• 5.06.2012 00:00
  • (4852)

 Uludere konusundaki anlaşılmaz “savunma refleksiyle” ofsayda düşen hükümet muhalefete adeta can suyu verdi.

Hükümetin askerî vesayetle hesaplaşma ve Kürt sorununun çözümü için attığı adımlara şiddetle karşı çıkan ve bunları destekleyenlere “peşkir tutucu” diyecek kadar zıvanadan çıkanlar, adeta “yetmez ama evetçi” oldular.

Dün hızlı gittiği için eleştirdikleri hükümeti şimdi reformun vitesini küçültmekle suçluyorlar.

Ne diyelim, demek muhalefetin aklının başına gelmesi için bile “ilk adımın” hükümetten gelmesi gerekiyormuş.

Neyse, kimsenin niyetini okuyacak falan değiliz.

Barış için adım atanı, bir özeleştiri vermese de yüreklendirmek şart.

Ancak “maddi imkânsızlıkların” esir aldığı alanlardaki kimi çıkışları da “dostlar alışverişte görsün yeter diyerek” karşılamayız.

Yılların siyasi partilerine emeklemeye başladılar diye alkış tutacak hâlimiz de yok ya.

Kaldı ki, toplumun genişçe bir kesiminde çözüm iradesi için ciddi desteğin oluştuğu bir ortamda, varılan noktanın daha gerisinden başlamak anlamına gelecek sade suya tirit önerileri eleştirmek şart.

İçişleri Bakanı’nın destekçisi MHP yönetimi için söyleyecek bir şey yok.

Geriye kalıyor CHP ve BDP.

Bildiğiniz üzere CHP Kürt sorunu için hazırladığı diyalog paketini hükümete götürüyor.

Diyalog paketi diyorum, zira, CHP’nin 10 maddeden oluşan paketinin “Toplumsal mutabakat arama sürecinin işleyişi ve gelişimi belirlenecek” şeklindeki son maddesinin gösterdiği üzere ortada somut bir öneri yok.

Demokratik açılım sürecinin henüz başındayken hükümeti “daha ortada proje yok, açılımın içi boş” diye eleştiren CHP’nin, aradan geçen onca zamana, deneyime rağmen, “hele bir yola çıkalım” şeklinde özetlenebilecek paketindeki tek somut önerisi “komisyon kuralım.” Yani “Arkadaşlar çalışsın.”

Parlamentoyu nasıl bir perspektifle göreve çağırıyorsunuz? Kürt sorununun çözümü noktasında kilit rol oynayan ana muhalefet partisinin resmî söyleminde bir kırılma var mı ki umutlanalım ve destekleyelim?

Örneğin “yalnızca güvenlik sorununa indirgenemez” dediğiniz Kürt sorununu, AK Parti’nin de ötesinde hangi düzelmede tanımlıyorsunuz?

Güvenlikçi politikaların dışındaki sosyal- ekonomik önerileriniz, bu sefer “Kürt gençlerini el sanatlarına yöneltelim, spor yapsınlar dağa çıkmasınlar, eğitim şart, açacaksın Amed’in ortasına iki et balık kurumu”ndan farklı mı?

Umarız “kervan yolda düzülür” demeniz hazırlıklısızlığınızdan, gönülsüzlüğünüzden değil, “açıklığınızdandır”; dikkatle izliyoruz.

BDP’ye gelince. CHP’nin çıkışını önemsediklerini belirten partinin Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş da hafta sonu katıldığı bir televizyon programında “AKP isterse PKK ile görüşürüz” dedi.

İnsanın “ister ister” diyesi geliyor. Ya da çözümün önünde engel olarak gördüğünüz AK Parti istemese bile, “biz isteriz” diye haykırıyoruz. Ancak mevzu “görüşmekten” ibaret değil elbette.

Zira “görüşseniz” ne söyleyeceğinizi de merak ediyoruz.

Örneğin bölgenin kalkınması, tarımın patlaması ve işsiz binlerce Kürt gencine ekmek kapısı açacak Silvan Barajı inşaatına niçin engel olduklarını sorabilir misiniz abilere?

Baraj’ın müteahhidinden istenen milyon dolarlık haracı, Kürt halkının refahı ve güvenliği için hangi projede kullanmayı hedeflediklerini de öğrenseniz bizim için.

Kalkınma Bakanlığı’nın bu projesinin “Kürtleri imha planı” olarak görmemelerinin her dilde komik olduğunu ima edebilir misiniz peki?

Görüştüğüm Emniyet kaynakları son birkaç ayda, 80’den fazla “canlı bombayı” yakaladıklarını iddia ediyorlar. O gencecik insanların ve olası kurbanlarının Kürt sorununda diyalogun yolunu nasıl açacağına dair fütürist senaryolarını da merak etmiyor değiliz doğrusu.

CHP’siyle, BDP’siyle ve diğeriyle muhalefetten, Uludere konusundaki bindiği dalı keser tavrı, kürtaj vs. konusundaki yasakçı çıkışıyla hükümetin kendilerine verdiği muhteşem pası gole çevirmek için biraz daha performans bekliyoruz.

O pasa bu kadar sıradan bir gol, inanın yakışmıyor. Zira biz siyasetseverlerin beğeni eşiği son on yılda epeyce yükseldi.

Sabrımız mı, o da tükendi tükenecek.


RT lütfen!

Fazıl Say’ın temsil ettiği “imaj”dan, ilkokul beşinci sınıf düzeyindeki toplumcu gerçekçiliğinden, “giderim bak” atarlanmalarından falan hiç hazzetmiyorum ama...

Meraklanmayın, “görüşlerini ifade etmesi için canımı veririm” falan demeyeceğim. Öyle bir niyetim olsa bu feda eylemini daha çok istediğim şeyler için gerçekleştiririm.

Ancak “Müezzin 22 saniyede okudu aksam ezanini yahu. Prestissimmo con fuco! Ne acelen var? Sevgili? Rakı masası?” türünden twitter mesajları yüzünden hakkında 1,5 yıl ceza istenmesi de akıl alacak gibi değil.

Say hakkında o iddianameyi hazırlayan sayın savcılar ve bunu retweet eden sayın hâkimler, biz eğleniyoruz kendisiyle, ne istiyorsunuz Allah aşkına üç kuruşluk zevkimizden. Bu arada twitter hesabınız var mı? Benim gibi birini bile Fazıl Say’ı savunmak zorunda bıraktınız ya, ne diyeyim, hakikaten “takibi” hak diyorsunuz. RT lütfen!


[email protected]