• 14.06.2011 00:00
  • (4145)

İki dönemdir iktidarda olan, iki yerel seçimden ve iki referandumdan başarıyla çıkan bir siyasal parti, üçüncü döneminde oylarını beş milyon arttırıyorsa ve halkın yüzde ellisinin onayını alıyorsa dünyanın tüm demokrasilerinde zafer ama’sız onundur. Öncelikle bu hakkı teslim edelim.

Benim için bu yeni dönemin yegâne anlamı yeni ve sivil bir anayasa olduğu için, tıpkı referandumda olduğu gibi bu iradeyi en açık ve kararlı bir şekilde ortaya koyan AK Parti’nin, parlamentoda değişikliği zorlanmadan halkın önüne koyacak bir sayıyla temsil edilmesini arzuladığımı dile getirmiştim. Buna yakın bir vekil sayısını tutturdukları için de sevinçliyim.

Rahatım da. Çünkü başkentte ve sahada kendilerini yakından izleyen bir gazeteci olarak, AK Parti yönetiminin, 2002 seçimlerinden bu yana giderek artan sayıda seçmenin teveccühünün, yeni bin yılın diline uygun reformist bir perspektifinden kaynaklandığını gayet iyi okuduklarını görüyorum.

Başarılarının altında ne yattığını okuyabilecek deneyime sahipler. AK Parti krizler ya da Milli Görüş geleneği gibi halkın yumuşak karnı olan İslam’a dair uç söylemleriyle ve Üçüncü Dünya’cı teorileriyle ilerleyen bir parti değil. Çevrenin merkezinin kurumsallaşmış partisi.

Bunu alana inip AK Parti’ye oy vereceğini söyleyen seçmenin “niyelerini” at gözlüklerini atıp anlamaya çalışan herkes de rahatlıkla görebilir.

Bu yüzden seçimlerin yegâne kaybedeni olan Kemalist-ulusalcı cephenin sandığa gömülen paranoyalarının en ufak bir inandırıcılığının kalmadığına inanıyorum. Kimse bu yükselen trendi ve oyu riske atamaz.

Ancak partinin, yeni dönemin sürdürülebilirliği açısından bölgeye dair politikalarında en azından Erdoğan’ın 2005 yılında Diyarbakır’da yaptığı meşhur konuşmanın eksenine doğru evrilmesinin elzem olduğunu da görmesi gerekiyor. Alınan destekten, seçmenin Başkanlık Sistemi gibi bir maceraya onay verdiği sonucunu çıkarmaları da hata olacaktır.

Başbakan’ın gelenekselleşen balkon konuşmasını beklediğim saatlerde, partinin Genel Merkezi’nde televizyondan izlediğim Kemal Kılıçdaroğlu’nun “zafer” konuşması ise, Yeni CHP’nin bir masal olduğu gerçeğini bir kez daha doğrulaması açısından derslerle doluydu.

Siz köhnemiş binayı yıkacaksınız, yerine onca “masraf” edip diktiğiniz yenimsi binanın daireleri eskisinden anca üç beş kuruş fazlaya satılacak ve bunu da başarı diye sunacaksınız. Müteahhit olsanız, karnesini kullanacağınız mühendis bulamazsınız piyasada.

Sonuçlar Baskın Oran’ın “CHP değişmez, değişirse CHP olmaz” şeklindeki sözlerini açıkça doğruluyor. Verileri gün gibi ortada olan sosyolojisine rağmen, bazılarımızın hâlâ sol-demokrat cephede konumlandırma ısrarını sürdürdüğü kemikleşmiş CHP seçmeni, parti yönetiminin tutarlılık ve netlik arz etmese de naif “açılımlarından” bile rahatsız.

Ülkedeki değişimin motor gücü muhafazakâr camianın reflekslerine onay veren seçmenin büyük çoğunluğu referandumda neredeyse yarı yarıya AK Parti’ye kayan MHP’nin yüzde 13 gibi bir oranı yakalamasında CHP’den kayışların büyük katkısı olduğunu düşünüyorum.

Seçim öncesindeki CHP ile ilgili yazımda dile getirdiğim iddiayı hâlâ sahipleniyorum. Başta Aleviler olmak üzere, bu seçimde CHP’ye kredi açan kesimlerin gözüne vadenin uzunluğu batmaya başlayacak ve partide ciddi bir yarılma hiç de sürpriz olmayacaktır.

Barajı aşıp rahatlayan MHP ise, Anadolu muhafazakârlığına dayanan klasik tabanının büyük çoğunluğunu AK Parti’ye kaptırmış olduğu gerçeğini fark etmiş görünüyor.

Partinin, telafiyi yeni ulusalcılığın cazibe merkezi olma hedefini büyüterek arayacağını tahmin etmek zor değil. Bahçeli’nin seçime beş kala Diyarbakır’da yaptığı konuşmasını “Ne mutlu Türküm” sözleriyle tamamlaması da bu yeni politikaya dair güçlü bir sinyaldi.

Kaldı ki işleri de pek zor olmayacak. Zira seçimlerde muazzam bir örgütlülük sayesinde kazanmayı başardığı 36 vekilin, demokratik özerlik talebine verilen bir destek olduğu tesbitinden hareket eden BDP’nin varlığı MHP için bulmaz bir nimet.

Parlamentoya 36 vekil gönderme başarısını elde eden BDP’nin de, seçim döneminde Şerafettin Elçi ve Altan Tan gibi geleneksel çizgisinde olmayan isimleri bünyesine katarak oluşturmaya çalıştığı “ulusal birliğimiz kurduk” mesajını, dışındaki Kürt muhalefeti üzerinde bir baskı unsuru olarak kullanmamasını umut ediyorum.

Evet, sandıktan herkese hisseler çıktı.

Liberal, demokrat, sol bir muhalefet arzulayanlar artık tabanlarına, siyaseten reform, dönüşüm ve dünya ile entegrasyon istediği halde gündelik yaşam pratiklerindeki tercihlerinden ötürü bir türlü demokratlık payesi verilmeyen Türkiye halkının genişçe bir kesiminin de dahil olduğu gerçeğini kabullenmeliler.

Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu, komplekslerinden ve ezberlerinden yakasını sıyırmış özgürlükçü muhalefeti, tıpkı Milli Görüş’ün ne uzayan ne de kısalan konforundan kopmayı göze alıp muazzam bir başarı yakalayan ve bunu da “arka bahçeye” bakandan “öndekine” geçerek sağlayan AK Parti gibi balkonunu değiştirmeyi göze almalı artık.

Bence yeni dönemde Türkiye demokrasisi için en önemli konumuz budur.

Ne kadar gerçeğiz ve daha da önemlisi ne kadar gerçek olmak istiyoruz.


[email protected]