• 21.05.2014 00:00
  • (2657)

 Başbakan Tayyip Erdoğan’ın 24 Mayıs’taki Köln gezisi öncesi Almanya’da hararetli bir tartışma başladı. Almanya’da yayın yapan bazı gazeteler ve siyasi aktörler, “Erdoğan gelmesin” kampanyası başlattılar.

Berlin, tartışmaların resmî bir tavrı yansıtmadığını söylüyor. Alman Hükümeti Sözcüsü Steffen Seibert, “Erdoğan’ı Almanya'da memnuniyetle konuk edeceklerini” söylüyor. Ancak Seibert, şu uyarıyı yapmaktan da geri durmuyor: “Alman hükümeti konuşmaya büyük bir hassasiyetin hakim olmasını beklemektedir.”

Söz konusu kampanyalara açıkça ya da örtülü destek veren Almanya sağının tavrını anlamakta güçlük çekmiyoruz.

Doğan Grubuyla “ortaklığı” bulunan ya da Cemaat çevrelerinden enforme olan bazı Alman gazete ve televizyonları da işlerini yapıyorlar. Kendilerini, Gezi’deki ve 17-25 Aralık operasyonlarındaki manipülatif, hatta kışkırtıcı yayınlarıyla hatırlıyoruz. Bizdeki Sözcü’nün paralelinde, bir ülkenin genel, serbest ve demokratik seçimlerle işbaşına gelmiş Başbakanına “führer” diyecek kadar hırçınlaşmış durumdalar.

Ne var ki bu oryantalist linç kampanyasına açıklamalarıyla malzeme vererek ortak olan Yeşiller’in ve Alman solundan bazı partilerin tavrı gerçekten ilgi çekici.

Örneğin Yeşiller’in Eş Başkanı Cem Özdemir, Erdoğan'ın Soma faciasının ardından yaptığı açıklamalar ve gösterdiği tepkiler nedeniyle Almanya’ya gelmemesi gerektiğini söylüyor. Özdemir, bu facianın ardından Başbakan'ın Köln'e gelerek cumhurbaşkanlığı seçim mücadelesine devam etmesinin “kabul edilemez” olduğunu da sözlerine ekliyor.

12 Eylül Referandumu döneminde ve öncesinde arkaik sol söylemlere prim vermeyerek demokratların takdirini toplayan Özdemir, Türkiye’deki dönüşüm sürecine dair tavrını değiştirmiş olabilir. Bu değişimi onu, Türkiye’de Soma faciasını iktidara karşı siyasi husumetine alet edip manipülasyon yapan kesimlere yakınlaştırmış da olabilir. Elbette Özdemir’in AK Parti’nin politikalarına “artık” karşı olması en doğal hakkıdır. Ne var ki AK Parti’ye ve Erdoğan’a Soma Faciası üzerinden aldığı tavır, ona meşru bir siyasi aktörün seçim kampanyasını yürütme hakkını engelleme, “gelme” deme lüksü vermez. Hele bir de bu antidemokratik tutumunun pratikleri, Alman sağıyla, aşırı milliyetçilerle ortaklaşıyorsa…

Ben Almanya’daki demokrat ve eşitlikçi söylemlerinden ötürü sosyal demokratlara (SPD) ve Yeşiller’e yönelen Türk kökenli Almanya vatandaşlarının bu söylemeleri “değerlendireceğinden” eminim. Zira bu seçmenlerin kahir ekseriyeti, genel seçimlerde aynı reflekslerle, söz konusu politikaların Türkiye’deki temsilcisi saydıkları AK Parti’ye yöneliyorlar. Dolayısıyla seçmenler, kafalarındaki bu “ilişkilendirmeye” ters düşen çıkışlara tepkilerini sandıktaki iradelerine de yansıtacaklardır.

Siyasetçilerin niyetini okuyacak değilim. Ancak Almanya’da ve tüm Avrupa’da yüz binlerce Türk kökenli seçmenin oyunu alan sol-demokrat siyasiler, eğer sağ Alman seçmene “de” oynamaya karar verdilerse, kaybedecekleri desteği “de” hesaplamalılar.