• 29.05.2017 00:00
  • (1540)

 27 Mayıs darbesinin yıldönümüne denk getirildiğini düşündüğüm 2013'teki Gezi olaylarının dördüncü yılı.

Olayların fitili sosyal medyada ateşlendiği için dün oraya bir bakayım dedim. En çok konuşulanlar (TT) listesindeydi Gezi.

Eylemlerin arka planına dair eleştirel paylaşımlar yapanların tezlerini çok iyi bildiğim için hâlâ o günlerin ruhuyla yaşayanlara dikkat kesildim.

O gün olduğu gibi mevzuu kaşımaya çalışan, yeniden bir aksiyon peşindeki FETÖ'cü ya da PKK'lı trollerin gürültülerini geçersek Gezicilerde şu ruh hali hâkim:

"Hayatımızın en özgür günlerini yaşadık!"

Peki, siyasi bagajlarımızı ve önyargılarımızı kenara koyarak beraberce düşünelim.

Bu gençler, o günlerde ne yaptılar, yaşadılar da kendilerini hiç olmadıkları kadar ve bugünkünden özgür hissettiler?

Karşı olduğu bir icraatı protesto etmek için bir araya geldikleri, eylem yaptıkları için mi?

Ben de dahil memlekette 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu'na muhalefetten yargılanmayan adam olmadığına göre bu değildir herhalde. OHAL'de yaşadığımız şu günlerde bile eylemler sürüyor işte...

Gösteriler kitleselleştiği, kesintisiz günlerce sürdüğü, polise taş atabildikleri için diyeceğim ama daha radikal, yaygın ve uzun olanlarına tarihte şahit olduk işte.

15-16 Haziran'ları falan yaşamasak da birkaç yıl önce Tekel işçilerinin, tıpkı Gezi parkındaki gibi, Ankara'nın göbeğinde kurduğu çadırlar 3 aya yakın yerlerinde kalmıştı mesela. Tüm kentlerdeki destek eylemlerinde de sık sık polisle çatışmalar yaşanmıştı.

Ya da HDP'nin örgütlediği 7-8 Ekim olaylarında ve aylarca süren hendek eylemlerinde kaç kişinin öldüğünü kaçınız bir çırpıda söyleyebilir?

Sokakta içki içebilmek falan da, sadece evlendirme programlarına bakarak anlayabileceğimiz üzere, marjinalliğin sıradanlaştığı bir memlekette özgürlüğün konusu olamaz.

E nedir o zaman Gezi'yi kimilerimiz için bir özgürlük ütopyasına çeviren?

Gezi'nin ekran yüzlerinden Mehmet Ali Alabora'nın dediği gibi "mesele ağaç değil sen hâlâ anlamadın mı" diyorsunuz yoksa?

Anlıyorum. Zaten bunda anlaşılmayacak ne var kardeşim.

"Biz sandıkta çıkmasak, azınlık olsak da iktidarı sokakta alırız" demek yüz yıllardır kendilerine devrimci diyen zorbaların manifestosu."

Ama çoğu zaman Türkiye'de olduğu gibi, halkın çoğunluğu da "yok öyle yağma, senin iraden can da benimki patlıcan mı" diyor işte.

Seninki özgürlükse diğer kardeşininki de, halkın sandıktan çıkan iradesine onurluca sahip çıkanınki de özgürlük yani anlayacağın.

Yine mi anlaşamadık?

Olsun, gençliğin canı sağ olsun.

 

***

 

Ey özgürlük!

 

Bakın, özgürlüğünü yaşadığını düşünen bir başka kuşağın gençlerini, bugün sağlam bir Gezici olan 68'li Hasan Cemal nasıl anlatıyor kitabında...

12 Mart darbecilerinden emekli deniz subayı Erol Bilbilik:

"Bir ara Yüzbaşı İrfan Solmazer bana, Sarp Kuray'a, Deniz Gezmiş'e İstanbul'da, Ankara'da mısır patlatır gibi bomba patlattırıyorum' dedi. Başka ne yapıyorsunuz diye sorunca, İrfan Solmazer'in yanıtı şu oldu:

Deniz Gezmiş'i, Sarp Kuray'ı filan oturtuyorum. Amerikan Büyükelçiliği'nin ön kapısının kurşunla taranmasına demokratik olarak karar veriyoruz. Emri ben veriyorum. (Deniz, ABD Büyükelçiliği'ni tara ve yok ol!) diyorum. Sarp, (Git şurayı bombala!) emrini veriyorum."

Herkesin özgürlük anlayışı farklı tabii de..