• 18.06.2014 00:00
  • (2518)

 Muhalefetin çatı adayı olarak Ekmeleddin İhsanoğlu’nu seçmesinin en büyük nedeni kuşkusuz ki muhafazakâr seçmenden oy alma hesabı.

Ancak Ekmeleddin Beyin ismi açıklanır açıklanmaz Darbeci Sisi’ye ve diktatör Esad’a yönelik muhafazakârların tepkisini çeken açıklamalarının tartışılmaya başlanması, evdeki hesabın çarşıya uymayacağını gösteriyor.

Kaldı ki aslı varken kimse suretine yönelmez. Köşk vizesi için mevzu muhafazakârlıksa, Tayyip Erdoğan gibi sembol bir isim, önlerinde en ciddi alternatif olarak duruyor işte.

Cemaat medyasının İhsanoğlu’nu Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile refere etme çabalarının da AK Parti’den kopartılmaya çalışılan muhafazakâr seçmen nezdinde bir itibarı olmadığı açık. Ayrıca, Gezi koalisyonundan birtakım yazarın, çatı mantığına uygun olarak İhsanoğlu’nu CHP tabanı ve sol seçmende muteber kılma girişimleri de muhafazakâr camiada yürütülen piar faaliyetlerini zedeliyor. Ulusolcuların “Che’nin çantasından çıkan Nutuk” geyiğini akıllara getiren “Biliyor musunuz İhsanoğlu’nu, Nazım’ı Arapçaya çevirmiş” türünden ilginçliklerin, muhafazakâr seçmende “oo, öyle mi öğrendiğimiz iyi oldu” tepkisi oluşturduğunu tahmin etmek zor değil.

İşte tüm bunlar son toplum mühendisliği projesinin eklektik formülünün açmazları. Dolayısıyla, mekanik yan yana geliş pratikleri kâğıt üzerinde iyi dursa da, toplumdaki karşılığını bakkal hesabı misali dört işlemle şak diye hesaplamak imkânsız.

Bahçeli ve Kılıçdaroğlu’na “iyi gelen” İhsanoğlu formülünün, maksimum oy hesabından başka bu iki liderin siyasi beka kaygısından kaynaklanan bir gerekçesi de var.

Dün Sabah’taki köşesinde işin bu boyutunu da ele alan Mehmet Barlas şöyle diyordu:

“Aslında Kılıçdaroğlu bu ismi belirlerken siyaseten kendince doğru bir tercih yapmıştır. Deniz Baykal ve Mustafa Sarıgül gibi isimleri devre dışında bırakarak önümüzdeki CHP Kurultayı’nda kendisine rakip olmayacak bir ismi öne sürmüştür. Meral Akşener gibi isimlerin devre dışı bırakılmaları ile Bahçeli’nin MHP liderliği de güvence altına alınmıştır.”

Evet, hedeflenen "ben yenilmedim miki yenildi" bahanesi olsa Barlas haklı.. Yenilginin bedeli her hâlükârda bu iki lidere çıkartılacak. Hatta belki, tepkileri üzerine çekmesi için Star gazetesinin dünkü manşetinde tarif edildiği şekliyle “kurşun asker” formülüne başvurmanın faturası, bu iki liderin yarışa kendilerinin girip de yenilmelerinden daha ağır olacak. Özellikle de Kılıçdaroğlu açısından.

Geçmişi ve kariyeri yüzünden CHP çevrelerinde soy ismi yaygın olarak İslamoğlu lapsusuna neden olan İhsanoğlu tercihinin oluşturduğu fırtınayı görüyorsunuz. Vekiller tek tek yönetime bayrak açıyor. “CHP gazetelerinde” istifalar yaşanıyor. Yakın çevresiyle, küllerinden doğacağı 10 Ağustos sonrası felaket senaryolarını paylaşan Sarıgül apartta. Baykal da açıkça isyan etti. CHP içindeki ve tabanındaki ulusalcıların partinin kadim gördükleri değerleri pahasına alınacak bir yenilgiyi, Kılıçdaroğlu’nun “tavizsiz yenilgisine” göre daha kullanışlı bir silah olarak kullanacakları açık.

Haklısınız bu projeksiyonu İhsanoğlu mühendisliğinin sandıkta çökmesi ihtimali üzerine çiziyorum. Ama aksi durumda da kazanan Kılıçdaroğlu ve Bahçeli olmayacak. Çünkü bu eklektik formül tutar da sandıktan İhsanoğlu’nu çıkarsa bile, muhalefetin karşısında, kendisini Köşk'e çıkartanların kafasına Anayasa fırlatan Sezer’in dindar bir versiyonunu bulmayacağının garantisi yok. Öyle ya, siyasetin doğal pratikleri içinde şekillenmeyen ve bürokratik tınısı hayli yüksek bir organizmanın nakledildiği bünyeye uyum sağlaması oldukça düşük ihtimal değil mi?