• 12.08.2014 00:00
  • (2666)

 10 Ağustos 2014 Köşk seçimleri, anketleri ve göz önündeki siyasi verileri doğru okuyanların tahminlerine uygun şekilde sonuçlandı.

En favori aday Tayyip Erdoğan yüzde 52’lik bir oyla Cumhurbaşkanı seçildi.

CHP ve MHP’nin yanı sıra 10 partinin daha desteğini alan Ekmeleddin İhsanoğlu ancak yüzde 38’de kalabildi.

HDP’nin adayı Selahattin Demirtaş ise kendi cephesi için başarı sayılabilecek bir oranı yakaladı. Yüzde 9’un üzerinde oy aldı.

Ancak her seçim sonrası olduğu gibi analizleri toptan çöpe gidenler, sandıkların açılmasının ardından da mantık sınırlarını zorlayan “tespitlerine” devam ediyorlar. Bunları derli toplu olarak kayıtlara geçelim.

Şimdiki manipülasyonlarının iki amacı var.

Birinci amaçları, 12 yıllık siyasi hayatının son yarışından da birincilikle çıkan Erdoğan’ın ve artık onun adıyla anılan siyasi paradigmanın yeni Türkiye’de geçer akçe olduğu gerçeğini gölgelemek.

Birkaç ay önce AK Parti’nin oylarını tüm oylardan çıkartıp “peki yüzde 54 ne olacak” dedikleri gibi, şimdi de “yüzde 48’i” cepte sayıyorlar. Oysa bu halk, siyasetin aritmetiğinin Devlet Bahçeli’nin ya da Can Dündar’ın bakkal hesabına göre işlemediğinin dersini henüz pazar günü kendilerine verdi. İhsanoğlu arkasında duran 13 partinin daha önceki seçimlerde aldığı oyun çok çok altında kaldı.

Ayrıca Erdoğan karşıtı cepheye konulan bu yüzde 48’in içerisine, Demirtaş’ın yüzde 9’unu koymak da ayrı bir garabet. Zira herkes biliyor ki, Demirtaş’ın ilk turda oyunu aldığı Kürt seçmenin büyük çoğunluğunun ikinci turdaki tercihi Erdoğan olacaktı. Zaten bunu da açıkça deklare ettiler.

Seçime katılımın düşük kaldığı söyleminin de pek elle tutulur yanı yok. Yani buradan bir meşruiyet tartışması devşirilecek gibi değil. Zira sayıyla yüzde 74, dünyanın hangi demokrasisini düşünürsek düşünelim muazzam bir oran. Örneğin Fransa’da son seçimlere katılım oranı yüzde 62’ydi. Bu oran ABD’de yüzde 58, Britanya’da yüzde 36, İtalya’da yüzde 51, Almanya’da yüzde 73, Rusya’da yüzde 71… Kısacası Türkiye’yi geçen yok.

“Türkiye, Türkiye ile kıyaslanır” ve olmaz ama “bir önceki yerel seçimlere bakalım” diyorsanız da, bu durumdan Erdoğan’ın meşruiyeti aleyhine bir tez üretemezsiniz. Tek bir miting bile yapmayıp halka gitmeye tenezzül etmeyen çatı muhalefeti ve önerileriyle onu çukura yollayan gazeteciler artık sıcak denizlerdeki seçmene yüklenmeyi bırakmalı. Zira il il baktığınızda ülkedeki en yüksek katılım oranının İhsanoğlu’nun birinci çıktığı illerde olduğunu göreceksiniz. Trakya, Ege ve Akdeniz’de katılım yüzde 80’lerin üzerinde. Sandığa asıl gitmeyen AK Parti seçmeniydi. Evet, aynen öyle.  Ayrıca, seçime katılımın az olması hâlinde Erdoğan’ın daha yüksek oy alacağını, bu yüzden sandık başına gidilmesi gerektiğini söyleyen bizzat muhalefetti. Ancak oran bir önceki yerel seçimlerin altında kalmasına rağmen Erdoğan beklenilenden daha yüksek değil daha az oy aldı.

“Şartlar eşit değildi” bahanesine de kargaların bile güleceği kesin. Zira İhsanoğlu’nun arkasındaki parti ve medya gücü Erdoğan’ınkini kat kat aşıyor. CHP ve MHP’nin 81 il ve 2000’e yakın ilçe teşkilatının yanı sıra 13 partinin binlerce il ve ilçe teşkilatı İhsanoğlu’nun emrine amadeydi. Merkez medyanın, Cemaat’in ve solun onlarca gazete, dergi ve televizyonunu sıralamaya da yerim yetmez.

“Kaybeden anket şirketleridir” martavalını ise, üzerinde bile durulmayacak bir hezimet yansıması olduğu için oylasınlar diye muhataplarına bırakıyorum.

Manipülasyonların ikinci hedefinde ise yine eski bir taktik var. Abdullah Gül’ü “cepheye” çekmek. 2007’de Gül’ü Köşk'e çıkartmamak için dişini tırnağına takanlar, onu “Çankaya noteri” diye aşağılayanlar, yanlarına devletçiliği ve milliyetçiliği muhafazakârlığına tur bindirecek medyanın Sabih Kanadoğullarını katmış, hakkaniyet masalları okuyorlar.

Artık rahatlıkla bir siyasi gelenek diye bahsedebileceğimiz AK Parti’nin ana unsurlarına vefa talep etmek, partinin ve Gül’ün düşmanlarına mı kaldı? Sayın Gül, bu desteğin kendisine ancak zarar vereceğini görmez mi sanıyorsunuz?

Neymiş, yüzde 52 oyun dayattığı AK Parti’de Erdoğan’ın iradesi olamazmış, parti merkez medyanın, cemaatin tezlerine uygun şekilde şekillenmeliymiş. Bak sen! Mesela kaç oy AK Parti’ye kendi geleceğini tayin hakkı verirdi aydın baylarımız?

Ondan sonra gelsin “bu seçimin kaybedeni yok” zırvalıkları. Kazanan bu üç kuruşluk saray entrikalarıyla mı uğraşır Allah aşkına?

Bal gibi yenildiniz, bu kafayla da halkın tokadını daha çok yersiniz. Eğer kendinize ve size umut bağlayan seçmene azıcık saygınız varsa, üstüne oturduğunuz o şapkayı önünüze alıp düşünmeye başlamanızı tavsiye ederim.