• 2.12.2014 00:00
  • (2215)

 Cuma günü bu sütunda muhalefete çizilen yeni seçim stratejisinden bahsetmiş ve seçim barajına odaklanıldığını söylemiştim. Hatta bu proje doğrultusunda, bazı yazarların işi tehdit boyutuna vardırdığını, “baraj düşmezse seçim sonrası ülke karışır” dediklerini aktarmıştım.

Henüz iki gün geçmeden ilk ciddi girişim geldi. Muharrem Sarıkaya, pazar günü Habertürk’teki köşesinde, Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’a barajın düşürülmesi yönündeki başvuruyu sordu.

Kılıç bu soruyu “Raportör arkadaşlar çalışmalarını tamamladı, raporda önemli tartışmalar var. Konu hassas olduğu için ‘bireysel’de değil de ‘genel kurul’da görüşüp 2-3 hafta içinde karara bağlayacağız” yanıtını verdi.

Ancak asıl tartışma oluşturan, Sarıkaya’nın Kılıç’a yönelttiği “Anayasa Mahkemesi kararları, Anayasa’nın ‘Seçim Kanunu’nda yapılacak değişiklikler bir yıl içinde yapılacak seçimde uygulanmaz’ hükmüne tabi mi?” sorusuna verdiği cevaptı:

“Hayır tabi değil, anında uygulanır. Hak ihlali kararı hemen ortadan kaldırılması içindir!”

Hadi, bu tür değişiklilerin bir yıl içinde yapılacak seçimlerde uygulanmayacağı herkesçe bilinmesine karşın, Sarıkaya’nın ısrarını gazetecilik acarlığına verelim. Peki Kılıç’ın kesin bir dille “değişiklik 2015 seçimlerinde uygulanır” demesinin anlamı ne olabilirdi?

Öyle ya Kılıç’ın formasyonu iktisadi ve ticari bilimler olabilir ama Ankara’da hakimler var. Ve neredeyse tamamının görüşü değişikliğin 2015 seçimlerini etkilemeyeceği yönünde.

Ergun Özbudun’a kulak verelim: “AYM barajı kaldıramaz. AYM'nin ihlal tespit yetkisi var ama kanun iptal yetkisi yok. Seçim kanunu ortada olduğu sürece ihlal tespiti yapılsa bile bu, uygulamada sonuç doğurmaz. Seçim barajı kendiliğinden ortadan kalkmaz, seçim barajı ile ilgili meseleyi çözmesi gereken, Anayasa Mahkemesi değil, siyaset kurumu, yani Meclis'tir.”

Temsilde adalet değil istikrarda zafiyet

Tartışmanın büyümesi üzerine AYM dün bir açıklama yaptı. Mahkeme, AYM Başkanı Haşim Kılıç'ın açıklamalarının "çarpıtıldığını ve yanlış yorumlandığını” belirterek, “yorumlar gazeteciye aittir” dedi.

Resmî açıklamalarda, yalanlamalarda ve savunmalarda ne söylenirse söylensin kamuoyu olan bitenin farkında.

2014’teki seçimlere ayarlı Gezi ve 17-25 hukuk darbesi girişimlerinden sonuç alınamadı. Beş benzemezle seçim ittifakları da sonuç vermedi. Seçimleri doğrudan etkileyecek Çözüm Süreci’nin akıbetine yönelik 7-8 Ekim provokasyonları da boşa çıkartıldı. Ama muhalefet, 2015 seçimlerine demokratik ve meşru yollarla girilmemesi konusunda kararlı.

Sarılan yılansa yargı kararıyla 12 yıllık istikrarı bozmak. Bakın işte üç beş de olsa sağdan soldan oy kopartabilecek partiler kuruluyor. HDP’nin parti olarak seçime girmesi için yok artık diyeceğimiz kesimler fiili ittifak görüşmeleri yapıyor. Cemaat’e verdiği destekten ötürü gençlik örgütlenmesinin bile kazan kaldırdığı BBP’nin lideri de AYM’ye baraj düşürülsün diye başvuru yapıyor. Akıllarınca “faili belli olmayacak şekilde bir hukuk cinayeti” tasarlıyorlar.

Böylece, 2015 seçimleri sonrası mümkün olan en parçalı Meclis kurulsun isteniyor. Türkiye gibi koalisyonlarla yoksullaştırılmış, anti demokratikleştirilmiş bir ülkede, bu durumun temsilde adalet değil, istikrarda zafiyet doğuracağının bilinmesine rağmen ocağın altı harlanıyor.

Bence de… Hukukun, uluslararası lobilerin ya da sokağın meşruiyetin arkasından dolanmaya harcayacakları enerjiyi rakipleriyle demokratik bir yarışa kanalize etseler kazanmaları belki mümkün. Ama alışmışlar, yapamıyorlar. Zira o bölük pörçük iktidarları hiçbir zaman halk vermedi onlara. Hep yardımlarına, ordu, yargı, medya yetişti.

O eski hâlinden eser yok şimdi

Mevcut Meclisin temsil kabiliyeti çok yüksek olsa da herkes ideal olarak seçim barajının düşürülmesini savunuyor. Ancak bu ve benzeri değişiklikleri yapmaya muktedir yegane merci Meclis. Hatta parti kurdurtma, pragmatist fiili ittifaklar ve basının tetikçi olarak kullanılması da bu meşru amaç çerçevesinde tolere edilebilir.

Ancak seçime üç beş ay kalmışken, tıpkı 367 kararında olduğu gibi hukuk garabetlerinden medet umup yarışın kurallarını bozmaya çalışmak olacak iş değil.  Kaldı ki “bir garip iktidar” için, kastetmekten çekinmedikleri istikrar da yalnızca hükümetin lehine bir durum değil. Tüm Türkiye halkının geleceğiyle oynadıklarını düşünmüyorlar bile.

Bu arada Destici’nin baraj düşürme başvurusunda Haşim Beyin oyunun renginin ne olacağını son bir yıldaki tutumundan tahmin etsek de, kesin bir şey söylemek mümkün değil. Çünkü aynı Kılıç, 1995 yılında aynı içerikteki bir başvuruyu reddederken “mahkeme kendini yasa koyucu yerine koyamaz” diyordu. Bununla da yetinmeyip, yalnızca partiler için değil, bağımsız adaylar için de yüzde on barajını şöyle savunuyordu:

“Siyasi partilerden aday olanlar için %10 oranında ülke barajı öngörülmüşken bağımsız adaylar için böyle bir baraj söz konusu değildir. Yeni Yasa ile bağımsız adaylar için de öngörülen %10’luk seçim çevresi barajı bir ölçüde siyasi partilerden aday olanlarla bağımsızlar arasında temsilde adalet doğrultusunda bir eşitlik sağlamaktadır.” (1.12.1995 tarihli, 1995/56 esas sayılı ve 1995/60 karar sayılı karşıoy gerekçesi.)

Evet, sıradaki komplo gelsin...