• 15.04.2011 00:00
  • (2634)

AKP’nin bölge adayların kamuoyu tarafından “tanınmayan” isimlerden oluşması ve aşiretlere kontenjan ayrılmamasının partinin lokal olarak en güçlü rakibi BDP karşısında elini zayıflatacağı iddia ediliyor.

Anlaşılan o ki, Nesli Çölgeçen’in ta 80’lerin ortalarında çözüldüğünü fark edip “Züğürt Ağa” da dramatize ettiği aşiret ve ağalık sistemi hâlâ pek çoğumuzun kafasında geçerli bir mit olarak duruyor.

BDP yöneticilerini “AKP’ye teşekkür ediyoruz” noktasına vardıracak bu yaygın kanıya dair merak ettiklerimi AKP Genel Merkezi’nin üst düzey bir kurmayıyla konuştum.

Güneydoğu’da “hedef küçültme” gibi bir stratejilerinin olmadığını, aksine listelerin açıklanmasının ardından ortaya çıkan tablonun, Taraf’ın adayların belirlenmesi sürecinde yaptığı kulis haberde işlenen “parti bölgeye ve kıyı illerine ağırlık verdi” şeklinde özetlenebilecek perspektife son derce uyumlu olduğunu belirten bir AKP kurmayı şunları söyledi:

“Sayın Başbakan ve listelerin oluşması sürecine katkı sunan Genel Merkez yetkilileri, aday profilinin feodal yapıdan bağımsız olarak şekillendirilmesi noktasında hemfikirdi. Zaten 2007 seçimlerinde de bu perspektif büyük oranda etkili olmuştu. Bu sayede Doğu ve Güneydoğu halkının siyasi reflekslerini aşiretlerin tekelinden kurtarıp bir anlamda özgürleştirdik. Geçen dönemdeki seçim sonuçları da bu başarıyı açıkça ortaya koyuyor. Tek istisna olarak gösterebileceğimiz Urfa’ydı. Şimdi bu kentimizde de aşiret bazlı bir liste hazırlamadık. Çünkü bir aşiretin adayına yakınlaştığınızda, karşı aşiretin büyük politikaya dair reflekslerden ziyade yerel düşünüp rakip partiye yöneldiği defalarca deneyimlendi. Bu tarz yıllarca siyaseten bir kısır döngüye yol açtı. Bir aşiretin yanında değiliz, tüm aşiretlere eşit mesafedeyiz.”

AKP Genel Merkezi, adayların belirlenmesi noktasında ülkedeki gelenekselleşmiş siyasi kültürün ve pratiklerin artık geçerli olmadığı düşüncesinde.

AKP, liderleri halka sempati vermeyen ve gelecek vaat etmeyen “dünün” siyasi partilerinin dört elle sarıldığı “yerelde isimler üzerinden başarı elde etme” klişesini açıkça reddetmiş durumda.

Partinin bakan düzeyindeki kurmaylarını bölgeye kaydırması, eğitim seviyesi yüksek, yabancı dil bilen adayları tercih etmesi ve seçim dönemine yerel vaatlerden ziyade ülkenin içinde bulunduğu dönüşüm sürecine uygun genel söylemlerle hazırlanması da bunun bir kanıtı.

Adayların bölgede tanınmayan isimlerden oluştuğuna dair eleştirileri de bu perspektif çerçevesinde yanıtlıyorlar. AKP yöneticisinin “Artık partinin meşhurlar karması yapmaya, kendini bazı isimlerle akredite etmeye ihtiyacı yok. Kurumsal bir yapıyı büyük oranda oluşturduk” sözleri de bu güvenin bir kanıtı.

Bence bu yaklaşım, bölgedeki olağanüstü halin siyasette de kaldırılması yolunda önemli bir adım.

AKP’nin, çocuğunun adını Tansu koyacak kadar DYP’li Raman aşireti üyesi Faris Özdemir’in adaylığını, partideki “eski siyasetin” sembol isimlerinden Abdülkadir Aksu’yu da araya koymasına rağmen reddetmesi, bölgedeki aşiret cenderesinde sıkışmış halka nefes aldıracak bir adımdır.

Doğru, mesela siyasete DYP’de başlayan, Ardından HADEP semalarında gezen, bir süre MHP’de teşrik-i mesai yaptıktan sonra AKP aday adaylığında karar kılan Kasım Ceylan mutlaka yerelde tanınıyordur. Ya da milletvekili de olmanın gücünü yörede “her alanda” sonuna kadar kullanan Zülfikar İsol’un ismi bile yeter.

Ama gidin bölgede bir sorun bakalım, hangi feodal hısımlık bağının gücü, dünyayı, ülke gündemini günü gününe takip eden, birey olduğunu fark eden bölge insanına, hele hele Twitter’de dünyayı “follow”layan gençlere gönüllü marabalık yaptırmaya yeter.

Ama ne ilginçtir ki Kürt sorununu bölgedeki feodal yapıyla ilişkilendirme konusundaki maharetlerine hayran kaldığımız kesimler, Türkiye’nin batısına büyük oranda hakim olan “bireye odaklı siyaset” anlayışının bölgede hakim olması için ezber bozan bu anlayışı görmezden geliyor, dahası dudak büküyorlar.

Yukarıda adı geçen isimlere kapılarını sonuna kadar açan sosyal demokrat CHP’nin bölgede, yıllarca savaş ortamını körüklemesi açısından tüm Türkiye’nin anasını ağlatan DYP tarzı siyasette ısrarı da bundan.

Tamam, Kürt sorununda her derde deva teramisin olarak sunulan meşhur Kürtlerini jet sosyetenin cilalı kaldırımlarında seçim yürüyüşüne çıkartan CHP’nin bölgede bir iddiası yok. Peki ya en büyük rakibi olan siyasal iktidarın yeni bin yılın siyaset diline uygun bu hamlesi karşısında BDP nerde duruyor?

AKP’nin bölgede aşiretlerden bağımsız, “tanınmayan” adaylarının kendisine yarayacağını iddia ederken, karşımıza bir kaçı hariç yegâne özelikleri Öcalan’a sadakat ya da PKK davasından onlarca yıl cezaevinde kalmak olan adaylar dışında ne sunabiliyor?

Yerelde tanınmış adaylara sırtını yaslayarak ya da lider kültünün sağladığı konforla büyük siyasete dair reformist adımlar atmadan parsa toplama devri geride kaldı.

Voliyi vurma hayallerini bırakın da uyanın. AKP yine rol çalıyor.

Mesela siz de siyasi feodallere sırtınızı çevirin de görelim bakalım oy mu yaman devrimciliğiniz mi?

[email protected]