• 12.12.2014 00:00
  • (1985)

 Hrant Dink suikastının tetikçisi Ogün Samast, cinayetin arkasında iki Cemaatçi polisin olduğuna dair önemli itiraflarda bulundu.

Sabah gazetesinde yer alan bu haber aslında sır olan bir durumu açığa çıkartmıyordu. Çünkü son dönemlerde pek çok kişi, Dink suikastının arkasında paralel yapının olduğunu düşünüyordu. Ancak bu iddiaların bizzat tetikçinin ağzından dökülmesi taşları yerli yerine oturttu. Zira katilin itirafı hangi davada olursa olsun birinci dereceden delildir.
İddia doğal olarak Cemaat’in gazetelerinde yerden yere vuruldu. Önceki yıllarda Samast’ın ağzından her çıkanı gazetelerinin ilk sayfalarına taşıyanlar, şimdi tetikçinin açıklamalarına yer veren gazeteleri “Samast’a sarıldılar” manşetiyle eleştirdiler.
Bu savunma hâli içinde çelişkileri barındırsa da, eylem olarak şaşırtıcı değil. İlginç olansa, gelişmeye sevinmesi beklenen davanın “kimi takipçilerinden” yükselen itirazlar.
 
Makul şüpheciliğin sınırları
 
Paralel yapı tehlikesine hepimizden önce işaret eden Ali Bayramoğlu’nun dünkü uyarısı yerindedir. Yapılması gereken bu tarz durumlarda delillere karşı kısmi mesafe koymaktır.
Doğrudur, otu çiçeği paralel’e bağlayıp bu tehlikeli yapıyı karikatürize etmek de sorunludur. Bu salgın, paralel yapıya dair en ciddi suç delillerinin etkisini yitirmesine neden oluyor.
Bu cephede yer alanların şüpheciliğini ve eleştirilerini anlıyorum, kısmen de katılıyorum.
Ancak bu hassasiyeti, cinayetle birinci dereceden alakalı tetikçinin itiraflarını bile görmezden gelecek kadar abartmak daha büyük bir soruna işaret eder.
Öyle ya, Samast’ın itiraflarının işaret ettiği mecra, daha önce pek çok gazetecinin deliller ışığında gösterdiği yer değil mi? Samast’ın adını verdiği polislerin adı, cinayetin daha ilk günlerinde zikredilmeye başlanmadı mı?
Samast’ın itiraflarında makul şüpheciliğin sınırlarının aşılması, cinayetin aydınlatılması noktasındaki bu önemli delilin heba edilmesi anlamına gelir. Bu maksimalistlikle de dava hangi sonuca, nereye ulaşırsa ulaşsın, kamuoyunun adalet duygusunun tatmin edilmesi imkânsız hâle gelir.
 
Korumacılığa soyunanlar          
 
Bir de Samast’ın itiraflarına karşı şüpheciliği aşıp itiraz noktasına gelenler var ki, onların durumu düpedüz Cemaat’in paralelinde korumacılığa kadar vardı.
Kimi “Bu dava Paralel’e sığmaz” diye söylenmeyi sürdürürken, bir diğeri de (İMC TV) “Hükümet Dink cinayetini Paralel'in üzerine yıkmak istiyor” dedi.
Ben asıl bu cephede yer alanların, “davayı araçsallaştırdığını” düşünüyorum.
Zira korktukları şey davanın üstünün örtülmesinden ziyade, azmettiricilerinin şimdiki siyasi hasımları çıkmaması.
Failin AK Parti ile ilişkili olmaması ihtimaliyle karşılaşmaktansa, delillerin üzerinde yoğunlaştığı paralel yapının aklanmasını göze alabilecek kadar hırçınlar.
Aksi olsa, akla, mantığa, delillere ve suikastın bağlamına pekâlâ oturan Samast’ın itiraflarını azmettiricilere ulaşmak için bir basamak olarak yorumlamaları gerekmez miydi? Bu gelişme hiç olmazsa “yetmez ama evet” diye karşılanacak bir ilerleme de mi değil?
Kimse kusura bakmasın, katillerin bulunmasını, adaletin yerini bulmasını, katillerin kim olduğundan daha çok önemseyen Hrant dostları da var.
Etyen Mahçupyan’ın tabiriyle belki “Hrant’ın parazitleri” gibi şov yapmıyorlar ama “Hrant için, adalet için” söyleminin gerçek anlamının bu bakış açısı olduğunu çok iyi biliyorlar.