• 31.08.2014 00:00
  • (2313)

 Ertuğrul Özkök Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın "Evet kardeşim, senin yaşadıklarını biliyorum. Hayat tarzını değerlerini anlıyorum. Taleplerini ve arzularını biliyorum" şeklindeki sözlerini "takdir" etmiş. Cuma günkü "İşte böyle harbi olalım" başlıklı yazısında "Sen Kasımpaşalı hissiyatıyla söyledin ben kahraman hissiyatıyla anladım" demiş.

Erdoğan'ın pek çok miting-grup konuşmasında ve beş balkon konuşmasının tamamında tekrar ettiği bu sözleri Özkök'ün niçin şimdi "anladığını" merak bile etmiyorum. Daha dün Ahmet Davutoğlu'nun Orta Doğu politikalarına "AK Parti musibetinin alameti farikası" türünden eleştiriler getirirken, bugün "hocadaki lider kumaşını" keşfedenlerin tavrı kafamı netleştiriyor.

Dolaysıyla beni ilgilendiren, Çözüm Süreci'ne karşı tavrı Cemaat'ten hallice olan Özkök'ün, Beşir Atalay'ın kabine dışı kalmasına "Ya barış ne olacak kuzum" şeklinde verdiği tepki, klasik goygoyculuğu değil. Devletlülerle ilişkisini nasıl kurarsa kursun. Derdim, yeni dönemde kendisini "dışlanmış" hisseden vatandaşların kaygılarını gidermek için atılan adımın muhatabı kendisiymiş gibi devreye girip onu değersizleştirmesi. Kurulacak sağlıklı bir diyaloğu kişiselleştirerek heba etmesi.

Açıkça söyleyeyim, Özkök'ün Erdoğan'ın endişeli vatandaşlarla kurmaya çalıştığı diyaloğa değil katılması, izlemesi bile müşterek zeminin dinamitlenmesi anlamına gelir. Zira Özkök'ün söz konusu kutuplaşmadaki yegane rolü bir kısım vatandaşın AK Parti karşıtlığının şizofrenik boyuta taşınmasındaki katalizörlükten ibarettir. Yani bu ayrışmanın tepkileri yönlendirilen edilgen bir öznesi değil, aktif azmettiricisidir.

Yetenekli Bay Ripley ve çetesi, AK Parti iktidarı boyunca, dükalıklarına zarar vereceklerini düşündükleri her türlü reform adımını ustalıkla muhalif seçmene mal etmeyi başardılar. Gazete ve TV'lerini takip eden yüz binlerce insanın asgari mantık sınırları içindeki muhalifliğini envaiçeşit manipülasyonla iflah olmaz bir düşmanlığa çevirdiler. İnsanları âdeta "delirttiler!"

Açık siyaset kanalları vasıtasıyla değiştirilebilecek, politikaları ve icraatları sandıkta tolere edilebilecek hükümetten ve onun başındaki isimden bir nefret objesi oluşturdular.

Şimdi kalkmış Cumhurbaşkanı'nın sorumlu olduğu endişeli kesimlere uzattığı eli çekiştiriyorlar. Taleplerinin karşılanmasından ziyade sistemle çelişkilerinin keskinleşmesi için çabaladıkları, yani aleyhine iş tuttukları, hassasiyetlerini kullandıkları muhaliflerin sözcülüğüne soyunuyorlar. "İkna olursak ikna ederiz" deyip Erdoğan'ın uzattığı zeytin dalından yağ çıkarmaya çalışıyorlar.

 

Kemal Bey ne yapıyorsunuz Allah aşkına?

Size de oluyordur, zor durumda kalan insanlar adına mahcup oluyor, belki de yüzünüz kızarıyordur. Televizyonda dünkü 30 Ağustos töreninde Tayyip Erdoğan'ın uzattığı elin Kemal Kılıçdaroğlu tarafından havada bırakıldığı görüntülerini izleyince işte bu hislerle âdeta utandım.

Yo Erdoğan için değil, Kılıçdaroğlu için.

Siz de izlemişsinizdir. Erdoğan gösterileri izlemek için şeref locasına geliyor. Protokoldeki herkesle tokalaşıyor. Sıra ana muhalefet liderine geliyor. Erdoğan tereddüt etmeden elini Kılıçdaroğlu'na uzatıyor ama nafile. Kemal Bey oturmaya yelteniyor ve Erdoğan da gayet rahat şekilde elini geri çekiyor. Ardından Kemal Bey kalkıyor ama İstiklal Marşı başlayınca eller buluşamıyor.

Mevzu gün içinde sosyal medyada çok konuşuldu. Kimileri İstiklal Marşı'na geçildiği için vakit olmadığından tokalaşmanın gerçekleşmediğini söylüyorlar ama görüntüler net. Kılıçdaroğlu görevli askerin "hazır ol" komutu gelmeden yerine oturmaya kalkıp yüzünü çeviriyor. Kaldı ki en fazla iki salise sürecek üstelik de protokol icabı elzem bir ritüele her zaman vakit vardır değil mi?

Belki "Ne var, adam bir gün önce yemin törenine katılmadığı, 'tanımıyorum' dediği, dahası partisinin Grup Başkanvekilinin Meclis'teki seremonide tüzük fırlattığı Erdoğan'a tavrını sürdürüyor" diyorsunuzdur. Sizden ricam eğer izlemediyseniz görüntülere bir bakın lütfen. Eğer ortada bir önceki tavrın devamı niteliğinde net bir protesto olsaydı, inanın tasvip etmeyenler bile saygı duyardı. Ancak karşı karşıya olduğumuz bariz bir panik hâli.

Hani olur ya, arkasından konuşulan biriyle karşılaşınca insan utanır, göz göze gelmemeye çalışır. İşte Kemal Bey de muhtemelen bir gün önce yaptıklarını, söylediklerini hatırlayıp "elini uzatmaz" dedi ve bu yüzden Erdoğan'ın yüzüne bile bakamadı; panikleyince de her şey birbirine karıştı.

Elbette bu ilk değil ama lütfen son olsun! Zira milyonlarca oy alan ana muhalefet lideri adına bir de seçmenler olarak biz utanmak istemiyoruz!

Çözüm mü? Aslında gayet basit, muhatabıyla karşılaşınca elinizi ayağınıza dolaştıracak sözler söylemeyecek, hareketler yapmayacaksınız. Tek kelimeyle net olacaksınız.

Geçmiş olsun.