• 6.05.2014 00:00
  • (2372)

 ABD’li düşünce kuruluşu Freedom House’un (Özgürlük Evi) 2013 basın özgürlüğü raporunda, Türkiye 62 puanla 134. Sırada yer aldı. Bu da AB adayı Türkiye’nin Mısır, Libya, Kırgızistan gibi ülkelerle aynı kategoride olduğu anlamına geliyor.              

Bırakın yazmayı, okumanın cesaret gerektirdiği Gündem gibi gazetelerde yazdım. Hatta sonuncusundan da “siyasi” nedenlerle tasfiye edildim. Dolayısıyla basın özgürlüğü benim için şahsi bir “mesele” de. Bu yüzden Free Press Unlimited gibi, Türkiye’deki basın özgürlüğüne radikal eleştiriler getiren bağımsız kuruluşların çalışmalarını da yakından takip edip destekliyorum.

Ne var ki konuyu bu denli önemseyen biri olarak FH’nin raporu karşısında heyecanlanmak şöyle dursun, sadece güldüm. Ne gariptir ki, medyadaki tekel konumlarıyla basın özgürlüğü hakkında ağızlarını bile açmaya hakları olmayanlar üzerine atlayıverdiler.

Rapor, yayınlayan kuruluşun niteliği ve araştırma kriterleri sorgulanmadan merkez medya-ilişikleri ve cemaatin yayın organları tarafından köpürtülmeye başlandı. Yiğit Özgür’ün “gerizekâlı” isimli karikatüründen fırlamış avatarlar tarafından da twitter’da yorumlanıyor: “A basın özgürlüğü mü, ben biliyorum. 174. Sıradaymışız işte, ne konuşu’yonuz!”

Dediğim gibi, zaten gülmekten konuşamıyoruz ama bu dezenformasyonu basın özgürlüğü adına deşifre etmek de imtina edilemeyecek bir sorumluluk. Öncelikle, Freedom House, janjanlı adının çağrışımlarının aksine, motivasyonu demokrasi ve özgürlükler olan bir kuruluş değil. Ta 2. Dünya Savaşı yıllarında ABD’nin ulusal çıkarlarını korumak ve komünizm gibi dönemsel tehditleri itibarsızlaştırmak için kurulmuş organik bir örgütlenme. Uluslararası kriterlere göre, STK’dan sayılması bile tartışmalı. Özgürlükler tehlikeye girdiğinde değil, daha ziyade ülkelerin iç ve dış politikaları ABD’nin dümen suyundan çıkıp özgürleşince devreye giriyor. Örneğin doğal kaynakların gelirlerini, ABD’li kartellerin tekerine çomak sokarak halka paylaştıran Chavez gibi bir lider mi çıktı sahneye? FH anında beliriyor. Halkın katledildiği, sömürüldüğü diktatörlük dönemlerinde demokrasi adına esirgediği eleştirelliğini, muğlak kriterler eşliğinde basın özgürlüğü alanında bonkörce savuruyor. Küba, Venezüella, Nikaragua gibi onlarca örneğin hikâyesini, Yıldıray Oğur’un pazar günü Türkiye’de yayımlanan makalesinden okuyabilirsiniz.

FH’nin Türkiye’yi hedef tahtasına oturtmasının nedeni de farklı değil. Türkiye, son yıllarda, Mısır başta olmak üzere bölge politikaları ABD’den bağımsızlaştırdıkça, FH’nin gözüne her zamankinden fazla batmaya başladı.

Abarttığımı mı düşünüyorsunuz? O halde hatırlayalım. Örneğin FH, 2013 Türkiye’sine gazeteci de olan bazı tutuklular ve işsiz yazarlar gibi nedenlerle 62 puan veriyor. Bu denli hassas olan FH, sizce Özgür Gündem’in resmî çeteler tarafından bombalandığı, onlarca çalışanının, bırakın tutuklanmayı, sokak ortasında katledildiği 1994’te Türkiye’ye basın özgürlüğünden kaç vermiştir? “Soru mu bu” diyorsunuz değil mi? Haklısınız kıyas bile kabul etmez. Ama FH pek sorun etmiyor böyle “şeyleri”. 90’larda öldürülen 50 gazeteci için, hepitopu üç beş puan kırıvermiş Türkiye’nin şimdiki notundan, o kadarcık…

“Yahu not verme kriteriniz nedir o halde” diye sormanız anlamsız. Zira Twitter’da İzzet Yaşar'ın yazdığı gibi, FH Türkiye’ye bakınca “yolsuzlukları yazan gazeteciler kovuluyor” iddiasını görüyor. Ama aynı ülkede, polis istihbaratın manipülatif yolsuzluk iddialarını yayınlamak için “özel” gazetelerin kurulduğunu umursamıyor mesela.

Ya da faşizan ceza kanunlarında tutuklu gazeteciler lehine reforma giden siyasal iktidarı, yargıdaki örgütlenmesiyle sıkıştıran paralel çetenin “basın faaliyetleriyle” ilgilenmiyor.

Gerçi niye yoracaklar ki kendilerini. Çevreye meyleden ülkelerin üzerinde ABD’nin ulusal çıkarları için Demokles’in kılıcı gibi sallanan Özgürlük Evi’nin Türkiye’deki müştemilatı kimlerine beş yıldızlı otel. Adamlar da 1984 romanında, ülkeyi mutlak bir diktatörlükle yöneten Ingsoc partisinin mottosunu ezberletmiş “bizimkilere”, yılda bir kere tekmil verdirip okutturuyor işte:

“Savaş barıştır, özgürlük köleliktir, cahillik güçtür!”