• 27.03.2012 00:00
  • (3918)

Altı aydır yurtdışındaki bir elçilikte çalışan arkadaşım, Facebook hesabına “sıkıldım” yazmış. Memlekete dönmenin eşiğinde olduğunu düşünen arkadaşları da, mesajının altını pes etmemesi yönündeki tavsiyelerle doldurmuşlar. Birisi aynen şöyle:

“Kızım deli misin burası her geçen gün cehenneme bir adım daha yaklaşıyor!..”

Cehennemden bildiriyorum: Atam, ben de çok huzursuzum, hatta kimi zaman melankolikleşecek kadar...

Ama ben izninizle, memleketin cehenneme döndüğünü düşünmediğimi “itiraf” edeceğim. Zira “hayat hiç cennet olmadı bana, ya da her nefes alışımızda yutkunduk Türkiye’de.”

Bugünün sorunlarından, üstelik de daha beter bir şekilde mustariptim eskiden. Şimdi de birtakım ilerlemelere rağmen hâlâ cennetin kıyısına bile yaklaşamadığımızı biliyorum.

Ayrıca, akran olduğumuz arkadaşlarımızın, dün kimileri Türkiye cehenneminde cayır cayır yanarken, mesela gazeteler bombalanırken, Hayata Dönüş katliamlarında onlarca genç “yakılırken” nasıl olup da cennette yaşadıklarını da anlayabilmiş değilim.

Yo, yo, “Düne bakın, bugüne şükredin, şikâyet etmeyin oy kulanın falan” demiyorum, nasıl derim. Çünkü benim kriterim aynı çağı yaşasak da aynı çağda yaşamadığımız Batı demokrasileri, yani geleceğimiz.

Zaten tam da bu yüzden “Saçmalamayın, dünü atın çöp tenekesine” diyorum. Dünün katliamlarına, antidemokratik uygulamalarına atıfta bulunurken amacım bugünü, çokça eleştirdiğim AK Parti’yi aklamak değil, sadece dönüşüm sürecinin “niteliğini” olumlamak. Bu bir itiraz, dünün asrısaadet devri olarak “unutturulmasına” isyan.

Hülasa yaşanan süreçten “bir şeyler değişiyor” diye değil, aksine “değişmiyor” diye şikâyetçiyim.

Hakikaten anlamaya çalışıyorum. Ama belki hatayı, yıllardır, aynı evde yaşayıp farklı ruh haline sahip kardeşlerin durumunu politik analizlerle tartışarak yapıyoruz.

Daha önceleri de yazmıştım ama ben artık buna kesinlikle inanıyorum. Mevzuun konuşulacağı zemin politik değil, psikolojik.

Siyaset bilimi dördüncü sınıfta okuyan bir “Kim 500 Bin İster?” yarışmacısının, “Meclis’in diğer adı Yüce Divan’dır” dediği ve eleştirileri “Herkese her şeye inat Atatürkçüyüm” diye savuşturduğu bir memlekette, aksini düşünmemiz için elimizde ne var Allah aşkına?

Hayır efendim, münferit bir vaka diye geçiştiremezsiniz. Ülkedeki dönüşüm sürecine dair, tv programlarında izlediğiniz tartışmalarda ya da son yıllarda en yakın dostlarınızın bile karşınıza dikildiği argümanlarda bu “özet mantıktan” daha fazlasını mı buluyorsunuz?

Mazrufa gelelim. Bu samimi sorular bizi çıplak bırakır ama faydalıdır inanın.

Mesela ülkede bir gazeteye, Gündem’e bir aylık yayın durdurma cezası veriliyor.


Gündem
’in basın serüvenini sumenaltı edip “Aha AKP geldi gazeteler kapatılıyor” diyenlerden misiniz?

Yoksa benim gibi, “10 yıldır iktidardasınız ve üstelik reformistiz diyorsunuz. Peki, böyle bir yasak hâlâ nasıl var” diye soranlardan mısınız?

Hakikaten geçmişe mi dönmek istiyorsunuz, yoksa itirazlarınız “geleceğe dönüş” hayalinizin zayıflatılmasıyla mı ilgili?


Bir geleceğe dönememe hikâyesi daha


Gündem
’de kısa bir süre yazmıştım. Ama o kısacık sürede bile gazete defalarca aylık kapatma cezaları almış ve yanılmıyorsam, DemokrasiGüncel gibi isimlerle çıkmıştı

İki buçuk yıldan fazla oluyor. Bunu, Britanya’nın Ankara Büyükelçiliği’ndeki bir toplantıda da anlatmıştım. Ama bir çırpıda değil elbette. Zira beni dinleyen Britanyalı “yetkili”, bir gazetenin geçmişinde bombalanmasını ve onlarca çalışanının katledilmesini anlıyordu da, “çıkmamış gazetenin toplatılması kararı” nasıl bir şeydi ki?

Evet, Britanyalı yetkiliyle konuşmayı yaptığımızda 12 Eylül Referandumu olmamış, bizler de açıkça sansür olan bu tarz kararlardan yargıda etkin olan majestelerinin yargıçlarını ve savcılarını sorumlu tutuyorduk. Ama o yapı büyük oranda tasfiye edildi işte. Bununla da yetinilmedi. 18 Ocak 2012’de Adalet Bakanı Sadullah Ergin Ankara’da bir yargı paketi açıkladı.

Ben de, ertesi günü Taraf’ta okuduğunuz haberde, bu paketin içerisinde yer alan ve şu cümleleri iştahla yazmıştım:

“İleriye dönük yayın durdurma olmayacak! Paketle, ‘terör örgütünün faaliyeti’ çerçevesinde süreli yayınların ileriye dönük olarak durdurulması cezası, AİHM tarafından sansür olarak değerlendirilip ihlal kararı verildiğinden yürürlükten kaldırılacak.”

Evet, aynen böyle. Tamam, paket henüz yasallaşmadı, TBMM’de, komisyonda. Muhalefetin bu paketi de “AKP projesi” diye geciktirmek için elinden geleni yaptığını da biliyoruz.

Gelelim ana tartışmamıza, peki bizler ne yapıyoruz?

Hükümeti “Ağırkanlılığınızla bir daha asla diyerek reformlarına destek verenleri bile, o boktan mazimizi rahmetle anacak hale gelmişlerin yanına itiyorsunuz” diye mi eleştiriyorsunuz? “Bize borçlu olduğunuz geleceğimizi bir an önce verin mi” diyorsunuz?

Yoksa, elçilikteki o toplantıda söz gündemden açılıp da “Doğan Medya’ya reva görülen vergi borcu zulmü” gündemden düştü diye salonu terk edenlerin bugünkü sahte yakarışlarının, “dün bugünden güzel olsun” hayalinin peşinde misiniz?

Saadetler diliyorum.


[email protected]