• 9.04.2014 00:00
  • (2717)

 İddialar ciddi…

Milyonlarca Türkiyelinin tehdit ve şantaj amacıyla yasa dışı yöntemlerle dinlenmesi söz konusu…

Bazı meşhur otellerin duşlarına konulan kameralarla, kimi

siyasetçilerin eşlerinin mahrem görüntülerinin kaydedildiği konuşuluyor…

Çözüm Süreci’ne yönelik provokasyonlardan çekiniliyor…

İşçileri, emekçileri, orta sınıfı yoksullaştıracak “ekonomik suikast planları” tartışılıyor…

Türkiye’ye katma değer sağlayacak dev yatırım projelerini sekteye uğratma planları ortaya çıkartılıyor…

Güvenlik

ve yargı bürokrasisinde otonom hareket eden paralel yapılanmadan

korkuluyor. Jandarmaya, yardım TIR'larına refakat eden MİT’çilere silah

çektiriliyor… Gazeteciler, yazarlar “dava kıskacına alınmakla” tehdit

ediliyor…

Devletin en tepesindeki isimlerin

kriptolu telefonları, en stratejik toplantıları gizlice dinleniyor. Ele

geçirilen sırların Suriye’ye mi, İsrail’e mi yoksa diplomatik gerginlik

yaşadığımız başka bir ülkeye mi sızdırıldığı tartışılıyor. Ulusal

güvenlikle ilgili bilgiler gazetelerde çarşaf çarşaf yayınlanıyor…

Tüm bu somut gelişmelerin muhatapları ise, sanki yukarıdakiler söz

konusu bile değilmiş gibi, eleştirileri kendilerini daha meşru

gördükleri bir alanda savuşturmaya çalışıyorlar.

En revaçtaki girizgâhları ise “hizmet aşkıyla yanıp tutuşan ve maddi

imkânları önemsemeyen gönüllülerle dünyanın dört bir yanına okul açan bu

camia…”

Evet, kendileriyle tartışırken bu

absürt savunmaları karşısında  “kamera nerde el sallamak istiyorum”dan

fazlasını söylemek komik olur. Ne var ki bu akla ziyan savunmayı artık

kendilerini “tanıyanlara” karşı yapmıyorlar. Hedefleri, isyan etmelerine

ramak kalmış tabanları.

İşte sırf bu yüzden eziyete katlanıp

usanmadan anlatmak gerekiyor. Zira sosyal medyadan mesaj atan, e-posta

gönderen pek çok Cemaat destekçisinin ruh hâlinden anlaşıldığı üzere,

tabanın algısı düzenli olarak manipüle ediliyor.

İyi

niyetlerle bu yapıya maddi manevi destek sunan insanlar, sanki ortaya

çıkan bunca somut skandal mevzu değilmiş gibi, “okul açan hizmetten”

bahsediyor. Tekrar tekrar anlattıkları fedakârlık hikâyeleriyle,

kriminal alanda cereyan eden bu tartışmayı anlamaya çalışıyorlar.

Haklısınız, bu “oysa okul açmıştık” savunması, cinnet geçirip

müşterilerine saldıran bir kasabın mahkemede, ödediği vergilerle kendini

aklamaya çalışmasına benziyor.

Kaldı ki illa

“okullarımız da okullarımız” diyorsanız da, emin olun orası da pek öyle

sandığınız gibi pirüpak değil. Zira yıllarca Cemaat’te, üstelik bizzat

Fethullah Gülen’in en yakınında bulunmuş isimlerin anlattıkları yabana

atılacak cinsten değil.

En iyi okullarda

eğitim aldıktan sonra, üç otuz paraya fedakârca dünyanın ücra köşesine

giden inanmış insanların çalıştığı bu okulların, “hizmet standardı”

üzerine de konuşulmalı mesela. Yakın zamana kadar Cemaat’in en üst

katlarında bulunmuş bir ismin tabiriyle âdeta “paralel devletler

topluluğu” için çalışan bu okulların network’u biraz deşilmeli.

Ama dedik ya, ona gelene kadar…