• 16.12.2014 00:00
  • (2420)

 Türkiye, bir soruşturma kapsamında aralarında gazetecilerin de bulunduğu 27 kişinin gözaltına alınmasını konuşuyor.


“Yazıktır, günahtır, zulümdür” başlıklı yazılar döşeniliyor. Mevzua buradan yaklaşmayıp soğukkanlılıkla olup biteni anlamaya çalışanlar da basın özgürlüğünü önemsememekle itham ediliyor. Tıpkı eskiden olduğu gibi…

Şikâyet üzerine gazetecilerin ifadelerine başvurmak için gözaltına alınmasına kategorik olarak karşı olmak özgürlükçülük mü yoksa ayrımcılık mıdır?

Bir hukuk devletinde, sıradan vatandaşlar için zorunluluk olan durumlardan, bazı meslek grupları niçin muaf tutulsun? Daha önce generaller ya da akademisyenler için benzer ayrıcalıklar talep edildiğinde ne diyorduk?

Kaldı ki, haklarındaki iddiaları es geçip, ilişkileri, aidiyetleri ve icraatları konusunda bilgi sahibi olmadığım insanları, sırf aynı işi yapıyoruz diye neden sahiplenmek zorundayım?

Masumiyet karinesi, gazetecilerin ya da “ayrıcalıklı meslek gruplarının” diğer vatandaşları bağlayan soruşturma ve kovuşturma süreçlerinden muaf tutulması anlamına mı geliyor?
Asıl, soruşturmaya uğrayanların mesleklerine göre sınıflandırılması ve kendilerine farklı muamele edilmesi sorun değil midir?

Kimse kusura bakmasın benim için demokratik hukuk devletinin ilkeleri ve eşitlik, mesleki dayanışmadan çok daha önemli.

Gelelim asıl mevzua

Normal bir ülke olsak önce bunu konuşmamız lazımdı ama malum baskı ağır. Benim diyen demokratlar bile mahalle baskısıyla mesleki dayanışmayı adaletin önüne koymak zorunda bırakılıyor.

Evet, ne oluyor, aralarında gazetecilerin ve polislerin bulunduğu bu insanların niçin ifadesi alınıyor.

Savcılığın açıklamasına göre iddia şudur:
Pensilvanya’da yaşayan, Cemaat isimli yapının lideri, hâkimiyet alanına tehdit gördüğü bir başka cemaat liderini hedef gösteriyor. Verdiği bir vaazda, daha sonra gerçek olacak bir medya linçinin ve soruşturma-kovuşturmanın tüm ayrıntılarını anlatıyor. Ardından bu adama bağlı gazete ve televizyonlarda, hedef gösterdiği cemaatin lideriyle ilgili olumsuz haberler yapılıyor. Hatta dizi karakterleri türetiliyor.

Derken polisler ve savcılar devreye giriyor. Altyapısı hazırlanan operasyonun startı veriliyor. Pensilvanya'daki adamın aylar önce anlattığına harfiyen uyan bir süreç yönetiliyor. Hedef tahtasına oturtulan cemaatin hasta lideri ve bazı üyeleri gözaltına alınıyor. İlk mahkemeye kadar tam 17 ay hapiste tutuluyorlar. Hâkim karşısına çıktıklarında ise tüm dava çöküyor. Çünkü suçlandıkları delillerin sahte olduğu görülüyor. Evlerinde çıktığı iddia edilen bombaların üzerinde, zanlıların değil arama yapan polislerin parmak izleri bulunuyor. Dahası bu tek delilin daha önceki başka operasyonlarda polisin eline geçen materyaller olduğu anlaşılıyor...
Şimdi Allah aşkına söyler misiniz, kamuoyunun ve basının tartışması gereken bu ciddi iddialar mı? Yoksa mağdurun şikâyeti üzerine harekete geçen savcılığın gazetecilerin ifadesine başvurması mı?

Paralel devletin rötuşsuz resmi

3-4 gündür gözümüzün önünde sergilenen parodinin kendisi de başlı başına skandal. Düşünün, devletin savcıları gizli bir soruşturma hazırlığında. Bunun için gözaltına alınacak kişilerle ilgili listeler hazırlanıyor.

Güvenlik ve yargı bürokrasisinde otonom hareket eden bazı polisler ve savcılar ise bu gizli operasyonu faş ediyorlar. Alınacak kişileri sosyal medya yoluyla uyarıyorlar. Gazetelerde gözaltına alınacak isimlerin listesini yayınlıyorlar.

Bunun üzerine soruşturtma kapsamında adı geçen bazı isimler yurt dışına kaçıyor. Diğerleri de daha soruşturmanın startı verilmeden televizyonlarda show'a başlıyorlar.

Merak ediyorum, “En azından gazetecilere bir iltimas geçilip gözaltına almak yerine kibarca ifadeye çağrılamaz mıydı” diye soranlar bu komediye niçin ses çıkartmıyorlar?

Hepimiz mesleğimiz gereği çeşitli soruşturmalarda ifade vermiş, gözaltına alınmış kişileriz. Hangimiz bu süreçlerle ilgili günler öncesinden “uyarıldık?” Ve hangimiz cumhuriyetin diğer vatandaşlarının sahip olmadığı bu ayrıcalıktan yararlanmadık diye ortalığı yıktık.

Bu ne kibir?

Bu soruşturma kapsamında ifadesine başvurulmak üzere gözaltına alınan isimlerden bazıları serbest bırakılıyor. Örneğin kumpas iddiasında işin kamuoyu algısı oluşturulmasından sorumlu olan dizi senaristleri dışarıda. Ben ilerleyen günlerde medyadan aktörlerin akıbetinin de aynı olacağını düşünüyorum. Tabii ki iddiaya konu olan örgütle organik ilişkilerine dair savcılığın elinde deliller yoksa.

Elindeki kamu ve hukuk gücüyle, iddialara konu olan kumpası uygulayan, insanları gözaltına alıp hapse tıkan polis ve savcılar içinse durum farklı.

Bakalım izleyip göreceğiz.

Bir yandan soruşturma sürecinde demokratik hukuk devletinin normlarının da takipçisi olacağız.

Tabii ki bir vatandaşın şikâyeti sonucu ifade vermeyi gurur vesilesi yapan kibrin altında yatan karanlığın da.