• 24.02.2012 00:00
  • (5799)

MİT krizinin ardından her iki kesimi de çok iyi tanıdığı söylenen kalemler, AK Parti’nin Cemaat’i tasfiye için düğmeye bastığını yazmaya başladılar.

Homojen iki kutup bulunduğu kabulüne dayanan böyle bir çatışmanın ne Cemaat’in tarzı ne de hükümetin göze alabileceği bir risk olduğunu düşünüyorum.

Kaldı ki yarılmaya kanıt gösterilen ancak ayrıntılandırılamayan, Cemaat’e yakın 700 polisin “sürgün” edildiği türünden haberler de sorunlu. Geçtiğimiz aylarda, terfi ettikleri sonradan anlaşılan polis şefleri için ilk elden haberlere atılan “suçları neydi” başlıkları geliyor aklıma.

Neyse, 12 Haziran seçimleri öncesinde milletvekili aday listelerinden Cemaat-AK Parti ayrışması devşirmeye çalışanlar, kuşkusuz ki bu dramatik analizlerde bizden daha mahirdir; belki onlar doğru söylüyorlardır.

Beni asıl ilgilendirense, kurgulanan bu çatışmayı tanımlamak için kullanılan “Devrim önce evlatlarını yer” aforizmasının, Cemaat ve AK Parti cephesi dışında kalıp reform sürecine kısmen destek veren bizim cenahtaki yansımaları.

Zira bu “yemekteyiz” mevzuu, son dönemde ürkeklikleriyle statükoya omuz veren, müzmin muhalif cepheye adım adım yaklaşan “devrimciler” tarafından da bir vefasızlık yakınması olarak kullanılıyor.

Biz de sormadan edemiyoruz, dün bu devrim için ne yaptın ki?

Yahu siz değil miydiniz;

Referandumda evet dememek için, boykottu bilmem neydi diye kırk dereden su getiren, “Darbeciler yargılanmayacak, ‘evet’çiler (Çiller değil Sayın Kılıçdaroğlu) insan içine çıkmayacak” diyen...

Ağzınıza her Ergenekon’u, Balyoz’u aldığınızda, Soner Yalçın’ı, Veli Küçük’ü anmak ayıp olur diye, “Ama Nedim, ama Ahmet” diye söylenip bu önemli davaları sulandıran...


Taraf
 Çarkın’ın ifadelerini manşetine taşıyıp çırpınırken üç maymunu oynayan, ahmaklar gibi “Niye Susurlukçuların üzerine gidilmiyor” diye yakınan...

Milli Güvenlik derslerinin kaldırılmasına, 19 Mayıs törenlerinin sivilleştirilmesine “Şimdi sırası mıydı? Ayrıca da Dinçer şeriatçı” diye burun kıvıran...

Sivil iktidarın başbakanının YAŞ’ta masanın başına oturmasını şöyle rahat rahat içine sindiremeyen.

Habur’u açılımın aleyhine çevirip gülenlere, Oslo görüşmelerini bir güç gösterisi adına faş edenlere, her açılım hamlesi öncesi provokasyon için saldırı düzenleyen PKK’ye çıkıp da ağız dolusu “êdî bes e” diyemeyen...

Bir faili meçhul kazısına katılmaya mı çağırdınız partinizin, derneklerinizin, sendikanızın üyelerini?

Sokağa çıkıp, “Faşist AKP” sloganı atmadan, reform için ortaya konan siyasi iradenin daha ileriye götürülmesi için “yetmez ama evet” mitingi mi düzenlediniz?

İyi de şimdi neden yakınıyorsunuz, neyin eksiliğine hayıflanıyorsunuz o zaman?

Devrim’in sizi yiyeceği falan yok. Hatta “Aman AKP’li demesinler” fobiniz, ürkekliğiniz ve ortak olduğunuz atmosfer sayesinde artık ortada devrim de yok. Ama sizler o ham meyveyi, devrimi az tırtıklamadınız hani.

 


Organ bağışı şart

CHP Milletvekili Nur Serter, adının ATV’nin dizisinde bir “fahişeye” verildiğini söyleyip ortalığı ayağa kaldırdı.

Dizinin yapımcıları dizide Serter’in adının kullanılmadığını, tanıtımlardan birinin metninde yanlışlık sonucu isminin geçtiğini söyleyerek özür dilediler. Dizinin kayıtlarını inceleyen RTÜK de Nur Serter’in adının geçmediğini açıkladı.

Ama sular durulmadı.

“Ermeni dölü” çıkışıyla hatırladığımız MHP’li Meral Akşener ve fahişeyi “seks işçisi” olarak telaffuz edip “nekada da” devrimci olduğunu gösteren BDP’li bir vekil de kürsüden bu “densizliği” kınadılar. Sosyal medyada da “yandaş medyanın rövanşist tavrı” olarak okunan bu gelişme kınandı. AKP’li vekiller ise “ayıp ayıp” çektiler.

Evet, abuk sabuk bir tartışmanın daha asıl mağduru hayat kadınları oldu; kimin umurunda? Dostlarımızdan, günlerdir yapılan hakaretler için kendi adıma özür diliyorum.

Bu arada öldükten sonra organlarımın yanı sıra adımı da herhangi bir dizideki “hayat adamlarından” birine bağışlamaya karar verdim. Dizi yapımcılarına duyurulur.

Ama adımı ikna odalarında kız öğrencilerin başörtüsünü çekiştiren ya da kediye benzetilmeyi hakaret sayan siyasilere verirlerse varislerim bunun hesabını sorar unutmasınlar. Vasiyetimdir.


Tabletle gelen tehlike

CHP’ye yakınlığıyla bilinen Gerçek gündem isimli internet sitesinin genel yayın yönetmeni Barış Yarkadaş dün yine bir “tehlikenin farkında mısınız” tiradı attı.

Milli Eğitim Bakanlığı’nın her öğrenciye dağıtacağı tablet bilgisayarların altında yatan tehlikeyi “AKP’nin sinsi planı” başlığıyla okurlarına duyurdu. Twitter’da da boş durmadı elbette. Ağzından dinleyelim:

“AKP’nin ‘tablet’leri neden dağıttığı ortaya çıktı. Küçük kızlar eve kapatılacak. Tabletle öğrenim gericiliğe hizmet edecek.”

Yarkadaş projeye destek veren AK Parti Grup Başkanvekili Ayşenur Bahçekapılı’yı da unutmadı:

“Ayşenur Bahçekapılı. Hemcinslerinin eve kapatılmasına yol açacak bir kanun teklifine imza attı... Tarihe geçtin Bahçekapılı.”

Sayın Yarkadaş son dönemde yeni CHP yönetimini kıyasıya eleştiriyor. Bu kafayı gördükçe, Allah Kılıçdaroğlu’na zeval vermesin bile diyor insan.


[email protected]