• 14.09.2014 00:00
  • (2725)

 Türkiye'de her yıl bini aşkın işçi, iş kazalarında hayatını kaybediyor. Son olarak İstanbul'da bir rezidans inşaatında 10 işçi öldü.

Bu acı olay üzerine verilen tepkilere ve çözüm önerilerine baktığımızda ise klişelerin bir adım bile ötesine geçilemediğini görüyoruz.

Sol kesimler, sendikalar ve STK'lar ağırlıklı olarak bir kapitalizm eleştirisi üzerinden "görev savuşturuyorlar." Siyasal iktidarı da sermayenin çıkarlarını gözettiği için işvereni sıkıştırmadığı ve denetim sorumluluğunu layıkıyla yerine getirmediği gerekçesiyle eleştiriyorlar.

Buna karşın hükümet de çözümü yasal tedbirleri sıkılaştırmakta ve denetim mekanizmalarını işler hâle getirmekte arıyor. Hükümet bu son kaza üzerine de olağanüstü gündemle toplanıp işçi ve iş yeri güvenliğinin sağlanması için bir acil eylem planını uygulamaya karar verdi.

Ne var ki, muhaliflerin de hükümetin de iyi niyetinden sual edilmeyecek bu girişimleri işçi ölümleri sorunumuza derman olamayacak.

'Niye'si ise aslında şu sorulara verilecek gün gibi ortada cevaplarla anlaşılabilecek kadar basit.

Tabii ki ideolojik bariyerlerinizin ötesindeki gri alanları görmeye cesaretiniz varsa ve derdiniz "tarihsel haklılığınızı" pekiştirip tatmin olmak değil de iddia ettiğiniz gibi işçi ölümlerine çözüm bulmaksa...

 

Hâlâ mı "nerde bu devlet?"

1-) Girişimcilerin kâr hırsıyla vahşileşip işçi güvenliği maliyetini düşük tutma eğilimini daha sıkı devlet denetimiyle çözmek mümkünse, niçin en yoğun iş kazaları devlet aygıtının piyasada en görünür olduğu ülkelerde yaşanıyor? Kapitalizmin kurumsallaştığı ve serbest piyasanın geliştiği Avrupa ülkelerindeki işçi ölümleri oranıyla, bırakın özel girişimlerin denetlenmesini, hâlâ devletin inşaat, yol yaptığı, fabrika işlettiği ülkelerin oranlarını bir karşılaştırın bakalım. Ama dikkat edin de uçuruma düşmeyin!

2-) Ülkede faaliyet gösteren 1 milyon 600 bin işletmeyi devletin nasıl bir organizasyonla aktif ve etkin şekilde denetleyebileceğini düşünüyorsunuz? Ülkedeki neredeyse tüm memur sayısına eşit bir istihdam daha oluşturup bu sayıda uzman almasını önerecek kadar aklımızı kaybetmedik değil mi? Evet Türkiye'de iş yeri müfettişlerinin sayısı kimi Avrupa ülkelerine göre yarı yarıya daha az. Ancak hiçbir ülkede her iş yerinde üretim süresi boyunca görev yapacak ve o alanda uzmanlaşmış resmî denetçi uygulaması yok.

3-) Aylık denetimlerin ardından işveren görevliler gittikten sonra yine bildiğini okumasına ve iş güvenliği maliyetini düşük tuttuğu tarzına geri dönmesini kim engelleyebilir? Hukuki cezaları arttırmak mı? Ya da kimi Arap ülkelerinde ve Çin'de olduğu gibi idamları falan devreye sokmak mı? İyi de böyle "tehlikeli" ve kârsız bir alanda hangi yerli ve yabancı müteşebbis risk almak ister sizce? Evet yine döndük başa, "e devlet yapsın"a. O hâlde birinci sorumuza bir daha göz atın ve mümkünse şu sorunu da çözün: "Para nerden gelecek?" A pardon unutmuşum para değil pul basan "bağımsız merkez bankalarınız" vardı değil mi? Doğru, eğer yeterli kâğıdınız varsa ve enflasyon da umurunuzda değilse bir balyası bir tuğla eden paralar basar satan bulursanız onunla alırsınız tuğlanızı. Çalışırken öldürmemek için uğraştığınız emekçilere de iş güçleri karşılığında bu "sizce değerli kâğıtları" verip ömür boyu öldürürsünüz. Evet, geçiniz.

4-) Envaiçeşit alanda sofistike üretim yapan iş yerlerinde işçi güvenliğini tehlikeye atacak unsurları, üç beş mevzuat maddesi üzerinde kontrol yapan resmî memurlar nasıl fark edecek? Örneğin bir deterjan fabrikasına denetime gidildiğini düşünelim. Ancak bir kimyagerin, biyoloğun, tıp doktorunun, işletme uzmanın vs. bir araya gelseler fark edebileceği aksaklığı, siyasal bilgiler fakültesi mezunu müfettişler nasıl fark edecek? Yoksa eldiven, maske ve bone denetimi yeterli mi?

5-) Denetim sorumluluğunun özel firmalara devredilmesi ise, "sorumsuzluğu bölüştürmekten" başka bir işe yaramıyor işte. "Terletiyor diye işçi kaskını çıkarttıysa, sıkıyor diye güvenlik kemerini çözdüyse bana ne" cevabını almak için ekstra bir iş akdine gerek var mı?

Peki o hâlde ne yapmalı? Kuşkusuz "kader" demekten ya da "Allah kerim tek yol devrim" diye söylenmekten başka yapılacak şeyler var. Tıpkı "elin kapitalistleri" gibi.

 

Sayın abonemiz aradığınız vahşi kapitalizme ulaşılamıyor

Biliyorum kapitalizm dendiğinde irkiliyorsunuz. Gezip gördükten sonra "ulan adamlar yapmış" dediğiniz serbest piyasanın şahı değil şahbazı Europa'dan memlekete dönünce, zihninizde yine sanayi devriminin vahşi koşullarıyla canlanıyor kapitalizm. Ne var ki, Marx'a haklı olarak artı değerin teorisini yazdıran o cangılda, nispi refahın manifestosu yazılıyor şimdilerde. Üzülerek bildiririm ki temel çelişki işçi sınıfının aleyhine derinleşmedi. Hatta öyle ki, çalışma sürelerinin kısalığı, sosyal-sendikal hakların ve ücretlerin vardığı seviye bu kapitalist refah devletlerinin bütçelerini sarsıyor. Yani klasikleri okumak iyidir ama bugüne dair politika üretecekseniz uyanmak da şart.

O hâlde devletin piyasada neredeyse görünmez olduğu, kapitalizmin kurumsallaştığı bu ülkelerde işçi kazaları ve buna bağlı ölümler niçin yok denecek kadar az?

Evet cevap soruda gizli, devlet piyasada yok da ondan. Denetimi, müdahale edilmeyen piyasanın doğal şartları sağlıyor.

Devlet bizde olduğu gibi, sigortacılık sistemine kırk yerinden müdahale etmiyor. Örneğin bizdeki tazminatların sınırını belirleyen "davacıyı zenginleştirmemeli, davalıyı fakirleştirmemeli" kuralı gibi saçmalıklar yok.

Şöyle düşünün, bir işçi iş göremez şekilde sakatlandığında ya da öldüğünde hak kazanacağı paranın üst limiti belli. Muhtemelen de devede kulak. Sebep? Haksız zenginleşmesin. İşveren de fakirleşmesin. Böyle bir kalkana sahip olan hangi işveren için, işçinin ölmesi göze alınmayacak "bir risktir" Allah aşkına? Ver 20-30 bini kurtul.

Peki bu sınır kalkarsa ne olur? İşverenin "bir işçim ölürse batarım" diye ödü kopar. Ne yapar işçilerini ve iş yerini sigortalatır. Tabii ki sigorta şirketleri de para dağıtmak için kurulmuyor ama pazar varsa kayıtsız da kalamazlar. Bir işveren kendilerine başvurduğunda, işçiler ölüp de para kaybetmeyeyim diye o iş yerinin güvenliği konusunda herkesten hatta işçinin kendisinden daha fazla özen gösterirler.

Piyasanın hareketlenmesi, denetimde uzmanlaşmayı getirir. Yani devletin hiçbir işlevi olmayan mekanik eli yerine, serbest piyasa denetimi para kazanmak ve para kaybetmemek için "seve seve" en iyi şekilde yapar.

Hadi bakalım öldür öldürebiliyorsan bu "serbestlikte işçini!"

Ne dersiniz? Doğru, vulgarizm gibi konforlu, slogan atmak kadar da tatmin edici değil. Hatta eminim ki kimileriniz için varoluşunu inkâr etmekle eş değer bu söylediklerimi düşünmek. Ama bildiğim kadarıyla önemsediğimizi söylediğimiz işçilerimizin canını kurtarmak için uğraşıyorduk değil mi, mastürbasyon yapmak için değil!