• 22.07.2018 00:00
  • (1265)

 Tarikatlar ve cemaatler mevzuu, FETÖ vakası nedeniyle epeydir tartışılıyor. Konu, bu yapıyla benzer şekilde örgütlenip çalışan "Adnan Hoca" grubuna yönelik operasyonlar nedeniyle yine gündemde.

Pek çok vatandaş bu örneklerden ağzı yandığı için diğer yapılara da temkinli yaklaşıyor. Haklılar da.
Ne var ki çözüme, bu kesimlerin istediği gibi "yasaklamakla" ulaşabilmek mümkün değil. Bunu görmek için de Atatürk'ün tekke ve zaviyeleri kapattığı devrim sonrasında yer altına inip bugüne değin varlıklarını koruyan yapılara şöyle bir bakmak yeterli. Yasak sorunu çözmek şöyle dursun,  ve cemaat örgütlenmeleri için motivasyon işlevi görmüş.
Kaldı ki nasıl Batı'da başka kodlarla örgütlenen yapılar yaygınsa, sözünü ettiğimiz gruplar da Doğu'nun, bu sosyolojinin doğal u. Kestirip atamazsınız.

***

Tartışmaya karşı cepheden katılan tarikat ve cemaatlerse konunun açılmasına bile tahammül edemiyorlar. Soruna dair kafa yorup çözüm önerilerini tartışanları "tek tipçi toplum" istemekle ve hatta İslamfobik olmakla itham ediyorlar.
Laf...
Tek başına, halkın, iş adamalarının cebini vergisiz boşaltan, devlete, okullara liyakat yerine sadakatiyle girip kul hakkı yiyen, 15 Temmuz'da da üzerimize kurşun yağdıran  örneği önümüzdeyken susacak mıyız?
Ve bu yapıdan kaçan deşifre olmamış kişilerin, başka cemaatlere sızdıklarını, FETÖ'ye vurulunca sesin başka yerlerden gelmesinden de anlıyorken, biliyorken...
Yani sorun bizim ve çözmek için ajitasyonlara, tehditlere, karakter suikastlarınapabuç bırakma lüksümüz de yok.

***

En makul yaklaşım, söz konusu yapıların dernekler ve vakıflar gibi, üyeleri,gelirleri ve giderleri yasalarla denetlenebilir bir forma kavuşturulması gibi görünüyor. Buradaki en hassas noktaysa faaliyet alanlarının net şekilde tanımlanması.
Zira cemaat ve tarikatların, yardım toplama gibi amaçlarla yasal oluşumlar kurup dış politikadan tutun da istihbarat ya da tehdit ve şantaj vs işlerine kadar faaliyet yürüttüklerini de görüyoruz.
Bu şeffaflık, ülkeyi FETÖ ve benzerlerinden koruyacağı gibi, ilan ettiği amacı doğrultusunda çalışan yapıların da hakkının teslim edilmesini sağlayacaktır.
Üstelik sivil toplumun denetim ve yönlendirme gücüne katkı yapacak bu yaklaşımın etkileri yalnızca demokrasi ile sınırlı olmayacaktır...
Alev Alatlı'nın, geçtiğimiz günlerde Anadolu Ajansı'na verdiği röportajda "Çözersek 21. Yüzyıl Türklerin yüzyılı olur" diyerek işaret ettiği 250 yıllık liyakat problemimize, sonuçta da kalkınmamıza faydası olacaktır.