• 24.09.2014 00:00
  • (2631)

 Kobani’deki IŞİD zulmünden kaçarak Türkiye’ye sığınanların sayısı 130 bini aştı. Türkiye hükümeti ve BM yetkilileri bu rakamın uluslararası toplumun müdahalesinin başlamasıyla daha da artmasını bekliyorlar.

Görüntüler gerçekten yürek burkucu. Türkiye’nin, tıpkı sayıları 2 milyonu bulan Suriyeli mülteciler gibi, çoğunluğunu yaşlıların, kadınların ve çocukların oluşturduğu bu çaresiz insanlara yönelik misafirperver tavrı biraz olsun içimizi rahatlatıyor.

Ancak son günlerde sınır bölgesinde özellikle HDP çevresinin sergilediği provokatif tutum bence müthiş bir sorumsuzluk örneği. Zira bu tavırlarının çaresiz Suriyeli Kürtlere hiçbir faydası olmadığı gibi, mülteciler konusunda Türkiye içerisindeki ulusalcı-milliyetçi cephenin ve Çözüm Süreci düşmanı Cemaat çevrelerinin elini güçlendirdiği de bir gerçek.

Zira daha dün Suriyeli mültecilere karşı sergilenen ırkçı söylemlerin benzerleri daha şimdiden Kobani’den gelen çaresiz insanlar için de dillendirilmeye başladı. Bir Doğan Haber Ajansı yöneticisinin geçtiğimiz günlerde sosyal medyada paylaştığı “gelenlerin yüzde 60’ı terörist” türünden zırvalıklar, kimi siyasilerin sınırda sergilediği şovlarla daha da artıyor.

Peki, egemen Kürt siyasal hareketinin bazı aktörleri ve onlara angaje medya bu durumun farkında değiller mi? Sınırdaki geçişleri, bizzat Kürt mültecilerin ve tüm dünyanın takdirini kazanacak şekilde organize eden askerî ve sivil yetkililerin işini zorlaştırarak ne yapmaya çalışıyorlar? Kameralar önünde askerle itişip kakışarak ya da İsrail askerlerine taş atan Edward Sait pozları vererek sorunun çözümüne nasıl bir katkı yapacaklarını düşünüyorlar?

Örneğin koca koca insanlar, uluslararası hukuk-pratikler içinde hiçbir dayanağı ve meşruiyeti olmayan “sınırı açın IŞİD’le savaşmaya gideceğiz” türünden talepleriyle sınırı gererken nasıl bir fayda umuyorlar?

Devletin, canından sorumlu olduğu sivil vatandaşlarını, tüm ulusal ve evrensel hukuk kurallarını hiçe sayıp sınırını açarak bir savaşın kucağına göndermesini mi bekliyorlar? Evet, Kobani’de tüm insanlık ailesi olarak içimizi yakan olağanüstü bir durum var. Ama bunun çözümü ancak romanlarda gerçekleşebilecek “romantik taleplerde” bulunmakla mı sağlanacak?

Kaldı ki PYD Eşbaşkanı Salih Müslim’in bizzat kendisi, Türkiye'den binlerce Kürt gencinin savaşmak için cepheye geldiğini söylüyor. Yani “fiili” bir durum da var. E bir de Türkiye devletinin bu duruma kameralar önünde hatta yasal dayanak sağlayarak müsaade etmesini mi istiyorlar?

Evet, bir de HDP’lilerin sınıra neredeyse sıfır noktada kurduğu ve askerlerin söktüğü o çadırlar meselesi var. Tamam, belki HDP, BM’nin bile öve öve bitiremediği Türkiye’nin mültecilerle ilgili çalışmalarını yetersiz buluyor olabilir. Ama bunun yolu, mülteciler için IŞİD’in menzilinde olan sınır bölgesinde çadır kurmak olmasa gerek. O çadırları, hükümetin güvenli bölgede kurduğu kente katkı yapmak için kullanamazlar mı mesela?

Kobani'den gelen çaresiz misafirlerimiz için gerçekten bir şey yapmak isteyenler, bir an önce ülkedeki faşistleri tahrik edecek şovları ve insani bir meseleyi “statü” meselesine kurban edecek siyasi tezviratları bırakmalılar.

Zira güneyde kanayan yaramızı durdurmak için hepimize ihtiyaç var.