• 21.11.2014 00:00
  • (2452)

 Şükür, Çözüm Süreci ile ilgili hafta sonundan beri olumlu bir hava esiyor. Öcalan’ın 21 Mart’ta PKK’ye silah bırakma çağrısı yapacağına dair kanaat güçlendi. Hafta başında da İmralı heyeti ile Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan arasındaki görüşmeden sürecin kesintisiz devam ettiği açıklaması çıktı.

Bu güzel tabloya karşı verilen tepkiler kimin neyi istediğinin açık bir kanıtı olarak tarihe yazılıyor.

Barış yanlıları gözlerini “çözüm kırıntılarına” dikmişken, ağızlarından halkların kardeşliği sloganını düşürmeyenler “barış ziyafetine” bahane bulmaktaki tüm maharetlerini sergiliyorlar.

7-8 Ekim’de 50 vatandaşın hayatına mal olan HDP provokasyonuna karşın hükümetten bir ismin çıkıp da halkı süreci bitirmekle tehdit ettiğine şahit olmadık. Dikkat edin, yüzde elli oy alan ve bu oyun içinde milliyetçi hisleri güçlü seçmenlerin de yer aldığı bir iktidar partisinden bahsediyoruz. Önündeki köprü kılıçtan keskin. Bir yandan Çözüm Süreci’ni devam ettirirken öte yandan da bu icracı pozisyonu kendisine sağlayan iktidarı korumakla mükellef.

 Bir şey yapmayın, bozmayın yeter

 Buna karşın, kamuoyunun sürece ilişkin desteğini kısmen de olsa zayıflatan 7-8 Ekim’in çağrısını yapan bazı HDP yöneticileri, bizleri her gün süreci askıya almakla tehdit ettiler.

Burada da sözünü ettiğimiz, yüzde 6 civarındaki seçmenin sürece sonuna kadar destek verdiği bir muhalefet partisi. Yani barış için kendilerinden ekstra bir çaba beklenmiyor. Tek yapmaları gereken çözüme zaten hazır kitlelerini provoke etmemeleri. Barışı zorlaştırmamaları. Çözüme ikna olmuş kitlelerinin umudunu, kararlığını zedelememeleri.

Bu ülkeye barışın ve demokrasinin gelmesini isteyen seçmenler olarak bu talep çok maksimalist olmasa gerek.

Özetle bazı HDP’lilerin tek yapması gereken şey, CHP kadar destek vermedikleri sürece hiç olmazsa MHP kadar karşı olmamak. Bir şey yapmadan sadece durmak ya da illa bir şey söyleyeceklerse de, Kandil yerine İmralı’ya kulak vermek.

Sözlerimi iddialı bulanlara bir öneri. MHP’nin sürece dair sert açıklamalarını alın. Metindeki güvenlik devleti ve Türk vurgusu yerine PKK’nin megali ideasını ve Kürt vurgusunu koyun. Ortaya malum HDP’lilerin son dönemdeki kışkırtıcı açıklamalarının çıktığını göreceksiniz.

 İngiliz hevaller cepheye

 Aklını ideolojisine esir etmemiş herkes için gün gibi ortada olan bu gerçeği somut bir örnekle de kanıtlayalım.

Dün HDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş’ın Hürriyet gazetesindeki bir beyanatını okudum. Demirtaş, konuşmayı çok sevdiği “Türkiye Türklerindir” gazetesindeki açıklamasında, tabanında çözüme desteğin azaldığını söylüyordu.

Demirtaş’ın bu tespiti bir temenni mi yoksa bir tespit mi bilmiyorum. B şıkkı geçerliyse barışa dünden hazır Kürtlerin bu seviye getirilmesi için epey bir çaba harcandığı ortada.

Ama ortada garip bir durum yok. Hangi halk, bu kadar yalana, dolana, provokasyona dayanabilir ki? İşte 7-8 Ekim’de Kürt’ü Kürt’e kırdırıp insanların kolektif düşmanlığını büyüttüler, bölge halkının umudunu emdiler. Bırakın Kürtleri, örneğin HDP Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkçü’nün Britanya parlamentosunda yaptığı şu konuşmayı dinleyen İngilizlerin bile süreci askıya alması işten değil.

Kürkçü diyor ki:

“Türkiye, Kobane'nin savunulması için destek vermekte isteksiz davrandı. Cumhurbaşkanı’nın kentin düşmesi yönündeki eğilimi ve hava operasyonlarının etkisi kalması üzerine on binlerce insan Türkiye'de sokaklara çıktı. Türk hükümetinin bu gösterilere yanıtı ölümcül oldu. Kürt kökenli en az 50 vatandaş hayatını kaybetti. Bunların önemli bir bölümü güvenlik güçleri tarafından öldürüldü. 10 dolayında vatandaş, IŞİD  destekçileri ile PKK sempatizanları arasında yaşanan olaylarda, bazıları da linç edilerek öldürüldü!"

 Savaş için yalan değil, barış için gerçekleri söyleyin yeter

 Tabii Kürkçü bu yalanları Türkiye’de yandaşlarına bile söyleyemeyeceği için ecnebiler karşısında daha rahat. Zira 7-8 Ekim’de öldürülen 50 kişinin katilinin devlet olduğunu partisi bile “söyleyemiyor.” İngilizler,  Kürkçü’nün “IŞİD destekçisi” dediği kişilerin, kurban eti dağıtırken öldürülen 16 yaşındaki Yasin Börü'ler “falan” olduğunu bilmezler. Elbette  “sokağa çıkan” o insanlara hangi yasal partinin ve eş başkanının “serhildan" çağrısı yaptığını da…

Kürkçü’nün “Kobani’nin düşmesi yönündeki eğilim”den kastının, hükümetin YPG milislerini devlet hastanelerinde tedavi ettirmesi, Kobani'ye yardım için Peşmergeye topraklarını açması, ÖSO’yu IŞİD’in üzerine yönlendirmesi olduğunu da zaten düşünemezler.

Aynen öyle, Kürkçü savaş ajitasyonunun manifestosunu yazmış yine ve uzatmak gereksiz.

Ama emin olun savaşa kurban vermiş insanlar bu performansı unutmayacak. Bu kirli savaş bir gün bittiğinde barışa can atıyorum deyip savaşa can pazarlayanların yüzüne söylenecekler:

“Oysa tek yapmanız gereken savaş için yalan uydurmak değil sadece barış için gerçekleri söylemenizdi. Yapmadınız!”