• 10.05.2011 00:00
  • (2973)

Hafta sonu küçük Millet Meclisi toplantısının moderatörlüğünü yapmak üzere Urfa’daydım. Diğer Kürt illeri gibi burada da politika tüm sohbetlerin ana gündemi. Ve biliyorsunuz memleketin özellikle doğusunda güncel politikada umutlardan ziyade kaygılar dile getiriliyor.

Seçim öncesi yaratılmaya çalışılan yüksek basıncın yeniden bölgenin mikrokliması haline gelmesi, savaşın rantını yiyenlerle ilişkisi bulunmayan Kürtlerin büyük çoğunluğu için ciddi bir kaygı.

Ancak ahali, devlet aygıtının bilindik düşmanıyla kimi zaman al gülüm ver gülüm şeklinde tezahür ettiği gizlenemeyen savaşından ziyade, halkın öz örgütlülükleri arasındaki bir çatışmanın daha vahim sonuçlar doğuracağının farkında.

Bu nedenle Yüksekova Mustazaf-Der Şubesi Başkan Yardımcısı Ubeydullah Durna’nın PKK’li olduğu iddia edilen bir grup tarafından öldürülmesiyle ilgili gelişmeleri sessiz ama dikkatli bir şekilde takip ediyorlar.

Kentte görüştüğüm Hizbullah sempatizanları ve örgüte yakınlığı sır olmayan Mustazaf-Derciler, Yüksekova’daki cinayetle doruğa çıkan Hizbullah örgütlenmesine yönelik saldırıların, PKK içerisindeki bir kanadın inisiyatifinde, merkezî otoriteden bağımsız geliştiğini düşünüyorlar.

Aralarındaki ‘istişare’nin ardından merkezlerinde görüşme teklifimi kabul eden Mustafaz-Der Urfa Şube Başkanı Mehmet Kışlar son derece politik bir dille konuşuyor. Ancak Kışlar, 1995 yılında ateşkes yapan Hizbullah ve PKK arasındaki ilişkinin yeni bir boyuta girdiğinin sinyallerini de gizleyemiyor.

Kışlar, Yüksekova saldırısının ilk olmadığını, PKK çevresinin yakın zamana dek Adana başta olmak üzere çeşitli illerdeki şubelerine elli civarında “baskın” yaptığını ısrarla vurguluyor.

Bu saldırılara güvenlik güçlerinin kayıtsız kaldığını ve tabanlarını teskin etmekte zorlandıklarını belirten Mehmet Kışlar, “Misilleme gelecek mi” şeklinde ısrarlı sorularım karşısında da hareketin önde gelen isimlerinden Molla Ekrem Kılıçarslan’ın, Durna’nın öldürülmesinin ardından söylediklerini tekrarlıyor:


“Bizler Allah ve Resulü yolunda her şeyimizi feda ettiğimiz gibi canımızı da feda etmeye hazırız. Bizler bu uğurda canımızı da vermeyi bir şeref kabul ediyoruz!”

Hizbullah legal alandaki örgütlenmesinin sonuçlarını özellikle daha önce kapalı salonlarda düzenlediği Kutlu Doğum Haftası etkinliklerini sokağa taşıyarak açıkça ilan ediyor. On binlerce kişinin katıldığı sokak gösterileri düzenliyor.

Hareketin kadrolarına Siverek civarında askerî eğitim verdiği iddiaları güvenilir kaynaklarca da doğrulanıyor. Beykoz baskınının ardından gelişen süreçte devletle köprülerini atan örgütün finansman sorununu aşmak için çeşitli illerde alışveriş mağazaları açtığı da bölge halkınca biliniyor.

Dolaysıyla, Hizbullah’ın hafta sonu PKK’ye açıkça failleri bulup gerekeni yapması, aksi halde misilleme yapacakları tehdidinde bulunmasını ciddiye almak gerektiği ortada.

PKK’nin bölgedeki mücadelesinde Hizbullah’ı hedef tahtasının göbeğine yakın bir noktada konumlandırmasına dair olasılıklar da muhtelif. İsterseniz, biz kolay prim yapan komplo teorilerini es geçip, bölge halkı ve söz konusu yapılara yakın kaynakların yaklaşımları üzerinde duralım.

Hatırlayacaksınız, yılbaşında bazı Hizbullah sanıklarının tahliye edilmesinin ardından bölgede örgüt ile PKK arasında çatışmaların yeniden başlayabileceği olasılığı tartışılmıştı.

Ancak Bizzat Öcalan’dan gelen “Legal zeminde çalışacaklarsa DTK’ya da davet edilebilirler” açıklaması havayı bir nebze olsun sakinleştirmişti.

Gelin görün ki, PKK içerisinde Öcalan’ın inisiyatifi dışında hareket etmeye meyletmiş bir grubun olduğu da sır değil. Bu grup, hareketin Türkiye’deki mücadelesi için tarafı olduğu şaibeli ilişkilerinin yanı sıra, İran, Irak ve Suriye’yi de kapsayan bir perspektife sahip.

Söz konusu çevrenin, bölgedeki mutlak hâkimiyeti için Kürt halkının yüksek dinî hassasiyetlerine de hitap eden bir yaklaşımla, otoritelerine alternatif oluşturabilecek odakları tasfiye etmeye yönelik bir politika izleyeceği belirtiliyor.


Bölgede başlayacak bir Hizbullah-PKK çatışması yalnızca seçim öncesiyle sınırlı bir tehlikeye işaret etmiyor. Zira ilk adımları atılan bu tehlikeli dalaşın, 12 Haziran sonrası bölgedeki etkinliğini “demokratik özerklik” ekseninde mutlaklaştırmaya yelteneceğinin sinyallerini veren egemen Kürt siyasetini, Hizbullah çevresine karşı daha da tahammülsüzleştireceğini tahmin etmek zor değil.

Kuşkusuz böyle bir tablo, naif Kürt açılımı ve demokratikleşme adımlarının bile bölgede bir kaos ortamı yaratacağı propagandası yapan, bu sonuç uğruna her türlü fırsatı değerlendiren askerî ve sivil bürokrasideki Ergenekon güçleri için bulunmaz nimet.


Megali idealar peşine düşenler, zamansız iktidar hırsının, bugünün küçük de olsa demokratik kazanımlarını bile aratacak eskiye dönüşe zemin hazırlayacağını akıllarından çıkartmalılar.


Ceberut bir ulus-devletten biraz da olsa yakasını sıyıran Kürt halkının canını ve huzurunu yeni bir macera uğruna ateşe atmanın vebali inanın ağır olur.


[email protected]