• 13.09.2011 00:00
  • (6249)

Hayatımda tek bir “fiziksel kavgaya” karışmadım desem yalan olur.


Ama ben pasifistim.

Eskiden değildim, belki kafama çok vurdukları için böyle olmuşumdur. Zira ne kadar haklı olursa olsun kimse kimsenin kafasına vursun istemiyorum artık.

Yetmiyormuş gibi, evet, barışı sakız gibi çiğnedikleri halde, çözüm iadesinin görülmemiş şekilde belirdiği ve baskı ortamının enikonu zayıfladığı bir dönemde şiddeti tırmandıran PKK’ye iltimas geçen “yoldaşları” haftalardır eleştiriyorum.

Elbette, “mutluluk rüyam yurtta anti-militarizm, cihanda anti-militarizm” diyen “inançlı” PKK’liler ve hareketin neo-muhipleri çok kızıyorlar bu sözlerimize. Amasız barış talebini devlet ağzıyla konuşmak sayan bile var aralarında.

El filan sallıyorum kendilerine, sözlerinde mantık aramadığım için şaşırmıyorum da.

Gelin görün ki pek çok konuda uzlaştığımız özgürlükçü sosyalistlerin, mevzua dair pasifist yaklaşımımızı fabl türündeki makalelerle çürütme çabaları karşında hayrete düşmüyor değilim.

Hayır, antropomorfik egemenliğin, hayvanlar âlemi lehine kırılmasının yolunu açacak örneklemelere itirazım yok. Ayıları, hatta ve hatta mızmızı hatırlatsa bile tavşanları da en az insanlar kadar severim. İtirazım o sevimli tavşanların insanlaştırılmasına, daha da kötüsü “cani insanlaştırılmasına”. Çocuklara kötü örnek oluyorlar.

Geçenler de Sevgili Roni Margulies de bu türde bir yazı kaleme aldı.

Hayatında hiç kavga etmediğini belirttiği yazısındaki yegâne bold cümlede “Ben pasifist değilim” diyen Roni, pasifist olmaması hasebiyle hiç de eleştiriyi hak etmeyen Sayın Mithat Sancar’ın kimseyi üzmeyecek son derece itidalli bir cümlesi üzerinden şu “somutlamayı” yapıyordu:

“Ormanda aç bir ayıyla bir tavşan karşılaştığında, ayı tavşanın kafasını ısırıp yemeye başladığında şiddet. Tavşan bir yolunu bulup ayıya çelme taksa, ayı düşüp kafasını kırsa, bu da şiddet.”

Evet, PKK’yi tavşan belleyen Roni ikisine de karşı olmayı kabul etmiyor.

Roni’nin örneğinin uygunluğu bir yana, konu hayvanların “şiddetinden” mesaj vermeye gelince aklım Hitchcock’un efsanevi gerilimi Kuşlar’a gitti.

Bilirisiniz, filmde kuşlar ahaliye saldırır da saldırır. Çocuk, yaşlı, kadın, erkek falan ayırmaz.

Film üzerine Žižek’in Freudyen yorumlarından tutun da ekonomi-politik eksenli kritikler bile yapılmıştır. Ama Hitchcock, filminde kuşların şiddetinin nedenini seyirciye vermez Allah vermez.

Bu yöntemin adı sinemada ‘macguffin tekniği’dir. Mevzu yönetmenin filmde seyirciye “merak ettirdiği” gizli neden, obje değil, olayın kendisidir.

Hicthcock başarmıştır. Mini mini bir kuş konmuştu demeden, serçeleri bile kendisinden katbekat büyük ayı gibi insanlara saldırtıp, kütür kütür varoluşunu sorgulatır adam olana.  

Bence aynı zamanda bir sanatçı, şair olan Roni PKK’nin “nekaölümokakutsal” davası üzerine yorumlarında, yumurtamı tavuktan... hikâyesinin kısırlığından sıyrılıp savaşın kendisine odaklanmak için sinemadaki bu muhteşem macguffin yöntemine biraz bakmalı.

Böylece bir kez daha “Ben şiddete karşıyım” diye başlayacağı yazılar hakikaten şiddet karşıtı olabilir.

Artık örneğe gerek var mı bilmiyorum. Ama fabl denemelerinde bu yöntemi deneyecekse, şimdilerde ayı kadar olan o “ne kadar ürkek, ne kadar haklı” tavşanların, son psikopatlığını, pazar gecesi ayı kış uykusundayken Şemdinli’ye dört koldan saldırıp başlattığı savaşı düşünmesi faydalı olabilir.

Sahi Şemdinli’de tavşanlarla ayıların arasında kalıp öldürülenlerden birinin adı Osman’mış. Henüz yavru, 14 yaşında. Orman kanununun diyalektiğinin falan umurunda olduğunu sanmıyorum. Kuşkusuz yatmadan önce, bir fabl dinlemek isterdi Osman da.

“TC’nin Kürdistan’a hizmet götürmemesinin” falan da karşı şiddeti meşru kılacak “şiddet” sayılabileceği anlatan ya da Çukurca’da dokuz kişiyi öldüren tavşanların internette yayınladıkları “savaş pornolarını” haklı bulan fabllarda bile, “ölmeseydik ne iyiydi” değil mi?

 


Acı acı bir not:

Fizik bölümü mezunu olduğu halde öğretmen olamayan ve ancak dershanelerde üç kuruş kazanacağı işler bulabilen 25 yaşındaki Ceyda Cansu Denker’in canına tak demiş. Ve ne yazık ki babasına “Bunca yıl 300 lira için mi okudum ben” deyip kendini dördüncü kattan boşluğa bırakmış.

Hükümetin tek talepleri iş olan bunca insanın önüne koyacağı, intihardan başka bir alternatifi olmalı. Ama umarım tek çözümleri yeni anayasada “Devletin görevi... siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır” şeklindeki 5. Madde’nin korunmasından falan ibaret değildir.


[email protected]