• 5.11.2014 00:00
  • (2226)

 Dün HDP ile ilgili iki haber kamuoyunun gündemindeydi. Birincisi, HDP Ankara İl Genel Meclis Üyesi Ahmet Karataş parti genel merkezinde uğradığı bıçaklı saldırı sonrası ağır yaralandı. Bereket, hastaneye kaldırılan Karataş’ın durumu iyiye gidiyormuş. Saldırganın hemen yakalanması da iyi haber. Ancak saldırganın gerekçesi hakkında kesin bir bilgi basınla paylaşılmadı. HDP İstanbul Milletvekili Sabahat Tuncel, “AKP partimizi hedef gösterdi. HDP PM üyemiz  Ahmet Karataş Ankara il binamızın önünde saldırıya uğradı. Boğazı kesildi. Durumu ağır” açıklamasını yaptı. Bazı yayın organlarında ise şu iddialar yer aldı: “Saldırganın il dışından geldiği ve partide kendisiyle ilgilenilmediği gerekçesiyle çıkan tartışma sonucu saldırıyı gerçekleştirdiği öne sürüldü.” (Hürriyet)

Öncelikle Karataş’a ve HDP’ye geçmiş olsun. Gerekçe ne olursa olsun bu saldırıyı açıkça ve sert bir dille kınamak lazım. Dün gün içinde her kesimden Türkiyelinin tavrının bu yönde olduğunu gördüm.

Başbakan Ahmet Davutoğlu da şunları söyledi: “Ben her şeyden önce bütün şiddet olaylarını açık bir şekilde kınadığım gibi bu şiddet olayını da kınıyorum. Hiçbir gerekçe herhangi bir siyasetçiye, vatandaşa yapılan bu saldırıyı mazur gösteremez.”

Demirtaş’ın protestoyla sınavı

Dün basında HDP ile ilgili ikinci haber de Habertürk’te yer aldı. Gazetenin haberine göre 7-8 ekim olayları sırasında oğlunun yaralandığını söyleyen bir vatandaş uçakta HDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş’ı protesto etti. Olaya Demirtaş’ın korumaları müdahale etti. Ardından protestocu, Demirtaş’ın talimatıyla polisler tarafından gözaltına alındı.

Vatandaşın siyasetçileri protesto etmesi elbette haktır. Ancak hayatları yakın tehlike altında olan siyasiler de bu protestoları tehdit olarak algıladıklarında yasal haklarını kullanabilirler. Ben Demirtaş’ın davranışının da bu hakkın kullanımı kapsamında olduğunu düşünüyorum.

Gelelim tutarlılığa

Yani asıl mevzua.

Rica ediyorum, bir düşünün, BDP yöneticisi Karataş’ın bıçaklı saldırıya uğramasını şimdi yaptığımız gibi kınamasaydık. Önce olaya gerekçe arasaydık. Söze 7-8 Ekim olaylarında hayatını kaybeden 40 vatandaşla başlasaydık nasıl olurdu? Evet tıpkı Hakkari’de 3 sivil gencin sokak ortasında katledilmesinin ardından HDP’nin yaptığı gibi “misillemedir” deseydik mesela. Üstelik de katillerin daha ne diyeceğini bile beklemeden…

Ya da daha önce başka partilerden siyasilerin protestolarda kendilerini ve yakınlarını tehdit altında hissedince polise başvurmasını “diktatörlük eğilimiyle” eş tuttuğunuzu düşünün. Bu durumda  Demirtaş’ın bir protestocuyu gözaltına aldırmasını haklı bulmanızı nasıl izah ederdiniz?

Evet, cevapları gün gibi ortada olan sorular bunlar.

Şiddet bir sarmal ve kıyısında duran herkesi kör girdabına katma tehlikesini barındırıyor .

Ancak şiddet sarmalına kapılmamanın yolu sanıldığı kadar da zor değil. Tek yapmanız gereken şiddeti nereden ve kimden gelirse gelsin reddetmek; zamana ve yere göre kullanımına meşruiyet aramamak.

Geçmiş olsun.