• 2.09.2014 00:00
  • (2191)

 30 Mart ve 10 Ağustos sınavlarının ardından taşların büyük oranda yerine oturduğu Türkiye siyasetinin geleceğine dair projeksiyonlar çiziliyor.

Kimileri, yeni dönemde kutuplaşmanın daha rijit hale geleceğini savunuyor. Onlara göre önümüzdeki en az 5 yılda garanti altına alan AK Parti “muhalefetsiz gül bahçesinde” fütursuzca dolaşacak. Bu durum da sandıkla iktidarı alma umudunu kaybeden muhalefetin tepkiselliğini kemikleştirecek ve saflar keskinleşecek.

Bense tam aksini savunuyorum.

Öncelikle, AK Parti cephesine bakalım. Tayyip Erdoğan’ın Köşk’e çıkışı ve partinin başına Ahmet Davutoğlu gibi hareketin paradigmasını sıkı sıkıya sahiplenen bir ismin gelmesiyle birlikte macera senaryoları rafa kalktı. Gezi’de ve 17-25 Aralık sürecinde siyaset dışı odakların “başarı” ihtimaline üstü kapalı şekilde meyleden partinin bazı unsurları da hareketin meşruiyetine biat ettiler. AK Parti’nin geleceğinde varolabilmek için partinin Yeni Türkiye vizyonunda aktif rol almak gerektiğini net bir şekilde kavradılar. Bu netleşme de parti içi siyasetin rasyonelleşmesinin yanı sıra merkezin konumunu sağlamlaştırdı. Hareket içindeki hizipçi ve sekter yaklaşımların başarı ihtimalini sıfırladı.

Son iki seçim öncesi iktidarı almak için demokrasi ve siyaset dışı ne kadar kalkışma varsa ortağı olan muhalefet cephesi ise, Türkiye’de artık geçer akçenin sivil ve meşru siyaset olduğunu gördü. Halkın seçtiği iktidarların yargı darbeleri, sokak hareketleri ve medya manipülasyonuyla devrilebildiği dönemlerin geride kaldığını acı bir şekilde deneyimledi.

10 Ağustos’un ardından, başta CHP olmak üzere, irili ufaklı muhalefet odaklarından gelen agresif açıklamalara bakmayın. Anti demokratik süreçlerle devrim hayali kuran marjinal kesimler dışında, muhalefet partilerinin tabanını oluşturan seçmenlerin tümü artık “nasıl olacağını” bilmeseler de en azından “nasıl olmayacağını” biliyorlar. Bu kısmi “aydınlanmaya” parti genel merkezlerinin kayıtsız kalması da mümkün değil.

Elbette muhalefetin rasyonalizasyonu ve yeni Türkiye siyasetinin seviyesine terfi etmesi bugünden yarına gerçekleşecek bir sonuç değil. 2015 seçimleri öncesi muhalefette, seçim yenilgilerinin hesabının partilerin paradigmasından değil de liderlerinden sorulması şeklindeki “kısır gelenek” bir süre daha devam edecek. Kurultaylar, kongreler yapılacak. Ancak göreceksiniz, sivil ve demokratik yeni Türkiye teamülleri, partilerin yönetimlerine talip olanların söylemlerinde eskisinden daha etkili şekilde hissedilecek.

Bu normalleşme trendi yalnızca siyasi partileri değil, seçmen reflekslerini manipüle eden merkez medyanın içeriğine de yansıyacak.

Klişelerin ve goygoyculuğun prim yaptığı günlerin geride kalmasıyla siyasetten medyaya, ekonomiden sanata kadar her alanda niteliğin önem kazandığı bir Türkiye’de inanın hepimiz kazanacağız.

İster muhalefeti, ister iktidarı destekleyin ama enseyi karartmayın. Bu sürecin kaybedeni yok.