• 3.06.2011 00:00
  • (3091)

Ankara’da iki CHP milletvekiliyle oturuyoruz. Restoranda kendilerini gören partililer masaya geliyorlar:

“Nasıl gidiyoruz sayın vekilim, bu sefer tamam mı?”

Vekiller tereddütsüz yanıtlıyorlar:

“Gayet iyi, iktidara yürüyoruz...”

Partililer masadan ayrılıp vekillerle baş başa kalınca yüzlerdeki tebessümün yerini mahcup bir ifade alıyor. Çünkü bu iyimserliğin az önce masada çizilen tabloyla alakası yok. Ancak vefanın manifestosu olduğu da su götürmez.

Aday listelerinde vekilliği garanti eden az sayıdaki heyecanlı partiliyi hesaba katmazsak, yukarıdaki sahnede rol almayan CHP’li yok gibi.

Üstelik bu ruh hali yalnızca Kılıçdaroğlu yönetiminin üzerini çizdiği vekiller ve Baykal’a yakın isimler için değil, damdan düşer gibi partinin yönetimine gelen ekipte vasat da olsa kendine bir yer edinmeyi başarmış CHP’liler için de söz konusu.

Zira CHP’liler tarihlerinde kafalarının en bulanık olduğu dönemlerden birini yaşıyorlar.

Üzerinden kısa bir süre geçtikten sonra taca atılsa da partiden bir önceki dönemden farklı sesler yükseliyor ama bunların hiç birisi net, üzerinde konsensüs oluşturulmuş politikalara işaret etmiyor. Partililer ertesi gün reddedilir kaygısıyla genel başkanın ağzından çıkan sözleri bile sahiplenmekten çekiniyorlar.


AKP karşısında azami oyu alıp “karşı devrimi” geriletmeye odaklanmış Kılıçdaroğlu muğlâk söylemelerle oyunu arttırabilecek her isme sarılıp her konuya saldırırken, parti içindeki ve tabandaki kredisini sonuna kadar zorluyor.


Gözlemlerime ve seçim tahminlerime göre, Kılıçdaroğlu bu bağbozumu seferberliğin meyvelerinin tartılacağı 12 Haziran’ın son saatlerinde ‘bir yaz gecesi rüyası’ndan ziyade mahşeri yaşayacak gibi.

Partililer, Kılıçdaroğlu ve ekibinden, Baykal’ın genel başkanlıktan indirildiği kurultay sonrası, küskünlerin tabirleriyle, partideki “acımasız kıyımı” mazur kılacak muhteşem sonucu isteyecekler sabırsızca.

Kuşkusuz seçmen de “hani iktidar” diyecek kadar insafsız değil. Ama Kılıçdaroğlu’nun naif “açılımlarını” sırf AKP yıkılsın diye tolere edenler arasından “madem bu haltı niye yediniz” diye soranların çıkacağı da kesin.

Partililer, 12 Haziran’a dair beklentilerini konuşurken, yalnızca partinin 2007’de aldığı yüzde 21’i değil, 2009 yerel seçimlerindeki yüzde 23’ü de hesaba katıyorlar.

Hatta bazıları, Deniz Baykal’ın 2010 yılındaki Kutlu Doğum Haftası ile ilgili olumlu açıklamalarının ardından yaptırılan ve yüzde 27’yi gösteren anketleri de çekmecenin gözünden çıkartmış durumda.


Başkentte CHP’nin anketlere uygun olarak seçimlerde yüzde 25-27 bandından çıkamaması halinde partide en az üç farklı gurubun çizgileri keskinleştireceğine hatta bu farklılaşmanın net bir ayrışmayla bile sonuçlanabileceğine dair ciddi senaryolar konuşuluyor.

Genel merkezin dışında sürdürdükleri organik ilişkilerini muhafaza eden, düzenli şekilde iletişimlerini sürdüren ve seçimlerdeki olası bir sarsıntının ardından ilk olarak sesini yükseltmesi beklenen Baykalcı gruptan bir milletvekili şunları söylüyor:

“Adaylık vaadiyle istifa eden kırk il başkanından bir kaçı dışındakiler liste dışında kaldı. Keza ilçe başkanları da öyle. Seçim sonrası olası yüz kırk vekilin tamamını ve PM’den kırk kişiyi içerisine katsanız da Kılıçdaroğlu ekibinin destek alacağı delege sayısı dört yüzü aşamaz. Yedi yüz imzayı bulacağımıza inanıyorum. Yüzde 27 gibi bir sonuç halinde kurultay kaçınılmaz.”

Kılıçdaroğlu ve çevresindeki “yeni” ekibin bu senaryonun oluşması halinde istifa ve sonrasında ayrışmayla sonuçlanacak bir yolu izlemeyebileceği de konuşuluyor. Umut Oran, Hurşit Güneş ve Süheyl Batum gibi partinin ağır toplarının bu senaryolara dair çizdikleri projeksiyonları çeşitli ortamlarda ifade ettikleri dile getiriliyor.


Demirel’in “tavsiyesiyle” partiye alınan merkez sağ kökenli isimlerin bir kısmının olası bir yönetim değişikliğinin ardından partiden ayrılabileceği de belirtiliyor. Bu isimlerinin sayısının da yirmiyi bulacağı iddia ediliyor.

Sesleri gür çıkmayan ancak son dokuz yıldan ders çıkartıp ülkenin içindeki bulunduğu dönüşüm sürecini okuyup en azından “AKP kadar olmayı” önüne hedef koyan bir grup CHP’linin bu kamplaşmada rol alması da olasılıklar arasında.

Bu gruptan bir milletvekilinin çevresiyle ve benimle de paylaştığı aşağıdaki muhasebe ise, değişimin artık tüm kesimler hatta bazı CHP’liler tarafından bile “kabul edildiğini” göstermesi açısından sevindirici:

“2002 yılında AKP iktidara geldiğinde, askerler nasılsa icabına bakar diyorduk. Bunlar partide açık açık dillendirildi. Sonra parti kapatılacak, AKP içindeki bizler gibi modern yaşam tarzına sahip, bizler gibi akşamları bir iki kadeh rakı içen isimlerle birlikte bir koalisyonun kurulacağı umudu doğdu. Olamayınca Cumhuriyet mitingleri gibi, arkasında askerin olduğu organizasyonlara bel bağladık ama büyük hata ettik. Şimdi de yine halktan uzak, neyi düğü başka bir gemiye bindik.”

Kimbilir, belki sürpriz olur, CHP psikolojik eşiği aşar ve kriz çıkmaz.

Ancak hedefi muhalefette makul bir banda oturmak olan bir partide ayrışma olmasa bile “kriz” yaşanmadığını söylemek ne derece doğru, karar sizin tabii ki.


[email protected]