• 3.12.2014 00:00
  • (2294)

 Türkiye, seçim barajının düşürülmesi başvurusunun Anayasa Mahkemesi gündemine gelmesini konuşuyor.


Tartışmaların fitilini, Mahkeme Başkanı Haşim Kılıç’ın bir gazetecinin sorusu üzerine başvuruyla ilgili yorum yapması ateşledi. Kılıç,  ihsas-ı rey olarak değerlendirilen yorumunda, mahkemenin kararının 2015 seçimlerini etkileyeceğini söylüyordu. (Muharrem Sarıkaya/20.11.2014 Habertürk)

Başta muhalefet partileri olmak üzere AK Parti iktidarını sandıkta devirememekten fazlasıyla sıkılan medya aktöreleri bu açıklamanın üzerine balıklama atladılar. Üstelik bu kez arkasına sığınacakları meşru bir argümanları da vardı. Çoğumuzun yakındığı yüksek seçim barajı!
Pek çok hukukçu ve demokratsa bu yöntemin, AYM’nin kendini yasa yapıcı (parlamento) yerine koyması anlamına geleceği kanaatinde. Üstelik mahkeme başvuru üzerine hak ihlali kararı verse bile, baraj konusu yasalarla düzenlenmiş bir alan. Yani değişiklik gerekiyor. Kaldı ki, olası bir düzenleme bile, bir yıl içindeki seçimlerde uygulanamıyor.

Barajın düşürülmesini savunmama karşın, ben de kendimi ikinci grupta tarif ediyorum. Takip edenlerin bildiği üzere dün de bu içerikte bir makale yazdım. Yazının ardından bazı okurlar gün içindeki yorumlarında şöyle yakınıyorlardı:

“Barajın yüksek olduğunu ve düşmesi gerektiğini siz de savunuyorsunuz. Parlamento da 30 yıldır bu sorunu gidermeye yanaşmıyor. Yargı  aracılığıyla da olsa bu sorunun çözülmesinde ne sakınca var?”

Demokrasinin varoluşuna aykırı    

Sorunlu bir yöntemle olumlu sonuç almaya meyletmek sonun başlangıcıdır. Halkın tek ve meşru temsilcisi parlamento dururken, yargı eliyle yasama faaliyeti yapmak egemenliğin halktan alınıp bürokrasiye devri anlamına gelir.

Evet, yüksek seçim barajı demokrasiler için temsil noktasında bir problemdir. Ancak yargı vesayeti demokrasi içi bir sorun değil, varoluşuyla ona kasteden karşıt bir güçtür. Dolasıyla bu iki sorunu simetrik tehditler olarak görmek mümkün değil.

Bunun kanıtı olarak, kurumsallaşmış demokrasilerde farklı oranlarda seçim barajının kabul edilebilir olmasına karşın yargı vesayetinin kategorik olarak reddedilmesini gösterebiliriz.

Kısacası bir kereden çok şey olur.

Sıfır baraj "Demokrasinin Amentüsü" değil

Siyasi tartışmalarda âdeta aksiyom muamelesi çekilen bazı kavramlar var. Örneğin başkanlık sistemi tartışmalarında parlamenter sistemin sanki demokrasinin olmazsa olmazıymış gibi dayatılması. Sanki 150 yıllık parlamenter sistem deneyimimiz bize hazır demokrasi armağan etmiş gibi.

Seçim barajı tartışmasında da, istikrar kaygısıyla oranı makul bulanlara benzer bir baskı uygulanıyor. Oysa kimileri de, temsilde adalet probleminin çözümü, siyasi farklılıkları tolere edecek uzlaşı pratiklerinde görebilirler. Seçim ittifaklarının yasallaşması gibi formülleri önerebilirler. Ve bu görüşleri onları otoriter kılmaz.

Biliyorum zahmetli ve kimileri için imkânsız ama önermeden geçemeyeceğim. Üzerinde kafa yormadan futbol fanatiği gibi taraftarı oldukları seçim formüllerini tartışanları aforoz edenler biraz durup düşünsünler.

Yargının halkın egemenliğini gasbedip kendini yasa yapıcı yerine koymasına ve seçim barajını düşürmesine göz yummak mı demokratlık?  Yoksa varoluşundan ziyade oranı “demokrasi içi bir problem” olan seçim barajını parlamentonun değiştirmesini beklemek mi?