• 18.05.2012 00:00
  • (5831)

 Wall Street Journal’ın haberi, Uludere katliamı tartışmalarını yeniden alevlendirdi.

Gelişmelerin henüz ajansa düştüğü saatlerde “paşalık” bekleyen albay bir arkadaşım aradı.

Ergenekon ve Balyoz davaları nedeniyle sıkça tartıştığımız, olayın hemen ertesi günü attığımız “Devlet halkını bombaladı” manşeti ve aynı günkü yazımdan beri de görüşemediğimiz arkadaşım mevzua direkt girdi.

“Kanaatinin değişmeyeceğini biliyorum ama ideolojik anaforlardan yakasını sıyırdığını söyleyen biri olarak sen de sürüklenip gidiyorsun. Bir an olsun, olayın yılların askerî pratiklerinden kaynaklanan ve fiyaskoyla sonuçlanmış operasyonel bir tercih olabileceğini düşündün mü?”

Kestirip attım elbette:

“Sen de kurmaylık prangalarına eleştirel bakabilecek kadar özgür olduğunu söylüyorsun ama bu açık olayda bile gelebildiğin en uç nokta ‘hata’dan ibaret. 34 can gitmiş, hata ne demek!”

Hâlâ arkadaşımın söylediklerini düşünüyorum.

Kendisine verdiğim kısa yanıtta, sağlam bir karşı argüman olarak ne söylemiştim:

“34 can gitmiş hata ne demek!”

Elbette bana bunları söyleten, Uludere ile ilgili o yazıları yazdıran kafamdaki ceberut devlet algısı. 1915’te, Dersim’de, Ağrı’da, Van’da vatandaşlarını katletmiş, cezaevinde “hayata döndürdüğü” mahkûmlarını özel birlikleriyle yeniden öldürmüş orduya dair hafızam.

Üzerine kendimi bildim bileli en ufak bir taviz vermediğim, tüm askerî kodlardan nefret edecek düzeye varmış antimilitarist tavrım eklenince bu moral tesbitten başka bir şey çıkmıyor ortaya.

Roboski’deki katliamı “bu açık olay” diye nitelendirmemi sağlayansa, “açıklığa” kanıt gördüğüm enformasyonlara “ne olursan ol gel” diyen beynimin kalender meşrepliği. Bir de, resmî erkânın ketumluğuyla günden güne palazlanan, sadece birer sorudan ibaret oldukları halde sonuç hanesine yazılıveren iddialar.

Az önce de bu bireysel muhasebede biraz daha netleşmek için, demokrat tavrını açıkça ilan edip yakın zamanda ordudan ayrılan emekli albay bir tanıdığımı aradım.

Size yazdığım gibi düşündüklerimi ona da anlattım.

Ergenekon ve Balyoz gibi demokratikleşme davalarındaki tavrı, yazının girişinde bahsettiğim albaya taban tabana zıt dostum konuşmam biter bitmez söze tereddütsüz başladı:

“Aynen katılıyorum eski meslektaşıma” dedi ve ekledi: “Bu ihtimali de samimiyetle tartışabileceğini biliyordum, beni yanıltmadın.”

Sözü ona bırakayım:

“Askerin operasyonel psikolojisi gözardı ediliyor. Çok açık söyleyeyim, bir de buna o konumlarda bulunan askerlerin hiç sorgulamadıkları müthiş özgüvenlerini ve somut bir gelişme karşısındaki ‘fırsat’ yaklaşımlarını ekle... Daha önce olduğu gibi ortaya böyle acı sonuçlar çıkabiliyor. Karar verme sürecinde görev alan rütbelilerin çoğunu tanıyorum. Komplo iddialarına ihtimal veremiyorum. Çözüm için komplekslerimizi bir yana koyup hiçbir olasılığı atlamamalıyız.”

Şimdi pek çoğunuzun “bari sen yapma” dediğinizi duyar gibiyim.

Ama inanın “yapmamız” lazım.

Tıpkı okullardaki süt skandalının ardından “AKP Kürt çocuklarına zehirli süt dağıtıyor” haberleri yapanların, siyasi ve bürokratik mekanizmaların hesap vermesi gereken bir suçunun izlerini, ajitasyonla silmesi gibi, Uludere katliamının aydınlatılması için de bu “açılım” şart.

Zira Roboski’deki katliamın ilk gününden itibaren atışmaların, “AKP’yi zora sokmak içindi” ya da “Kürt katliamı” eksenindeki tezleri savunan cepheler arasında gidip gelmesi, hem kamuoyu algısını manipüle ediyor hem de olayın üzerine gitmesi, hesap sorması gerekenleri stabil bir pozisyon almaya zorluyor.

Hükümet özür dilerse, sorumlu askerî ve sivil bürokratları soruşturma süresince görevden alırsa sanki “AKP Kürtleri katlediyor” tezini kabul etmiş olacağını düşünüyor.

Olayın bir PKK-MİT operasyonu olduğunu savunanlar da, işi ilk eden hükümete havale eden muhalefet de sanki katliamın nedeni yukarıda bahsettiğimiz olasılık çıkarsa katliamın yok sayılacağını, hükümetin sorumluluktan kurtulacağını düşünüyor.

Hükümet bugünün kısır siyasi kutuplaşmalarından haklı çıkmak pahasına darbe rejiminin alışkanlıklarına sarılmayı ve bürokratlarını koruma refleksini terk etmeli. Bilgi çapında artık hiçbir günah zamanla unutulmuyor, üstü örtülmüyor.

“Uludere konusunda bakanlardan fazla bilgi sahibi gazeteciler var. Ama burada AKP’ye karşı bir operasyon olduğunu düşünerek AKP yıpranmasın diye bildiklerini yazmıyorlar” diyen BDP Eşbaşkanı Demirtaş da, o bilip de yazılmadığını iddia ettiği şeylerin kanaat getirdiği sonuç olamayabileceğini gözardı etmemeli.

Evet, kızan arkadaşlar kusura bakmasınlar, Roboski ziyaretimde bana mihmandarlık yapan ve saldırıda ağabeyini kaybetmiş Mehmet’e, o annelere borcum, borcumuz var. 

Ortaya çıkan her gelişmeyi kafamızdaki peşin sonuca uydurmak gerçekten, adaletten uzaklaştırıyor bizi. Bu katliamla ilgili tüm kategorik, politik rezervlerimizi bir yana koymalıyız.

Bu da, Twitter’da “MİT sorumlu diyenlere koduk mu” ya da “Ah o Fidan yok mu Fidan” diye atarlanmakla falan olmuyor işte.


[email protected]