• 14.02.2012 00:00
  • (4176)

Bugünlük müsaade bana.

Zira çok ama çok insani bir problemim var şu an. Tuvalete gitmem lazım. Ama hava dışarıda eksi 36 derece ve tuvalet de dışarıda. Saat gece yarısını çoktan geçti.

Kalınca giyinebilirim ama konuk olduğum evdeki insanların tetikte misafirperverliği de sorun. Çünkü biliyorum ki kapı sesini duysalar yanımda bitecekler ve bana eşlik edecekler.

Ankara’daki evimde, vakit bulup da bir tesisatçı çağıramadığım için klozetin taharet musluğunun kapanmamasından ötürü konuklarıma karşı duyduğum mahcubiyeti düşünüyorum da... Soğuğa belki ama ben hacetimi görürken birinin kapıda beklemesi hele hele bu halden mahcubiyet duymasına dayanamam.

Peki, ya az önce yatmaya zor zar ikna ettiğimiz 85 yaşındaki nine? Ateşli hastalıktan ötürü hareket kabiliyeti yarı yarıya düşmüş ortaokul öğrencisi? Sabahı nasıl ediyorlar acaba sıkıştıklarında?

Yakınmam safariye çıkmış bir kentlinin deneyimi değil. Sıkıntının hasını bilirim. Empati de kurmuyorum. Sadece bu ahmaklık canımı sıkıyor.

Çünkü köye elektrik verecek trafoyu kurdeleyle kesip utanmadan poz veren kazmaların düşündüğü gibi Afrika cıngıllarının teknolojiyle henüz tanışmamış yerlileri yaşamıyor burada.

Az önce Facebook’tan arkadaşlık teklifini yollayıp da yatağa giden evin büyük torunu için şükredilecek bir durum değil sefaletin bu aşaması.

Kent yaşamının sıradan konforu burada da sıradan; lüks değil.

Anormallikten, ilkellikten duyulan rahatsızlık, bana tuvalet yolunda eşlik eden evin reisinin, “Yeni evde tuvalet içeride olacak inşallah” diyen kahredici açıklamasında gizli.

Kızgınlıkla “Belediye Başkanınız ne iş yapar” diye soruyorum doğal olarak. Öyle ya, yaşam koşullarının bugünkü ilkelliğine tezat yüzlerce yıllık kadim bir kültürü olan Kars’ın Dağpınar beldesinin yerel yönetiminin bir açıklaması olmalı bu garabet için.

Öğreniyorum ki, KCK davasından tutukluymuş Ayhan Erkmen.

“Ne yapmış diye, neyle suçlanmış” diye merak ediyorum. Tamamıyla dinlediklerime itibar etmem doğru olmaz diyerek Belediye Başkanı hakkındaki iddianameye göz atıyorum.

Seçim döneminde PKK’nin Ermenistan sorumlusunu arayıp, AK Parti’nin adayını tehdit etmesi için ricada bulunduğuna dair tape’ler deşifre edilmiş iddianamede. Dinlediklerimle de örtüşen çok ciddi ithamlar var hakkında; öyle boktan mevzular falan değil hani.

Bugüne değin umurunda mıydı, işinin başında olsa tuvalet “sorunsalını” çözmek için bir şeyler yapar mıydı bilemiyorum Sayın Erkmen? Ama Belediye binasının ön cephesine asılmış posterindeki sol yumruğunu havaya kaldırmış pozundan ciddi politik hedefleri olan, idealist biri olduğunu çıkartıyorum.

Dışarıda olsa “bağımsız Kürdistan” megalo ideasının ya da sade suya tirit demokratik özerkliğin bu boktan konuda Kürtlere ne gibi çözüm önerileri olduğuna dair sorularıma belki yanıt verirdi başkan.

Ne diyeyim, Allah kurtarsın, onu da Karslıları da.

Bu arada, evdekiler uyumuş mudur dersiniz, bir hamle yapsam mı?

    


Ödülü hak eden yaşamlar

Kars Serhat TV’nin sahibi Alican Alibeyoğlu ile Nobel ödüllü yazarımız Orhan Pamuk’un Kar romanına kapak yaptığı Atatürk Caddesi’nde turluyoruz.

Aklına bir anısı geliyor Alican Bey’in. Kente gelen bir Japon heyete mihmandarlık ediyormuş zamanında. Kenti gezerlerken heyetten biri “Devlet size ne kadar prim veriyor” diye soruvermiş. Devletin daha ziyade ekstradan aldığı bedellere aşina olan Alican Bey şaşırmış elbette: “Ne için?”

Japon daha da şaşkınmış: “ Ne için olacak, burada yaşıyorsunuz diye işte!”

Bence Japon haklı beyler? Gündüzleri bile ortalama ısı eksi 15 derece olan, yılın dokuz ayı karla kaplı bu kentte kalmanın devlete ekstra bir yükü olacak elbette? Öyle bir batı iline göre daha fazla asker, tank, top konuşlandırmasından bahsetmiyorum tabii.

14 vekil çıkartırken şimdi üç vekile düşen Kars ya da olağanüstü doğa koşularına sahip diğer kentler için bir güzelliği olmak zorunda devletin.

Asgari ücretin ülke ortalamasından farklı olması, enerji tüketim bedellerinin düşürülmesi vs.

Hatırlayın, yukarıda aktardığım boktan konuların yanı sıra bölgeye yönelik pozitif ayrımcılık önerileri o koca koca demokratik özerlik önerilerinde yoktu, değil mi?

Olsaydı ne olurdu?

Milliyetçi-ulusalcı cenahın muhalefeti önemli ölçüde yumuşatılır, argümanları ellerinden alınır, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi konusu bu denli rahat çöp kutusuna gitmezdi bence.


Taraf
’ın tartışmaların henüz yeşerdiği dönemde attığı “herkes için demokratik özerklik” perspektifiyle konu sığ politik düzlemden çekilip teknik bir boyutta “tartışılabilirdi”.

Böylece çelişkiler keskinleşmez ve Karslılar akın akın Serhıldan’a akmazdı belki ama hayat daha katlanılabilir olurdu kentte.

Az mı?

Aman canım...

CHP hâlâ yıkılan “ucube” üzerinden “şeriat geliyor” diye söylenir;

MHP Ermeni sınırına dikenli tel olur;

BDP “mazbata için tehdit eden de tehdit yüzünden içeri tıkılan da siyasidir” düsturunu sarılır;

E, Başbakan Erdoğan da bu siyasi konforla, Kars’ı için Grand Castle Oteli’nin adını “Büyük Kale” olarak değiştirmekle yetinir olur biter, değil mi?

Karslılar uyumayın, donuyorsunuz!


[email protected]