• 1.07.2014 00:00
  • (2557)

 Nihayet Köşk yarışına temsil kabiliyeti olan bir siyasi aday girdi. HDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş dün Cumhurbaşkanlığına adaylığını açıkladı.

Selahattin Demirtaş’ın Köşk adaylığının açıklanmasının ardından, Tayyip Erdoğan’a desteğini sunacağı aşikâr kesimlerden gelen yorumlara baktığımda, genel olarak “olumsuz” bir söylemle karşılaşmadım.

Ekmeleddin İhsanoğlu’nun adaylığına yönelik eleştirileri, “muhalefetin adayı kim olsa eleştirecektiniz zaten” diye savuşturmaya çalışan peşin satanlar anlamışlar mıdır bilmiyorum? Ancak asgari mantığa sahip herkes, İhsanoğlu’nun adaylığındaki asıl sorunun, siyasi bir yarışa siyaset dışı bir unsurun sokulması olduğunu düşünüyor. Dolaysıyla yan yana gelen muhalefetin siyasi kimliğini yansıtmayan İhsanoğlu’nu, bir toplumsal mühendislik projesinin yapay adayı olarak gördükleri için eleştiriyorlardı.

Peki, siyaset kurumunu ve demokrasiyi önceleyen bu eleştirilerin sahiplerinin, oy vermeyecek olsalar bile Demirtaş’ın adaylığını İhsanoğlu’nunki gibi tepkiyle karşılamamalarının nedeni ne?

Birincisi, Demirtaş siyasi bir aktör ve artık seçimle alınacak bir makam olan Köşk yarışına girmesi sonuna kadar hakkı; Ekmel Bey’in adaylığı gibi “sırıtmıyor.” 

İkincisi bu karar HDP’nin, Türkiye partisi olma hedefinin birkaç loser “Türk solcusunu” ve şovmeni yönetime monte ederek değil, ülkenin geleceğine dair gerçekliği olan iddialara soyunmakla gerçekleşeceğini kavradığının bir göstergesi olarak okunuyor.

Üçüncüsü de, Kürtlerin bir kesiminin temsilcisi olan HDP’nin Eş Başkanı’nın, T.C. Cumhurbaşkanlığı makamına aday olması, demokrasinin normalleşmesi, barışın kurumsallaşmaya başlaması ve bir arada yaşama iradesinin güç kazanması adına umut veriyor. Yani bu hamle silahın miadını doldurduğunun, memlekette “siyasetin geçer akçe olduğunun” en somut kabulü.

Şimdi gelelim, asıl soruya. Demirtaş’ın seçimde şansı ne? Köşk yarışının CHP-MHP adayı ile AK Parti’nin adayı arasında geçeceği düşünülürse, Demirtaş’ın şansından ziyade adaylığının seçim sonucuna etkilerini konuşmak sanırım daha yerinde olur.

Demirtaş’ın, Türkiye solu içerisinde genel olarak CHP’ye oy veren bir kesimden oy alabileceğini söyleyebiliriz.

Demirtaş’ın adaylığının AK Parti’ye yönelecek Kürt seçmende aynı etkiyi yapması ise zor görünüyor. Zira AK Parti seçmeni Kürtlerin yanı sıra, HDP’li Kürtlerin de Öcalan’ın “tarihi dönemecinin aşıldı” dediği Çözüm Süreci’nin akıbetini “her şeyden çok” önemsedikleri ortada. Erdoğan’ın Çözüm Süreci’yle aldığı siyasi riski, destekleriyle azaltabilecekleri görüşünü içselleştirme basiretine sahipler.

Çünkü köylerin yakıldığı, 17 bini aşkın faili meçhulün yaşandığı bir ülkeden, İmralı ile görüşmelerin sürdüğü, Çözüm Süreci’ne yasal zeminin sağlandığı, Kürdistan isimli partilerin kurulabildiği Türkiye’ye, güçlü halk desteğine sahip muktedir bir hükümet sayesinde varıldığının farkındalar.

Dün Sabah’tan Dilek Güngör’e konuşan Doğu-Güneydoğu Sanayici ve İşadamları Dernekleri Federasyonu (DOGÜNSİFED) Başkanı Şah İsmail Bedirhanoğlu’nun ifadesiyle söylersek: “Bölgede zaman zaman Başbakan eleştirilse de kimse gitmesini istemiyor. Kürt sorununu çözecek potansiyel ve kapasitenin Başbakan'da olduğunu söylüyorlar.”

Kısacası ülkenin politikleşme ve siyasi realizasyon düzeyi en yüksek kesimi olan Kürtlerin, Demirtaş’ın çözüm “vaatleri” yerine, barışı gerçekleştirmeye muktedir ve kısmen de başarmış Erdoğan’ın “gerçekliğini” satın alacağını rahatlıkla söyleyebiliriz. Tıpkı 12 Eylül Referandumu’nda partilerinin boykot kararına rağmen sandığa gidip “Evet” oylarıyla geleceklerini kurdukları gibi, şimdi de parti kararıyla varoluşlarına aykırı hareket etmeyeceklerdir. Zira çözüm ve barış, tüm Türkiyeliler için olduğu gibi Kürtlerin de imaj meselesi değil hayat memat mevzuu.

Ha, Demirtaş, bu kez “Cihangir’de tanışmadık” dediği Gezi koalisyonunun dolduruşuna gelip tüm seçim propagandasını “Kartaca yıkılmalı” şiarı üzerine kurarsa zaten yandı gülüm keten helva...  Bu durumda, değil 1000 metredeki Çankaya’nın sırtlarına tırmanmak, tıpkı Sırrı Süreyya Önder’in İBB adaylığında olduğu gibi, olsa olsa 3-5 rakımlı Çukurcuma’nın saadetiyle yetinir, o da ayrı konu.