• 28.11.2014 00:00
  • (2207)

 Son dönemlerde sokağı işaret ederek siyaseti ve halkı tehdit etmek bazı kalemler için âdeta bir tarz oldu. Geçenlerde bir Hürriyet yazarı kentsel düzenlemelere dair eleştirisini şu “uyarıyla” sonlandırmıştı:


“Kent politikalarını muhaliflere göre şekillendirmezseniz, yeni Gezilere hazır olun!”

Dün de Milliyet’in diplomatik yazarlardan biri köşesinden parmak sallayarak tehditler savuruyordu. Tabii ki yine, seçim sistemine dair hemen hemen herkesçe kabul gören bir talebin ardına saklanarak, olabildiğince “demokratik” şekilde.

Nasıl mı? Şöyle ki;

Yazısının başında yüzde on seçim barajının düşmesi gerektiğini söyleyen yazar, ilerleyen paragraflarda 2015 seçimlerine dair bir projeksiyon çiziyor.

HDP’nin seçimlere geçen sefer olduğu gibi bağımsız adaylarla değil, parti olarak girmesi ve baraj altında kalması hâlinde ne olacağını tek kelimeyle özetliyor: “Seçim sonrası ortalık karışabilir!”

Yazar, bir dönemler halkı “12 Eylül öncesine döneriz” diyerek tehdit eden muktedirleri hatırlatan “kaos” uyarısında ayrıntı vermekten de çekinmiyor:

“Bir itiş kakıştır başlar. Özetle, iktidarı son derece ürküten 6-7 Ekim olayları, seçim sonrası 6-7 aya yayılır. Daha da önemlisi, dünya basını her gün 'Kürtler dışarıda kaldı' diye bas bas bağırırken, seçimlerin meşruiyetine gölge düşer. Dünya kamuoyu deyip geçmeyin. Artık bambaşka bir çağda yaşıyoruz; Türkiye’nin Kürt hareketine yönelik 10 yıl önce, 20 yıl önce ya da Soğuk Savaş döneminde yaptıklarını 2015 yılında yapma şansı yok. Hem Kürt toplumu daha güçlü hem de Batı daha duyarlı. Türkiye’ye uyarı üzerine uyarı gelir. AB’yle ilişkiler biter. Ekonomi sendeler vs...”

Sokağa ve komplolara meşruiyet peşinde

Evet, kuşkusuz seçim barajı temsilde adaleti zedeleyen bir uygulama. Ancak bu arızayı gidermenin yolu, kanlı sokak olaylarına meşruiyet sağlayacak önermelerde bulunmaktan geçmiyor sanırım.

“Vallahi benden söylemesi” edasıyla "dış kamuoyunun da yardımıyla ülke yangın yerine çevrilir" diye siyaseti tehdit etmek de ne oluyor?

50 kişinin hayatını kaybettiği 7-8 Ekim türü provokasyonları ve uluslararası komploları, sanki yasal problemlerin aşılmasında meşru bir tarzmış gibi sunan bu bakış açısının ne denli sorunlu olduğunu göremiyor musunuz?

Hangi parti bu konfora sahip?

Kaldı ki, yeni anayasa ve partilerin kapatılmasını zorlaştıran düzenlemeler gibi reform adımlarında, parlamentodan destek bulamayan iktidar partisi, bir de yarıştığı rakiplerinin başarısızlığından mı kaygılanmak zorunda?

Öyle ya, “Aman baraj altında kalmayalım” diye biraz da HDP düşünsün. Kendisine var olan seçim barajına göre bir seçim stratejisi belirlesin. Kuralları kabul edilerek girilen bir seçimde, sonuca sokağı göstererek itiraz etme konforuna başka hangi parti sahip?

Örneğin başka bir yazar BBP için aynı önermede bulunsa. “Oyları yüzde bir, seçim barajı düşmez ve parti baraj altı kalırsa milliyetçi gençler çarşıyı karıştırır. Türki cumhuriyetler de devreye girer. Ekonomi falan allak bullak olur  vallahi” dese kendisini ne diye eleştirirdik?
Ellerine silah, molotof almasalar da, meşru taleplerin arkasına gizlenerek şiddete gerekçe arayanlar da yaşanan acılardan sorumludur.