormuş…

Siyasi bilinci ve sağduyusu yüksek Kürt seçmeni Gezi’ye taşıyıp Kemalist-arkaik sola yamama projende meşhurlar serisinin en popüler adayını kullansan da avucunu yalıyormuşsun. Hatta 2009 yılında DTP’nin İstanbul’da aldığı oyun bile gerisine düşüyormuşsun…

 

Osman

Baydemir gibi barış yanlısı, demokrat siyasi bir figüre, siyasetin

yerel dinamiklerini de hiçe sayıp, “Urfa’ya sürirem ulen” diyerek gücünü

sınamamalıymışsın…

Ancak “ecel terleri” döküp finişi göğüsleyebilen bazı AK Partili belediye başkanlarının, Erdoğan’ın seçmen nezdindeki prestiji dışında “artılar” oluşturmalarının zamanı çoktan gelmiş… Seçmen kimilerinden bıktığını sandıkta pekâlâ hissettiriyormuş.

Face

hesapların asgari 5000 RT alan twitlerin kararsız seçmenler

dağıtıldığında bile sandığa yansıması kıytırık bir fav’dan fazlası

değilmiş…

Saçlarını parmaklarına dolayan kolejli kız edasıyla

çizdiğin “ay jüneyt 2 milyon takipçin var daha ne konuşuyoruz”

şeklindeki siyaset projeksiyonları, partine oy değil, olsa olsa sana

sokakta hiçbir gerçekliği olamayan 3-5 takipçi kazandırıyormuş…

Seçmenin

refleksini neredeyse bire bir okuyan demokrat medya değil, manşetleri,

haberleri ve köşe yazılarıyla seçim sonuçlarının uzağından bile

geçemeyen merkez medya halkı kandırıyormuş… Seçim sonuçları için “her şeyine” iddiaya girip yanılınca yan yatan kalemlerin zaten “hiçbir şeyleri” yokmuş…

İl

il AK Parti dışında oy verilecek partilerin isimlerini yayınlasa da.

Yurtlarındaki öğrencileri tehdit etse de. İş yerlerindeki çalışanları

sıkıştırsa da. Şantaja, montaja başvursa da. Yargıdaki, polisteki,

medyadaki gücünü kullansa da. Seçim sonuçlarını manipüle etse de… Cemaatin kendi tabanında bile hükmü yokmuş…

Seçim

öncesi manipülasyon bir yere kadar etkili olsa da seçim sonuçları

açıklandıktan sonra bu yola meyletmenin adı tek kelimeyle ahmaklıkmış…

“Elektrikler kesildi seçimi kaybettik” komedisi artık trajediye dönüşmüş…

Onurlu

Dersimliler günü gelince, coğrafyalarındaki katliamın hesabını sandıkta

layıkıyla sorup, üzerlerine yapışan “Stockholm Sendromu"nu da çöpe

atabiliyorlarmış…

Kadınlarına seçme ve seçilme hakkı 80 yıl önce “verilen” Türkiye’de, başörtülü bir belediye başkanı nihayet seçilebiliyormuş….

KONDA bu işi “yine” biliyormuş arkadaş. Bravoymuş Tarhan Erdem’e ve Bekir Ağırdır’a…

 

AK Parti seçmeninin suçu ne?

 

Haklısınız, herkese çaktık, dönüp biraz da kendimize bakalım.

Evet,

bu 8. Seçim zaferinin ardından Çözüm Süreci, demokratikleşme,

yolsuzlukla radikal mücadele, şeffaflaşma, AB üyeliği gibi konularda

artık AK Parti’den daha radikal adımlar bekliyoruz. Bu noktada Tayyip

Erdoğan’ın siyaset dışı yöntemlere tenezzül etmeden centilmence siyasi

partilerini destekleyen tüm Türkiyeli seçmenleri Başbakan sıfatıyla daha

sıkı sahiplenmesi de hayati önemde. Yani gerekirse 1-2-3 daha fazla balkon konuşması…

Ancak

bu talepleri her fırsatta dile getiren gazeteciler, yazarlar olarak,

sizce AK Parti seçmenini fazlasıyla ihmal edip haksızlık etmiyor muyuz?

Öyle

ya, bu ülkenin yüzde 45’i pek çok beklentisini ve önceliğini öteleyip

sandığına, demokrasiye sahip çıktı. Üstelik de dört bir yandan gelen

bangır bangır manipülasyonlara, baskılara, aşağılamalara rağmen. Oturdu,

düşündü ve bir siyaset profesörüne taş çıkartacak “muhasebenin”

ardından bireysel artısını pozitif sonuçlar üretecek enerjide bir

çoğunluğa dahil etti. Bu dünyanın her yerinde takdir edilecek,

onurlandırılacak bir seçmen refleksidir. Ama bizde nedense bunca insana

âdeta utanılacak bir iş yapmışlar muamelesi yapılıyor. Ya da en azından

“tamam” büyütmeyin nasihatleri veriliyor. Bence bu da “göbeğini kaşıyan adam” metaforunun “tevazu telkini” sosuna batırılmış ürkekçe bir tezahürü.

AK Parti seçmenini, siyasi aktörlerini yönetime getirmek için kurguladıkları seçim oyunundaki başarılarından, akıllarından, sağduyularından ötürü haddim olmayarak ama ağız dolusu tebrik ediyorum.