• 3.09.2014 00:00
  • (2584)

 Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel’in Çankaya Köşkü’ndeki 30 Ağustos resepsiyonunda yaptığı açıklamalar üzerine çok konuşuldu.

Orgeneral Özel’in açıklamaları gündemin üç önemli başlığı ile ilgiliydi.

Özel Çözüm Süreci’yle ilgili olarak; “Kırmızı çizgilerimiz aşıldığında gerekli cevabı veririz. Hükümet, bize yol haritası vermedi, verirse görüşümüzü belirtiriz. Hükümet silahsız çözeceğini söyledi, analar ağlamasın isteriz. Yol haritasını basından okuyoruz, keşke görüşümüz sorulsaydı" dedi.

Paralel yapıyla mücadele hakkında ise "MİT ve Emniyet'ten belge istedim bana ulaşmadı!” açıklamasında bulundu

Genelkurmay Başkanı kamuoyunun umutla beklediği Bedelli Askerlik konusunda ise “Bize yansıyan bir çalışma yok” şeklinde konuştu.

Orgeneral Özel’in bulunduğu makam, beyanatlarının içeriğini öncüleyen bir tartışmayı imkânsız kılıyor. Zira kendisi yüksek rütbeli bir askeri bürokrat ve siyasilerin sorumluluk alanında olan konular hakkında karar merciinde değil.

Dolayısıyla odaklanmamız gereken nokta Orgeneral Özel’in siyasi konularda beyanat verme eyleminin kendisi. Bir gazeteciden öte militarizmin sivillerin lehine geriletilmesi, askerî vesayetin tasfiyesinin kurumsallaşması ve siyasetin muktedir kılınması için mücadele eden bir demokrat olarak Özel’in çıkışını tasvip etmiyorum.

Evet, Orgeneral Özel göreve geldiği günden bu yana Yeni Türkiye paradigmasına uygun biçimde davranıyor. Bağlı olduğu siyasi otoritenin yetki alanına girmiyor. Doğrudur, Özel’in sözlerinde, Cemaat çevrelerinin ve kimi kof kabadayıların algı operasyonlarına konu olan türden bir siyasete müdahale ve tehdit de çıkartılamaz. Daha ziyade bir bürokratın sitemi söz konusu. Ancak bu durum ilkesel tavrımızı işletmeyeceğimiz anlamına gelmiyor.

Yeni Türkiye’de söz, yetki ve karar halkındır! Halk da bu hakkını sivil, yasal ve meşru temsilcileri vasıtasıyla kullanır.

Yukarıdaki konularla ilgili tüm ilgili bürokratlar siyasi iradeye teknik açıdan önerilerini ve tavsiyelerini iletebilirler. Ancak karar ebette ki halkın temsilcilerinindir. Türkiye’nin geldiği aşamada da siyasi iradenin icraatlarını ve politikalarını veto edecek bir makamın varlığı tartışılamaz bile.

Zaten Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan da Kıbrıs ziyareti öncesi gazetecilerin konuyla ilgili sorusuna basit bir cevap verdi. “Biz bunları Sayın Genelkurmay Başkanıyla konuşuruz” dedi.

İşte hepi topu bu kadar! Ortada ciddiye alınacak, siyasi iradenin çözemeyeceği bir kriz falan yok!

Tabii ki, dün de bugün de tavrını sivil siyasetten yana koyanlar, bu konuda davaları göze alanlar, muhtıralara direnenler, dün “yedikleri” belli olduğundan bugün karnı ağrımayanlar için…

Bu yüzden Özel’in açıklamaları üzerine başımıza anti militarist kesilen dünün postal yalayıcılarının akıl vermelerine, “tehlikenin farkında mısınız” nidalarına çok gülüyoruz.

Memlekette askerî vesayetin hüküm sürdüğü o netameli günlerde karargâhtan bildiren, en naif demokratik taleplerimizden ötürü bizleri asker düşmanı ilan eden goygoycular şimdi köşelerinden atar yapıyorlar!

Haydi, Özel’e birkaç laf etseymişiz ya!

İlahi! Canlarım benim, ediyoruz işte!

Ama elbette kulaklarınızı tıkayacaksınız.

Ama nafile! Bizden duymasanız da siz de çok iyi biliyorsunuz! Derdiniz, sivil siyasetin yüceltilmesi değil, bir askerî bürokratın sadece Erdoğan döneminde siyasi iradeyle uyum içinde görevde olması.

Aksi olsa bugün Özel’in mikroskopla izleyip tehlike çıkarmaya çalıştığınız tavrını katbekat aşan açık tehditleri, daha birkaç yıl önce darbecilikten hüküm giyen paşalara bugün de hak saymazdınız!

Sivil siyasetin geçer akçe olduğu günlerde haybeden delikanlılık yapıp antimilitarist pozları takınanlara sorarlar:

Sahi, sen gazeteciliği hangi karargâhta yapmıştın kuzum?