• 21.09.2014 00:00
  • (2946)

 Burada peynir yemiyorlar. Ben de bir haftalık seyahatimin son günü hafızamdaki "peynir tadı oranı" tehlike sınırlarının altına inince sıkı bir altın vuruş yapmak için kendimi Seul sokaklarına attım.

Sonunda 24 saat açık olan bir market zincirinde bizim "bakkal peyniri" dediğimiz cinsten küçük bir parça kireç bulabildim. Dükkan sahibi, yüzümdeki yoksunluk krizi ifadesiyle harmanlanmış mutluluğu fark etmiş olacak ki yanıma geldi. Sohbet etmeye başladık.

Haklarında söylenenler hiç de abartılı değil; Koreliler dünyanın en kibar ve cana yakın halkı. Sanırım Kore Savaş'ındaki mazimizden olsa gerek, Türkiyelilere karşı besledikleri muhabbet de inanılmaz boyutlarda.

Kurtarıcım market sahibi Bay Lee de sağ olsun, aralarında peynirin de olduğu ikramlar eşliğinde başladı Türkiye'den ve projelerinden bahsetmeye.

Derken marketten içeriye giren Türkiyeli iki müşteri de sohbete katıldı. Ne var ki, Bay Lee bir dönem iş ziyaretinde bulunduğu İstanbul'dan ve ahalisinden övgüyle bahsettikçe hemşehrilerimin yüzüne çürük peynir yemiş gibi bir ifade yerleşiyordu.

Bay Lee Türkiye için düşündüğü bir yatırım planından bahsetmeye başladığında ise hemşehrimlerin orta yaşlı olanı dayanamadı.

"Aman aman! Bizim oralarda emdiğiniz sütü burnunuzdan getiriler. Ne güzel düzeniniz var, bozmayın!"  diye çıkıştı. Ardından da "yurtdışında Türkiyeli ezme mutabakatına" illa ki katılacağıma kanaat getirmiş olmalı ki bana dönüp "değil mi Melih Bey?" diye ekledi.

Cevap vermedim. Hatta dönüp yüzlerine bile bakmadan ilgimi daha çok çeken peynirime odaklandım. Zira peynirin bu kadar kötüsüyle ilk kez karşılaşıyordum ama ecnebi görünce birarada yaşadığı halkı, ülkeyi yererek komplekslerini tatmin eden tiplere midem bulanacak kadar toktum.

Bay Lee'nin ise şaşkınlığı yüzünden okunuyordu. Hatta aldırmaz tavrımın bıkkınlıktan değil de mahcubiyetten kaynaklandığını düşünmüş olacak ki gözlerini benden kaçırdığını da fark ettim. Benim adıma utanmasın diye gülümseyince Bay Lee nezaketini kaybetmeden söylendi:

"Anlamıyorum..."

"Ben de Bay Lee" dedim, "İnsanlar niçin bunu yer? Sırf bu yüzden Türkiye'ye gelmelisiniz. Çünkü bunlara müşteri buluyorsanız, bizim peynirleri altın niyetine satarsınız siz!"

 

YOKSA BEN MİLLİYETÇİ Mİ OLDUM?

Elbette hayır! Zira milliyetçiliğin yeryüzündeki en büyük problemlerden olduğunu düşünen hatta "Ezilen ulusun milliyetçiliğini" tolere edilebilir bulan sol yaklaşımları dahi eleştiren biriyim. Bu olayda da tepkim bir halkın "kategorik olarak" aşağılanmasına!

Peki artık bir kısım Türkiyeli için ecnebi görünce ya da yurt dışına çıkınca adeta reflekse dönüşen bu "biz adam olamayız abi ya" hali neden kaynaklanıyor olabilir? İyi okullarda eğitim almış, dil bilen, koca koca insanların, bir anda Türk filmlerindeki ailesinden utanan ergen "fabrika kızına" dönüşmesi nasıl mümkün oluyor sizce?

Sanırım bu refleks, "hayranlık" eksenli bir temele orturtulup yol boyunca başarmadıkça bir takıntıya dönüşen 200 yıllık batılalaşma sürüvenimizin bizlere armağını kültürel bir kod artık.

Bu umutsuz ancak vazgeçilmez çabanın neden olduğu gerilimi azaltıp fiziksel ve ruhsal bütünlüğünü korumak için de "itiraf" edebilecek olgunluğa sahip bir birey gibi görünme ihtiyacı duyuluyor. Ve aşağılık kompleksi, bir arada yaşadıkları üzerinden aslında "kendini" yererek bastırılmaya çalışılıyor.

Takıntı derecsinde hayran olunan karşısında "Biz adam olmayız" derken verilen aşkın mesajın tercümesi net: "Ben 'oldum' ama benimle olanlar bana engel oluyor! Sizdenim!"

 

SÖMÜRGE AYDINI REFLEKSİ

Fakat üzgünüm... Zira özellikle gazeteciler, yazarlar ve sanatçılar arasında Europa'ya giderken vize kadar elzem olzam "çıktığı kabuğu" yerme tavrı, gözüne girmeye çalışılan muhatabınca da garipseniyor.

Çünkü aklı başında, kendiyle barışık insanlar, özeleştiri ile derin bir utancın yansıması olan abartılı jestleri birbirinden ayırt edebiliyorlar. Ülkesindeki aksaklıkları sınırları umursamadan uluslararası toplumun gündemine taşıyanlarla, kendisinden neferetini halkına ve ülkesine yansıtan kompleksli sömürge aydınının farkını biliyorlar.

İşte son dönemde daha çok politik nedenleri üzerine durulan, uluslararası kamuoyuna yönelik Türkiyeli gazetecilerce yürütülen sistematik karalama kampanyasının arkasında da böyle bir ruh hali var.

Bu arada Bay Lee Türkiye'ye geliyor. Umarım diğerleri de "kendilerine" gelmeyi başarırlar. Yoksa peynirsiz hadi neyse de, "böyle" yaşanmaz be hocam.