• 2.03.2012 00:00
  • (5216)

28 Şubat’ın ortağı medyanın köhnemiş aktörleri darbenin yıldönümünde o ekrandan bu ekrana sıçradılar.

Mızmızlar köşelerinde, “Suçum Cumhuriyet’i sevmekse cezam idam olsun ulenyn” türünden dolmuş yazısı kıvamında garip istifa kolpaları çektiler.

28 Şubat’ı, 31 Mart provokasyonundan Şeyh Sait’e atılan iftiraya, Kubilay mizanseninden 60 darbesine irtica paranoyaları silsilesinin bir halkası değil, tekil bir örnek sananlar, şimdi günah çıkartan bu darbeci ilişiklerine çok yüklendiğimizi düşünüyor olabilirler.

İyi de, AK Parti’nin iktidara geldiği 2002 yılı sonundan bugüne, merkez medyanın, Cumhuriyet gibi resmî gazetelerin ve devletin ideolojik aygıtı muhalif basının takındığı tavır 28 Şubat’takinden çok mu farklı Allah aşkına?

O gün gerçek iktidarı destekliyorlardı, bugün de yeniden muktedir olmasını istedikleri kafalarındaki asli iktidara, vesayete yancılık yapıyorlar.

Tabii ki devir değişince çeliklerin manipülasyonlarının niteliği de değişti. Nasıl o karanlık günlerde linç edilen meczuplar bugün çıkıp aynı görüşlerini ifade etse dönüp de bakan savcı bile çıkmazsa, post-28 Şubatçılar da koşullara ayak uydurdu.

Hadi, ordunun AK Parti’yi devirmesi için uygun ortam yaratmaya çabalayan Ergenekoncular artık daha “dikkatli”. Birkaç yıl önce olduğu gibi, Cumhuriyet mitinglerine açıktan soyunmuyorlar, takke giydirdikleri faşist tosunlara Danıştay’ı falan bastıramıyorlar.

Ancak, Cuma namazları sonrası sakallı cübbeli avına çıkıp çektikleri fotoları manşetleştirenler, şimdi de 4+4+4 reformundan “başı örtülüp kocaya verilmiş kız çocuğu” silueti çıkartmaya çalışıyorlar.

Eskisi gibi, Balyozcuların “kaygılarını” tırnaksız manşete çekemiyorlar. Ancak Başbuğ’un tutuklanırken verdiği “26. Genelkurmay Başkanıyım oysa” mesajını “anlayana” mottosuyla köşelerinden çoğaltıyorlar.

Güçleri, ayakkabılarını kapı önünde çıkartmışlar mı diye memurların, astsubayların evlerini takibe yetmiyor. Ama, başbakanın ya da bakanların evlerine davet ettikleri ecnebilere pabuçlarını ters çıkarttırdıklarına dair resimler boy boy...

“Türkiye şeyhler ve dervişler ülkesi olamaz”ın yerini, “müritlerin sivil vesayeti geliyor” çığlıkları aldı.

Ve daha bir sürü şey işte...

Ne yazı ki 28 Şubat’ın revize edilmiş reflekslerinden kurtulamayan yalnızca ulusalcılar değil. Çıkıp 28 Şubat’ı açıkça savunan ve “darbe kötü bir şeydir falan, bunlar soyut şeyler kardeşim” özgüvenindeki Ataol Behramoğlu da yalnız değil.

Bir zamanlar bana da çok mantıklı gelen “ne darbe ne şeriat” tuzağından hâlâ yakasını kurtaramayan solun geniş bir kesimi de eskisi gibi.

O günlerde nasıl darbecilere karşı siyasal iktidarı, yani halkın iktidar hakkını savunma “devrimciliğini” göstermediyseler bugün de yine ehven-i AKP noktasındalar.

“Ve türban üniversitede” üst başlıklı karikatürleri ve milenyum modasına göre giydirilmiş “yobaz” tiplemeleriyle süslü mizahlık “muhalif” mizah dergileri bile fazla söze gerek bırakmıyor.

Herkes hata yapabilir. Önemli olan çıkıp sağlıklı bir özeleştiri vermek ve bugün de aynı hataların türevlerinde ısrarcı olmamaktır.

28 Şubat’taki alçakça tavrına makyaj yapıp bugün de okur içine çıkan milenyum darbecileri külahımızla konuşsunlar.


Tanrıdan dileğim, AK Parti’yi muhalefette görek

4+4+4 yasası revizyonla çıktı. Konsensüs adına, vakit kaybetmemek için belki iyi de olmuştur. Ama ben, 28 Şubat’ın ürünü kesintisiz eğitim dayatmasının kırılması için seçme hakkı sunan, ancak bir şekilde dışarıdan eğitim yönü ön plana çıkartılan bu yasayı ilk haliyle de savunanlardanım.

Ulusalcıların paranoyaları bir yana, böylesi saplantıları olmayan ancak mevzuu, muktedirleşen iktidarın çağın gerekliliklerine uymayan tepeden inme bir reformu olarak nitelendiren demokratların görüşlerine de katılmıyorum. Bu genişçe bir kesim için ihtiyaçtı.

Kaldı ki, halkı boş bırakırsan kızını ya okuldan alır ya imam-hatibe gönderir zihniyetinin jakoben bir yaklaşım olduğunu düşünüyorum.

Söz konusu tasarının altında imzası olan AK Parti Grup Başkanvekillerinden Mustafa Elitaş’ı da bilirim ama Ayşenur Bahçekapılı’yı iyi tanırım.

İyi bir sosyal demokrat olan Bahçekapılı, hükümet içerisinde demokratların, liberallerin yüreğine su serpen isimlerdendir. Meclis’teki muhalefetin bile sıkıştığında aklıselimine sığındığı bir limandır. Çocukların, hele ki kız çocuklarının eğitimi için nasıl çırpındığını da bilen bilir.

Ama tıpkı 28 Şubat’ta olduğu gibi, solculuğu, Oktay Akbal’ın “hükümetin iyi bir icraatı bile desteklenmemeli. Kartaca yıkılmalı” mantığına indirgeyen izansızların yarattığı manipülasyonda bu lafları etmek gerçekten zor.

Keşke AK Parti muhalefette olsaydı da biz de bu ıvır zıvır manipülasyonlara yanıt vermek zorunda kalmasaydık. Tüm enerjimizi reform adımlarını ilerletmeye ve taleplerimizi geliştirmeye harcayabilseydik.

 Hem böylece AK Partiler de, atamadıkları reform adımları ya da milliyetçi çıkışları için kendilerini eleştirdiğimizde “ne yapalım iktidar sorumluluğu, taban var ya taban...” bahanelerinin ardına sığınamazlardı.


[email protected]