• 10.12.2017 00:00
  • (1266)

  cuma günü Atina'daki sıra dışı temaslarının ardından Türkiye'ye dönmeden önce Gümülcine'ye doğru harekete geçti.

Biz de kendisini takip eden gazeteciler olarak peşi sıra...
Ülke dışına çıkmamıştık ama birkaç saatlik yolculuğun ardından Klasik Yunan şehri olan Atina'nın yani Yunanistan'ın tüm izleri silindi.
Sokağa taşmış kafeler, görkemli mimari ve şehir atmosferi yerini kahvehanelere ve "yeni" taşra yapılarına bıraktı.
Ama bu hızlı değişimi yalnızca şehirtaşra ayrımı ile açıklamak mümkün değil.
Zira Gümülcine de olsa olsa Selanik kadar "uzak" Atina'ya.
Evet, paradoksun kilidi belli.
Çünkü Türklerin yoğun yaşadığı Gümülcine Halep kadar, Kerkük kadar yakın Türkiye'ye.
Tıpkı Selanik'in Gökçeada kadar Atina'ya yakın olması gibi...
Peki, o halde babamın "macır" akrabalarının yaşadığı 'dekimahallelerinin birer kopyası olan bu kent hangi gerekçeyle Yunanistansayılıyor?
Burada yaşayanların ana dillerini özgürce kullanması, inançlarını ve kültürlerini yaşaması niçin sınırlandırılıyor?
Bu insanlara hangi mantıkla "kendin olma başkası gibi davran" deniliyor? "İçeri" sokulmadıkları yetemezmiş gibi, "dışarı da" çıkartılmıyorlar?

***

Doğru, bir önceki yüzyılın başlarında, pek çok mazlum halkın kendi devletlerinin yaptığı gibi, bizimkiler altına imza attı bu garipliğin.
Bunu dönemin koşullarını göz ardı eden bir sığlıkla ya da milliyetçi hislerle dünü bugünden şekillendirmek için söylemediğimi biliyorsunuz.
Yedi düvel dört bir yandan kuşatıp üstümüze çullanmıştı. Belli ki dönemin yöneticileri de varoluşları için makul gördükleri çözüm uğruna bu işe "evet" dediler.
Ancak bu Lozan'ın ya da maddelerini "galiplerin" belirlediği diğer uluslararası anlaşmaların haklara cetvelle çizdiği sınırları sorgulanamaz kılmıyor.
Öyle olsa tarih, koskoca Kenan diyarına değil, 50-60 yılda oluşturulan Gazze ve Batı Şeria "gettolarına"  derdi değil mi?

***

"Ezidi çemberi" misali, ABD'nin ya da diğer küresel muktedirlerin biz mazlum haklara çizdiği sınırlar sorgulanınca, önce hapistekilerin "susun" demesi aklıma o meşhur fıkrayı getiriyor...
Günün birinde zenci bir adam içinden "Allah'ım" diye geçirmiş, "benim tenim niye siyah?"
Gökten bir ses gelmiş:
"Afrika'nın sıcak çöllerindeki havaya uyum sağlayasın diye..."
Adam "Peki kaslarım niye daha güçlü" diye yinelemiş.
Bu kez de "Afrika'nın steplerinin zor yaşam koşullarında daha rahat edesin diye..." yanıtını almış.
-Peki dişlerim niye bu kadar beyaz?
Bir kez daha 'nın doğal coğrafi koşullarıyla ilgili cevap alınca adam dayanamamış:
"Peki, o halde ben New York'ta ne arıyorum?"Arada bir cevabını alamayacağımız sorular sormak iyidir; en azından ayık kalmak için!