• 30.09.2014 00:00
  • (3070)

 

 Ahmet Davutoğlu’nun hafta sonundaki Samsun ziyaretini Avni Özgürel ve Turgay Güler’le birlikte izledik.

19 Mayıs Üniversitesi’nin açılış töreninde kürsüden ders veren Davutoğlu’nun salondakilerin takdirini kazanan entelektüel derinliği benim için gezinin sürprizi değildi. Zira 4 yıl önce Mardin’deki Büyükelçiler Konferansı’nda diplomasi yazarlarının “kadim” kavramının tercümesine dair tartışmasına, neredeyse her dilde bulduğu karşılıklarla katılması hâlâ aklımdaydı. 



Davutoğlu’nun, sık sık yaptığı oryantalizm eleştirisinin kimi zaman “3. Dünyacılık güzellemesine” dönüştüğü iddialarına cevap niteliğindeki “sentezini” de keyifle dinledim. Başbakan’ın “insanlığın ortak birikimi olan evrensel değerleri içselleştirmiş ancak yerel kimliğini sahiplenen aydın” tanımı salondaki herkesten de büyük alkış aldı.
Evet biraz sabırsız olduğumuz, göreve başlayalı henüz bir ay olan bir başbakanı sanki o koltukta yıllardır oturuyormuş gibi değerlendirdiğimiz doğrudur. Ancak ne yalan söyleyeyim, bugüne değin “hocanın” siyaset dilini de akademik bulan birisi olarak, sahildeki mitingde sergilediği performans benim için “yeniydi.” Zira konuşmasında, kitleyi coşturan ve manşet peşindeki basın mensuplarına “işte bu” dedirten pek çok spot verdi. Kuşkusuz en dikkat çekici olanı da, ana muhalefet lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun başörtüsü serbestisine yönelik “yazık küçücük çocuklara” şeklindeki sözlerine verdiği cevaptı:
“Başörtüsünü isteyen takacak isteyen takmayacak ama Kılıçdaroğlu’nun geri kafalı zihniyetini kimse takmayacak!”
2015 seçimlerine dek biz gazetecilere malzeme sıkıntısı yaşatmayacağının sinyallerini veren Başbakan Davutoğlu, İstanbul dönüşü de uçakta sorularımızı samimiyetle cevapladı. İşte başlıklar…

Çözüm süreci Orta Doğu’daki tek başarı hikâyesidir

Son dönemde HDP ve PKK cephesinden gelen “Çözüm süreci bitebilir” açıklamalarını hatırlatıp “Sorun mu var” diye sorduğumuz Başbakan Davutoğlu’nu son derece rahat gördüm. “Çözüm süreci Orta Doğu’daki en değil, tek başarı hikâyesidir” diyen Başbakan,  provokasyonların süreci sekteye uğratmasına izin vermeyeceklerini kaydetti. “Öyle bir aşamaya geldik ki buradan geri dönüşün maliyeti çok yüksek olur” diyen Davutoğlu şunları söyledi: “Bir an önce bu sürecin hızlanması lazım. Bunun için de ben 15 günde bir çözüm süreci koordinasyon toplantısı yapıyorum. Buradaki olumlu taraf toplumsal psikolojinin bunu benimsemesidir. Burada toplumsal bir muhalefet yok.”

Çözüm perspektifi kamu düzeniyle çelişmez

“Ama iki tane provokatif muhalefet tarzı söz konusu. Birisi kamu düzeni ile çözüm süreci arasında ters orantı kurmak. HDP çevresinde, Çözüm Süreci’nin sanki kamu düzenini ihlal eden bazı uygulamalara sessiz kalmayı gerektirdiği gibi yanlış bir kanaat var. Yani onlar yol kesecek, baraj yapan araçları yakacak hâlâ bölgedeki çocuklarını dağa götürecek. Bunlar da Çözüm Süreci dolayısıyla sessizlikle karşılanacak. Bu olmaz. Açıkçası bunun bir limiti var. Buna izin veremeyiz. İkincisi; Türkiye’de muhalefet çözüm odaklı herhangi bir plan, program, alternatif proje üretemediği için tek dayanağı olan kutuplaştırıcı dili çoğaltıyor. Selahattin Demirtaş randevu istedi, vereceğim!”

IŞİD Kobani ve Haseki hattını kuşatırken PYD seyretti

“Biz sınırımızda artık rejimi de IŞİD’i de görmek istemiyoruz” sözleriyle Türkiye’nin örgüte karşı tavrını net şekilde ortaya koyan Davutoğlu, uçuşa yasak bölge taleplerinin nedenini ise şöyle açıkladı: “IŞİD’i güçlendiren şey Suriye rejiminin uçaklarıdır ve PYD’nin sessizliğidir. Çünkü rejim, kara ordusuyla Özgür Suriye Ordusu’na (ÖSO) müdahale edecek cesareti olmadığı için havadan bombalıyordu. ÖSO’nun çekilmek zorunda kaldığı yerlere de IŞİD giriyordu. Rakka, Mümbiç, Cerablus hattı da böyle düştü. Bu hat da Kobani ve Haseki’yi kuşatan, çevreleyen hattı. PYD’de ÖSO’nun çekilişini seyretti. Yanlışlık, samimiyetsizlik burada. Dikkat edin PYD burada rejimle iş birliği yaptı. ÖSO’ya karşı tavır aldı ve KDP başta olmak üzere kendisi dışındaki Kürt gruplarını dışladı, o bölgelerden çıkardı. Oradaki Kürt ahaliye de baskı uyguladı. Araplar ve Türkmenler katledilirken sessiz kaldı. Türkiye’de de BDP sessiz kaldı.”

Bir sene önce Salih Müslim’e el uzattık

“Biz geçen sene Salih Müslim’i getirip net teklifimizi yaptık. Dedik ki; Çözüm Süreci var Türkiye’de biz artık size farklı bakıyoruz, ancak sizin de rejimle iş birliğinizi kesmenizi, Suriye ulusal koalisyonuna katılmanızı, diğer Kürt gruplara baskı yapmamanızı ve Türkiye’ye tavır almamanızı istiyoruz... Geçen yıl haziran ayında bunları söyledik. Hatta Barzani’ye de bunları söyledik. Oyaladılar. Bir müddet olumlu davrandılar, fakat Amerika kimyasal silah kullanımı sonrasında Suriye’ye etmeyince bunlarda şöyle bir kanaat uyandı: Rejim kalıcı. Onun sonrasında pozisyon değiştirip tekrar rejimin yanında yer aldılar.”

Cenevre 2’ye gelecek yüzleri yoktu

“Cenevre-2’ye de o yüzden gelemediler. Çünkü rejim bunları ‘sen rejimin yanındasın’ diye kabul etmedi. Arada kaldılar. Şimdi bütün bu politikaların sonunda da IŞİD rejim ile PYD arasında bir yere kendisini yerleştirdi. Rejim de PYD de IŞİD’e hiç dokunmadı. Çünkü IŞİD ÖSO’ya saldırıyordu. Sonra ne oldu? IŞİD yeterince güçlenince ve ÖSO zayıflayınca yönünü PYD’ye çevirdi. Bunun üzerine zorda kalan PYD şimdi bağırmaya başladı. PYD’nin tavrı bir samimiyetsizlik.”

ÖSO Kobani'yi savunuyor

Başbakan Davutoğlu’nun, Ankara’dan habersiz hareket etmediği herkesin malumu olan ÖSO’nun IŞİD karşısında PYD’ye verdiği desteğe dair söyledikleriyse belki de röportajın bombasıydı: “ÖSO Kobani’deki Kürtlere destek için IŞİD’e karşı bir operasyon yaptı, top atışına tuttu,  oradaki Kürtler alkışladı. PYD ve BDP’nin derdi Kürtlerse, neden bu yardımı gizlemeye çalışıyorlar? Rojava’ya en büyük darbeyi Suriye rejimiyle iş birliği hâlindeki IŞİD’e dokunmadıkları için kendileri vurdular. Tek dertleri bu mesele üzerinden bağırıp çağırarak meşruiyet kazanmak istiyorlar. Yani IŞİD’le bir tek ben savaşıyorum. Dolayısıyla beni muhatap alın. Selahattin Demirtaş’ın Amerika ziyaretine bu gözle bakın.”

İHL’ler IŞİD’e Türkiye’den katılımı düşürdü

Davutoğlu çok tartışılan eğitim reformu adımlarına yönelik sorumuzu da bölgedeki gelişmelerle ilişkilendirerek cevapladı: “Bakın size çok açık söylüyorum. Türkiye’de IŞİD ve benzeri yapıların gelişememesinin önemli sebeplerinden biri İmam-Hatip Liseleri’dir. İHL’ler olmamış olsaydı din adamının nasıl yetişeceğiyle ilgili formasyon olmamış olsaydı, sıkıntı yaşanabilirdi. Bir de ailedeki dinî geleneğin sürmesi. IŞİD’in ilacıdır din eğitimi.”
Başbakan, AB ülkelerinin yarısından fazlasında din derslerinin zorunlu olduğunu da sözlerine ekledi...