• 19.12.2014 00:00
  • (2167)

 Avrupa Birliği’nden 14 Aralık operasyonu ile ilgili “basın özgürlüğüne” vurgu yapan açıklamalar geliyor.

Avrupa Parlamentosu Başkanı Martin Schulz basın özgürlüğünün AB’ye katılım için temel ilkelerden olduğunu hatırlattı ve “Zaman gazetesine yapılan baskının” kaygı verici olduğunu belirtti.

AB Konseyi “Medya özgürlüğü risk altında olduğunda ve gazetecilerin işlerini yapmaları engellendiğinde her zaman endişe duyar” açıklamasında bulundu.

AB Komisyonu da yazılı açıklamasında şu ifadeleri kullandı: “Herhangi bir aday ülkenin katılımına yönelik bundan sonraki adımların hukukun üstünlüğü ve temel haklara tam saygıyla bağlı olduğunu tekrar hatırlatırız.”

Ferguson’da sokak olaylarını basının izlememesi için “kenti uçuşa yasak bölge ilan edecek kadar konuya duyarlı” olan ABD’den benzer açıklamalar geliyor.

Evrensel hukuka ve AB normlarına uygun biçimde ve tüm kamuoyunun gözleri önünde yürütülen bir soruşturma süreci için oluşturulan bu infial kuşkusuz ki Cemaat’in başarısı.

Bu garip durumu Cemaat’in yurt dışındaki lobi faaliyetlerini yürüten bir gazeteci de twitter hesabında itiraf ediyor:

“Batı basınında, ABD ve AB kurumlarında Türkiye’de olanlar basına bir saldırı olarak algılandı. Bunu değiştirmek için uğraşacak olanların işi çok zor.”

AB kurumları Avrupa değerlerinden hızla uzaklaşıyor

Türkiye’nin üyeliğini, medya gücü de olan bir bürokratik vesayet odağının enformasyonlarıyla değerlendiren AB kurumlarına, birliğin kuruluş ve ilkeleri hatırlatılmalı. Ve şu sorular 6-7 Ocak'ta Türkiye’ye gelecek olan Genel Sekreter Throrbjorn Jagland’ın önüne konulmalı. Ben şimdiden sorayım da Sayın sekreter hazırlık yapsın.

AB, temsil noktasında hiçbir siyasi ve toplumsal meşruiyeti olmayan bir örgüt liderinin, aday ülkelerdeki vatandaşların hak ve özgürlükleri üzerinde tasarrufta bulunmasını sorun olarak görmüyor mu?

Kurumsal bir yapı olan AB, anayasasında iç hukukla çelişmesi hâlinde uluslararası hukukun üstünlüğünü tanımayı taahhüt eden bir aday ülkenin, soruşturma ve kovuşturma süreçlerini söylentiler üzerinden mi izliyor?

Birlik, “AB vatandaşı adayı 120 kişinin”, 17 ay mahkemeye çıkartılmadan özgürlüklerinden mahrum bırakılmasına neden olduğu iddia edilen bir örgütün varlığını sorun olarak görmüyor mu?

AİHM içtihatlarına uygun şekilde yürütülen soruşturma süreçlerinden gazeteciler gibi bazı meslek gruplarının muaf tutulması talebinin dayanağı hangi AB normudur?

Emir ve talimatla, insanların konuşma ve görüntülerin montajlanarak TV ve gazetelerde itibar suikastları için kullanılması bir gazetecilik faaliyeti midir? Ve AB ülkelerinde benzer durumlarda hukukun devreye girmesi, bir basın özgürlüğü sorunu olarak mı tartışılmaktadır?

Hamasete, goygoya ya da kimsenin niyetini okumaya gerek yok. Sorular net.

Eğer AB, Brüksel’de lobisi güçlü olanın, sesi çok çıkanın sırtının tapışlanacağı bir birliğe doğru evrilmeyi sorun etmiyorsa, üyelik için çabalayanlar da heveslerini pekâlâ gözden geçirebilir. Ta ki bu sivil toplum projesi özüne dönene kadar.