• 16.11.2014 00:00
  • (3485)

 Cuma günü, daha önce "kan uykusu"nda "ne kadar da terörist olduklarını" anlattığı PKK militanları hakkında, bugün "Kadın Hareketindeki İştar Kızları" isimli kitap yazan bir gazeteciden bahsetmiştim.

Aslında bu prototipin etki alanı işini "acemice" yapmasından ötürü sınırlı. Çünkü savaşın aşırı politikleştirdiği hedef kitlenin kolektif hafızası dipdiri. "Dün savaş devam ederken Türk milliyetçilerine gaz veriyordun şimdi Çözüm Süreci başladı Kürt gençlerine şirinlik yapıyorsun, hadi oradan deyip" geçiyorlar.

1999'da yakalandığı gün "şanlı Türk ordusuna" methiyeler düzdükleri Öcalan'a, bugün "heval" diye seslenecek kadar ajitasyonun dibine vuran Cemaller, Çandarlar da bu ligde.

Ancak işini daha profesyonelce yapanlar var ve asıl onlar üzerinde durmak gerek. Zira bu grupta yer alanlar, gemileri yakmanın akıllıca olmadığını bildikleri için daha kurnazca yöntemlere başvuruyorlar. Dolayısıyla manipüle edecekleri kitle de daha geniş oluyor.

Çözüme karşı açık provokasyonların yanı sıra sürecin barışçı bileşenlerine yönelik manipülasyonlara başvuruyorlar örneğin. Çünkü aktörleri değersizleştirilmiş bir barış sürecinin sağlıklı bir sonuç vermesinin zor olduğunu biliyorlar.

Peki bundan kazançları ne? Organik ilişkileri mi onları bu yola zorluyor, bilemiyorum. Ancak görünen o ki, tavırlarının en belirgin motivasyonu, öznesi olmadıkları, paye alamayacakları süreçlerde bir şekilde rol kapmak. Bunun için de eski liberaller gibi kaybeden tarafa angaje olmak yerine, siyaseten doğruculuğun renksiz yaşam alanında konumlanıyorlar ve dahil edilmedikleri süreçleri sabote etmeye çalışıyorlar.

İşlerini kolaylaştıran en önemli etkenler ise, düşmanlık ettiklerinin aşağılık kompleksi ya da kullanışlı pozisyonları. Kimileri bir solcu ya da liberal tarafından adının anılmasının dayanılmaz çekiciliğine kapılıp bu tiplere prim veriyor. Kimisi ise, tavrını açık etmeye cesaret edemediği siyasi hasmına mesaj göndermek için bu gazetecilere başvuruyor. Bir ara Köşk'ten Başbakanlık'a doğru yola çıkan röportajları hatırlayın, puzzle gözünüzün önünde tamamlanacak.

Onları nasıl tanırsınız?

Aslında çok kolay. Hrant katledildiğinde ortaya atılıp "fail tahrik olmuş yalnız bir milliyetçi genç" derler. Ama bir Hrant dostu da çıkıp "Yahu ne yalnız kurdu? Örgüt olmasa bu organize suikast düzenlenebilir miydi" diye sormaz bunlara. Çünkü o da hepimizin gözlerine baka baka mahkeme önünde "Hrant'ın arkadaşı" oluvermiştir.

 

Ama kör gözüm parmağına bir provokatör HDP Genel Merkezi'nde bıçaklı saldırı düzenlendiğinde yalnız kurt hikâyesi, satacak senaryo değildir. Saldırgan anında yakalanmışken ve sınır dışına çıkan PKK militanlarına yol veren hükümetin Başbakanı çıkıp saldırıyı açıkça kınamışken, "azmettiricinin hükümet olduğuna" kanaat getiriverir.

Ne var ki, 50 kişinin yaşamını kaybettiği 7-8 Ekim'in hemen ertesinde Çözüm Süreci'ni yeniden tehdit edecek bir provokasyona açıkça zemin oluşturan bu sözlere rağmen o bir barış gazetecisidir.

Ardından "türbülans" atlatılınca, bu kışkırtmanın sahibi kendisi değilmiş gibi, çıkıp süreci başından beri savunan gazetecileri çözüme zarar veriyorlar diye suçlar.

Tabii ki, çözümün tüm siyasi riskini üstlenip, barış ilkesini taban desteğinin önüne koyan siyasi iktidarı da uyarmayı ihmal etmez. 7-8 Ekim'de linç edilen 50 canın sorumlusunun eleştirilmesini siyasi cinayetle eş değer tutar. Araya da Yalçın Akdoğan'ın "Öcalan'ın süreçteki negatif rolüne" dair cesur tespitini parça niyetine atar ki, rengi belli olmasın. Herkes iş tuttuğu tipler kadar saf ya.

Çok değil ama biraz telaşlansanız iyi edersiniz

Evet biz bu peşin satanları çok iyi tanıyoruz. Kibirlerinin, sinirlerinin kimliklerinin faş olmasından kaynaklandığını fark ettiğimiz için de gülüp geçiyoruz.

Maalesef hâlâ ipleriyle kuyuya inenler var. Hâllerine baktıkça bir arkadaşımın evinde beslediği yılanıyla yaşadıkları aklıma geliyor.

Vatandaş bir gece uyandığında cam akvaryumunda uyuyan yılanını yanı başında uzanmış buluyor. Ertesi gece de aynı sahneyle karşılaşınca duygusallaşıyor. "Ne derdi var ki yılanımın" diyor, "acaba sevgisizlikten, yalnızlıktan mı muzdarip?"

Dayanamayıp "ev arkadaşına" yardımcı olmak için bir veterinere başvuruyor ve dünyası başına yıkılıyor!

Veteriner "Telaşlanmayın bey'efendi" diyor, "sadece boyunuzu ölçüyor!"

Veteriner haklı, evinde yılan besliyorsan, seni yutmaya hazırlanıyor diye telaşlanmanın da âlemi yok. Kaldı ki zaten, doğasına aykırı davranmasını bekleyip bir yılandan kendine ev arkadaşı seçmekte ısrar ediyorsan, dermanı veterinerde değil psikologda arayacaksın.