• 4.06.2014 00:00
  • (3044)

 15 aydır süren ve Türkiye’nin demokratikleşmeden ekonomiye tüm alanlarındaki kara delikleri kapatmaya muktedir Çözüm Süreci’nde harika gelişmeler yaşanıyor.

Çözüm Süreci’nin mimarlarından Beşir Atalay’ın Mehmet Acet’e yaptığı açıklamalara göre, 19 Mayıs’ta Başbakan Tayyip Erdoğan başkanlığında yapılan toplantıdan çıkan, sürece ivme kazandırılması iradesi hükümet tarafından kararlılıkla sahipleniliyor.

Beşir Atalay “Çok samimiyetle yürüttüğümüz, Türkiye'nin şu andaki en önemli projesidir” diye tanımladığı Çözüm Süreci’nde yeni bir aşamaya geçildiğini belirtirken, “bir tıkanma olmadığı ve diyalogların devam ettiği" müjdesini de veriyor.

Bu umut verici gelişmeler, Abdullah Öcalan’ın İmralı’dan yolladığı mesajlarla da teyit edildi. HDP’den yapılan açıklamaya göre Öcalan şunları söyledi: “En önemli realite sürecin yeni bir aşamaya gelmiş olmasıdır. Gelinen noktada ciddi bir başlangıç için önemli bir umut vardı ve bu umut korunarak geliştirilmelidir.”

Elbette bu olumlu tabloya dair umudumuz, sürecin yalnızca hükümet ve egemen Kürt siyasal hareketi tarafından sahiplenilmesinden kaynaklanmıyor. Tüm Türkiyelilerin yanı sıra, bölge halkının olağan üstü koşullardan çıkışı içselleştirdiğine ve normalleşmeye sahip çıkacağına dair tepkileri de hayati önemde.

Bunlardan en önemlisi de, Çözüm Süreci’nin çatışmasızlık ortamına tezat oluşturacak şekilde henüz reşit bile olmayan çocukların PKK’ye “alınmasına” Diyarbakır’daki oturma eylemleriyle tepki gösteren annelerimiz.

Öyle ya, barış yanlıları olarak yılardır bu savaşı Türk ve Kürt annelerinin atacağı beyaz yazmalar bitirecek demiyor muyduk?

İşte yapıyorlar. Talepleri net. “Savaş bitti, barışı yaşıyoruz, o halde artık çocuklarımızı bize verin!”

Annelerin bu son derece haklı ve meşru tepkisi aslında yalnızca PKK’ye değil, savaş kozunu masada tutan “herkese” açık bir mesaj. Zira gencecik Türk ve Kürt çocuklarının canıyla yürütülen bu savaşa artık herkes “evet” dese de kendilerinin cesurca karşı duracaklarını ilan ediyorlar!

Ne var ki, Cemaati’n ve ulusalcıların, annelerin aslında Çözüm Süreci’nin meyvesi olan bu tepkilerini savaşı yeniden başlatmak için provoke etmeleriyle mücadele ederken, bir yandan HDP’den gelen açıklamalarla sarsılıyoruz.

Sağduyularına, vicdanlarına güvendiğimiz isimler sessiz. Leyla Zana, Fırat Anlı, Sırrı Sakık, Osman Baydemir…

Gültan Kışanak, annelerin Diyarbakır Belediyesi önündeki barışçı ve sessiz eylemini, bahçeye köpük sıktırarak ve zabıtalar vasıtasıyla engelliyor. Sabahat Tuncel, Ertuğrul Kürkçü, eylemi savaşçının el kitabından klişelerle savuşturmaya çalışıyorlar.

CNN Türk’te katıldığı bir programda “dünyanın her yerinde çocuk meselesi çocuk meselesidir kardeşim” diye defalarca tekrar ettiği halde mevzuu siyasetten bir adım ötede yorumlayamayan Sırrı Süreyya Önder ajitasyonun dibine vuruyor.

Önder Kandil’e gidip gördüğünü ve 15-16 yaşında çocukların dağda kendi istekleriyle kaldığını söylüyor. Ne harika değil mi? Çocuk istismarı konusunda savunma hazırlayan hukukçular kulaklarını açsın. Önder’in açıklamaları, mevzuu “PKK çocukları tiner koklatıp bayıltarak kaçırıyor” yavanlığında tartışanlara cevap da olabilir. Ama bizim “dağılmaya” hiç niyetimiz yok.

Son olarak, annelerle görüşmesini ve hatta ellerini öpüp taleplerini dağa ileteceğini söylemesini takdir ettiğimiz Selahattin Demirtaş da ne yazık ki akla ziyan sözleriyle hepimizi hayal kırıklığına uğrattı. Selahattin Demirtaş “Bazı aileler aldıkları paralar karşılığında o eylemi yapıyorlar” dedi.

Vah vah! Aynı sözleri yıllardır çocuklarının akıbetinin peşine düşüp meydan meydan oturan Cumartesi Anneleri için 90’larda devletlülerin söylediğini hatırlıyorum.

Siz siyaseti ne için yapıyorsunuz bilmiyorum ama dünyada para için yapılacak son şey olsa olsa anneliktir.

Dağdaki evladından gelecek haberi beklemekten başını yastığa koyamayan annelerle mücadeleyi bırakıp, artık ne için yapıyorsanız, siyasetinizi konuşturun.

Hem barış siyaseti sizi rahatlatır da. “Biz silahlar sussun istiyoruz ama Kandil’in zabitleri pek yaman” ezgisini mırıldanırken “kızan” olursa "dublaj Kürt annelerine, seçmenlerimize ait” der çıkarsınız.

İşe, “konu gündeme gelmedi” deseniz de, Öcalan’ın HDP’lilerle son görüşmesinde verdiği “anneleri çocuklarıyla görüştürün” mesajını vakit geçirmeden muhataplarına bildirerek başlayabilirsiniz mesela. Bu arada da mümkünse halkınızın acılı kadınlarına daha fazla hakaret etmeyin. Ayıptır, günahtır.