• 20.11.2014 00:00
  • (1923)

 Geçen gece Zaman Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı’nın kitap fuarındaki kavga görüntülerini izlerken “ucuz atlatmışız” diye düşündüm.

Öyle ya davetlerine falan giderdik bu arkadaşların. Hatta dershane tartışmasının ilk çıktığı günlerde davet edildiğimiz bir yemek sonrası tartışmıştık kendileriyle. Demek yumuşak taraflarına gelmişiz de hırpalamamışlar bizi.

Sevinmekte haksız mıyım? Baksanıza, şunun şurasında 1-2 yıl önce ortalıkta hoşgörü, diyalog diye gezen, her şeye ve herkese “evet” diyen mülayim abiler, ablalar şimdilerde birer alikıran baş kesene dönüştüler.

Kamuoyunda itibarları sıfırlandıkça, köşeye sıkıştıkça agresifleşiyorlar. Küfürler, yalanlar, hakaretler eşliğinde en iğrenç karakter suikastlarının altına imza atıyorlar. Yetmiyor gazetelerinin ağır başlı bildiğimiz yayın yönetmeni kendisine soru soran muhabiri hırpalıyor.

Savunmaları ise komik: “Muhabire Ekrem Bey tokat atmadı, koruması vurmuş!”

Görüntüleri herkes gibi ben de izledim. Muhabir, Dumanlı’nın yanına gelip geçtiğimiz günlerde verdiği bir röportajıyla ilgili sorular soruyor. Dumanlı, Cemaat’in seçimlerde HDP’ye verdiği (ki kendi ifadeleridir) destekle ilgili soruya bozuluyor. Ardından onlarca yandaşı ve korumasının çevrelediği muhabire “münafıklık etme” diyor.

Tabii bu “komutu” alan yandaşları muhabiri hırpalamaya başlıyorlar. Başka ne olacaktı ki?

Derken biri, Dumanlı’nın koruması olduğu söyleniyor, gazeteciye tokadı yapıştırıyor. Dumanlı da muhabirin yakasına yapışıp gömleğinin düğmelerini kopartıyor. Meğer kavgayı ayırıyormuş.

Meslektaş tepkisi: Dövenlerin eline sağlık!

Olacak iş değil! Ortada muhabirin ne bir hakareti var ne de saldırısı. İşini yapıyor, sadece soru soruyor. Fakat anında savunmaya geçen Cemaat medyası bu açık şiddete gerekçe bulmak için muhabire yükleniyor:

“O da sağlam pabuç değilmiş!”

Oysa öğreniyoruz ki, aynı çevreler ve bizzat Dumanlı’nın yönettiği Zaman, henüz bir yıl önce aynı muhabire ulusalcılar saldırınca “acımazsızca linç ettiler” haberleri yapmış.

Saldırıya en ajitatif bahane ise, bir internet sitesinin yöneticisinden geliyor. 17-25 Aralık döneminde demokrat yazarlara mesaj atıp “bu paralelleri kim durduracak ağabey” diye dert yanan ancak sonradan Cemaat’e iltica eden “gazeteci” şöyle buyuruyor:

“Akit gazete olmadığına göre o soruyu soran kişi de gazeteci olmuyor. Provokatöre de gereken cevabı vermişler. Ellerine sağlık.”

Baki eleştirilerimiz gözümüzü kör etmesin

Dünden beri, meslektaşının dövülmesini yüreğinin yağları eriyerek anlatan bu gazetecinin twiti RT ediliyor. “Ak-İt”ler havada uçuşuyor.

Her fırsatta ortalığı ayağa kaldıran basın meslek örgütlerinden, muhalefetten şu ana kadar tık yok. Dün bir tek Medya Derneği’nin kınamasını gördüm, o kadar.

Hadi bu çevrelerin çifte standardına alışığız da, demokratlar niçin suspus, asıl şaşırtıcı olan bu değil mi?

Sanırım saldırıya uğrayan muhabirin kurumuna karşı kızgınlıkları tepki vermelerini engelliyor.

Evet, Akit ve özellikle habervaktim isimli site pek çok skandala imza attı. Cemaat’in paralelinde bir çizgide, Baykal’a yapılan operasyonda rol almaları hafızlarımızda hâlâ diri. Ali Bayramoğlu ve Hilal Kaplan gibi demokratları yargısız infaz ettiler. Çözüm Süreci’ne verdiğim destekten ötürü ben de zaman zaman “PKK’lı” diye hedef tahtasına oturtuldum.   

Ama mevzu bu değil. Bu konulardaki eleştirilerimiz baki. Ne var ki, basın özgürlüğü ve gazeteci hakları konusunda diğerleri gibi çifte standarda düşmemek için, şimdi şiddete karşı kategorik tavır almak zorundayız.

NOT: Akit’ten konuştuğum pek çok isim, habervaktim isimli internet sitesinin gazeteyle alakası olmadığını, kısa bir süre önce de yeni sitelerinin devreye girdiğini söylüyorlar.