• 9.12.2014 00:00
  • (2731)

 Feyzi İşbaşaran hafta sonu twitter’da Cumhurbaşkanı ve eşi ile ilgili ağza alınmayacak küfürler etti. Bununla da yetinmeyen İşbaşaran Cumhurbaşkanlığı Sarayı’ndaki ödül törenine katılan kadın sanatçılara ve yazarlara da küfretti.


Bu şahsı daha önce de Etyen Mahcupyan gibi bazı yazarlar hakkında verdiği “ölüm fetvalarından” hatırlıyoruz.

“Meczubun teki işte” diyerek geçiştirilemeyecek bir durumla karşı karşıyayız. Zira medyadan, sanat dünyasından ve siyasetten bir kesimin, bu eski vekilin kabul edilemez davranışları karşısında sergilediği “suskunluk” ciddi bir tehlikeye işaret ediyor. O da İşbaşaran gibi aktörlerin marjinal tavrının olağanlaşması.

Allah’ın bildiğini kuldan saklamanın âlemi yok. Sözünü ettiğim kesimler İşbaşaran’ın hedef gösteren, cinsiyetçi, aşağılık sözlerini yüreklerinin yağı eriyerek karşıladılar.

Aksi olsa, köşelerinde, programlarında ya da hiç olmazsa sosyal medya hesaplarında usulen de olsa bu adamı eleştirmezler miydi? “Hanım” kelimesinden alınıp sokaklara dökülen dernekler, partiler, Cumhurbaşkanının eşi ve kadın sanatçılar hakkında sapıkça sözler söyleyen bu adam için bir kınama bildirisi bile yayımlamaktan imtina eder miydi?

Elbette bu iğrenç davranışa verdikleri onayın kanıtı yalnızca suskunlukları değil. Kimi sanatçılarımızı “geleceğe dair umutlandıran” Gezi sürecinde, meşhurlar serisinin dil ve üslubu çok mu farklıydı sanki? Arşivlere girmekten erinen, sokağındaki o dönemlerden kalma herhangi bir duvar yazısına bakabilir.

Ama bu yol yol değil. Muhafazakâr bir iktidarın muhafazakâr politika üretme hakkının kendisini toplumsal gerginlik vesilesi sayacak kadar kibirli hâle gelenler, muhalefeti örgütledikleri şiddet zemininin ne kadar kaygan olacağını hesaplamalılar.

Kategorik olarak reddettiklerinin onurunu, şahsiyetini, özgür iradelerini iğrenç bir sokak jargonuyla aşağılamayı kendine “hak gören” ve bunu muhalefetin meşruiyetine dahil edenler şiddetin mimarlarıdır.

Yerlerde sürünen ifade özgürlüğü değil ifadeleriniz

Ülkedeki gazetelerin ve televizyonların yarısı halkın çoğunluğunun tercihine ve onların temsilcilerine yönelik nefret dilini sıradanlaştıran bir yayıncılık yapıyor. Üstelik bu “marjinal bir hâl” değil, merkezin karakteristiği. Buna karşın ifade özgürlüğü konusunda sınırlamalar olduğu iddia ediliyor.

Hakikaten merak ediyorum, siyasal iktidarın politikalarını onaylamanın cesaret gerektirdiği basın ve sanat camiasında, fikirleri geçtim, ifade edilemeyen hangi küfür ve hakaret kaldı?
Lütfen bu yazıyı okuduktan sonra şöyle bir gazete manşetlerine ve köşelere göz atın. Yerlerde sürünen, gerçekten iddia ettiğiniz gibi ifade özgürlüğü mü, yoksa ahlakınızın göstergesi diliniz, üslubunuz ve hakkaniyetiniz mi?

Tarih, filmlerinin, kitaplarının satması ya da iş bulmak uğruna dünün karanlığına methiyeler düzenleri, sanatçı arkadaşlarının, gazeteci meslektaşlarının linçine sessiz kalanları hiç unutmadı, unutmaz da.

Ne diyelim Allah, çarşınıza göre pazar versin.