• 23.11.2014 00:00
  • (2348)

 Mario Levi isimli roman yazarı Cumhuriyet'e verdiği röportajda "Günün birinde bu ülkeyi terk edebilirim. Hayatım önemli değil, yazmamın engellendiğini görürsem giderim" demiş.

Geçtiğimiz günlerde de buna benzer açıklamalar yapmış, Musevi olduğu için eserlerinin boykot edildiğini söylemişti.

Allah Allah, ne oluyor yahu? Kime ne yapmış ki Levi ya da ne yapabilir?

Kendi hâlinde, ne yazık ki pek de okunmayan kitaplar yazan biri. Politik bir romancı olmadığı için tartışmaların içinde de değil.

Peki o hâlde kim, ne için bu adamın kitaplarını boykot edin çağrısı yapıyor? Levi bir gazeteye röportaj verirken, edebiyat üzerine konuşmak yerine o çok sevdiği "yazdırılmama ihtimalinden" söz ediyor?

Mario Levi dışında bu kampanyayı duyan, gören varsa lütfen söylesin. Samimi şekilde soruyorum. Madem Levi'ye ülkeyi terk etmeyi düşündürecek kadar ciddi bir tehdit bu, niçin kimse bir şey duymuyor?

Okurlar olarak, Kültür Bakanı Ömer Çelik'e bile açıklama yaptıran bu büyük "linç" ve "tehdit" kampanyası ile ilgili tek somut delil görmek istiyoruz. Görelim ki, yazarımıza sahip çıkalım. Yoksa ciddi ciddi Levi'nin ve çalıştığı Doğan Kitap'ın hassasiyetlerimiz üzerinden yürüttüğü bir reklam faaliyetine alet edildiğimizi düşüneceğiz.

Duvara karşı ajitasyon

Yönetmen Fatih Akın da geçenlerde filmi için Hrant Dink'i oynayacak Türk aktör bulamadığını ve bu yüzden projeyi dondurmak zorunda kaldığını söylemişti. Akın'ın bu açıklaması üzerine pek çok oyuncu gazetelere "bize sorulsa kabul ederdik" şeklinde beyanatlar verdiler.

Keşke Akın, teklifini kabul etmeyen (artık hangi gerekçeyse) o "meçhul Türk aktör"den başka birilerine de teklif götürseydi. Ama anlaşılan "engellemelere rağmen sadece bizler ve demokrasi adına çeken yönetmen" karakterini o da sevmiş.

İnşallah fragmanları yayınlanan ve 1915'in yüzüncü yılına denk gelecek filmi için hedeflediği tartışmayı oluşturabilmiştir. Neticede her şey sanat için, sinema için ya.

Ah, bu artistik hareketlere, ilk kez bir Türkiye Cumhuriyeti Başbakanının tehcir'le ilgili inkâr dışında bir metin yayınlayabildiği günlerde değil de, Hrant'ı ölüme götüren tedirginliğin örüldüğü zamanlarda görebilseydik, değil mi? Evet, Hrant'ın mahkeme kapılarında yalnız bırakıldığı, 1915 zulmünden bahseden aydınların linç edildiği o karanlık dönemlerden bahsediyorum.

Haksız mıyım? Belki o zaman Dink rolünü oynayacak oyuncu aramak zorunda kalmaz, bu iş için bizzat Hrant'a teklif götürürdü Akın. Reddedilmezdi de hani.

Yaradanı severiz yaradılandan ötürü

Evet söz konusu sanat olunca goygoya değil de, "yaradanı severiz yaradılandan ötürü" (Yasemin Çongar) düsturuna bakan sanatseviciler olarak bu ucuz oyunlardan artık çok sıkıldık. İşlerinizi görmek ve siz sanatçılarımızı bunlar üzerinden konuşmak istiyoruz.

Ama siyaseten doğruculuğu arkasına alıp, ajitasyonları eleştirenleri duyarsızlık ithamıyla savuşturmaya alışan tembel sanatçılar bu kolaycılığa çok alıştılar. Bu nedenle de film eleştirmenlerinin film, kitap kritikçilerinin de kitap anlattığı bir vasata mahkûm hâlde yaşıyoruz.

Tamam, kitaplarınızı, filmlerinizi sattığınız kesimin sosyoekonomik durumunu gözeterek siyasi pozisyonunuzu belirliyorsunuz. Diktatörlük değil, sansür değil "başkaldırınızı" da bu tercihinizle gerekçelendirip anlıyoruz. Sonuçta müşteri velinimetiniz. Ama bari asıl egemen protest söyleme dahil olmayan sanatçıların tecrit edildiği, marjinal sayıldığı bir sektörde, normal olan muhalifliği ateşten gömlek diye satmaya kalkmayın bize. Seyircinizin zekâsına biraz saygınız olsun.

Bu arada umarım Mario ve Fatih Beyleri çok kızdırmamışımdır. Derdim şahsi değil, hatta severim kendilerini de. Ama ne yapalım bahsettiğim prototipi temsil eden son iki örnek olmaları nedeniyle piyango kendilerine çıktı. Yoksa merak etmesinler, hiç yalnız değiller.

Hem onlar için fena da olmadı bence. Bakın bir şekilde konuşulmaya devam ediyorlar işte.