• 16.05.2014 00:00
  • (2567)

 Kurtarma çalışmaları, kederli bekleyişimiz sürüyor… Yastayız.

Şimdi bize düşen ilk görev birbirimizi sağaltmak. Artık herkes kendince; sarılarak, dualarla…

Ama şimdi, ölüm haberi alınca aklına ilk gelen şey siyasi husumeti ya da bir tartışmadaki haklılığı olanlara kulaklarınızı tıkayın.

99 depreminde ortaya atılıp “7,4 yetmedi mi” diye soran canavarların muadillerini… Kur'andan âyetleri, hadisleri sıralayıp, yaşanan felaketi 30 Mart seçimlerinin bedeli olarak sunan insan müsveddelerini yalnızlıklarına terk edin.

İşçilerin ölümünün ve ailelerinin bu dayanılmaz acısının, bir kısım Türkiyelinin siyasi tercihlerinden ötürü “hak edilen bir son” olduğunu söyleyenleri nefretleriyle baş başa bırakın.

Meşrebince yasını tutanlardan, hüzünlerini illaki kendilerine de göstermelerini bekleyen densizleri… Bu büyük dram karşısında acı ve hüzün gibi asgari insani tepkiler için hariçten çağrı yapan işgüzarları… Vicdanı karikatürize edenleri ignore edin.

Siyasi hesabını görmek için acıda bile montaja soyunan, ölülerin çıplak bedenine fon arayan, sermayeye iltimas geçen medyanın sahtekârlarına kanmayın.

Cenazeleri daha orta yerdeyken, sigorta şirketlerinden her türlü garantiyi alıp borçlandırdığı işçilere karşı yükümlülüğünü ulufe dağıtırmış gibi böbürlenerek reklam eden bankalara, şuna buna prim vermeyin.

Yapın bunları ki, artık bu memlekette acılarımızı yaşamayı yasımızı tutmayı layıkıyla öğrenelim. Bu sefer "mış gibi" yapmayalım. Artık “konuya” gelelim ve “sonrası” da olsun. Maden sözleşmesinin imzalanması, uluslararası denetçi kuruluşların devreye girmesi, sendikaların asli işleri olan işçi güvenliğine odaklanması mecburiyet olsun; geçiştirilemesin.

Ve böylece, bize bu acıları yaşatanlardan soracağımız hesap hep olduğu gibi parodiye dönüşmesin.

Ancak bu şekilde gerçek bir hesaplaşmaya girişebiliriz;

İhmallerle, aymazlıklarla, usulsüzlüklerle, varsa kasıtlarla…

Hâlâ nasıl tutuklanmadıklarını merak ettiğimiz o maden şirketinin sorumlularıyla… Birkaç ay öncesine kadar manşetlerden, köşelerden inmedikleri hâlde bir anda medyanın unuttuğu ocağın sahipleriyle… Gerçeklerin canını okuyup şirketin PR faaliyetlerine ortak olanlarla… Patronlarının övünerek anlattıkları maliyet düşürme başarılarının bu faciadaki katkısıyla…

Çalışma müfettişlerinin, aksatmadan yaptıklarını söyledikleri o rutin güvenlik denetimlerini nasıl gerçekleştirdikleriyle…

Ancak 30 saat sonra mevzuatı hatırlatmak için görünmesi sağlık durumuyla gerekçelendirilen Çalışma Bakanının, 8-9 ay önce Soma ile ilgili Meclis'te verilen soru önergesini niçin geçiştirdiğiyle…

Evet, şimdi yastayız. Hâlâ toprak altında insanlarımız, dışarıda da bekleyen acılı annelerimiz, eşlerimiz, çocuklarımız var. Ama sırası gelecek. Bugün ülkenin geldiği seviyede, tabuta koyduğumuz ölülerimiz dışında hiçbir şeyin üstünün örtülmesine izin verilmeyeceğine inanıyorum.

Çünkü hayal ettiğimiz yeni Türkiye; hesap vermenin işveren, bürokrat ya da siyasiler için bir lütuf değil görev olduğu, istifa mekanizmasının kurumsallaştığı bir ülke.