• 8.06.2012 00:00
  • (4293)

 Ergenekon, Balyoz, 28 Şubat ve Şike perdelerindeki tiratlarıyla katarsisi doruğa çıkartan “Şeffaf, demokratik ve sivil yeni Türkiye’yi beklerken” oyununun finali hayal kırıklığı yaratacak gibi.

Türkiye toplumunun çoğunluğunun “katılarak” izlediği, Avrupalı demokrat “eleştirmenlerin” de takdirini kazanan oyununun niteliği, kategorik “sanat” tavırlarından milim taviz vermeyen “militanların” dalaşına kurban ediliyor.

“Silivri’den darbeci kaçırma” operasıyla “eylenen” ulusalcılar, düne kadar “sanat düşmanı” dedikleri Yeni Türkiye oyununun başrolündeki aktörü neredeyse diva ilan ettiler. Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemeleri’nde (ÖYM) düzenleme sinyali veren AK Parti’yi, bu girişime karşı olan Cemaat’e karşı destekliyorlar, hatta “uyarıyorlar”.

Hükümetin figüranları ise, başrol kapma derdinde. Dün bizler yazınca kızdıkları halde, şimdi Başbakan’a karşı pankart açtı diye 8,5 yıla mahkûm edilen Ferhat Tüzer ile Berna Yılmaz’ın dramını hatırlatıp ÖYM taşlaması yapıyorlar.

Cemaat’se, sözkonusu mahkemelerin Ergenekon cephesine malzeme sağlayan dava süreçlerindeki hatalarını yine tartışma konusu yapmıyor. Sanki oyuncu değil de izleyiciymiş gibi “yekpare” söylemini sürdürüyor.

Hâl bu olunca da, yapacakları jestleri, mimikleri “gözler tamamen kapalı” iken bile “bildiğimiz” ezberciler, demokratların “oyun sarkıyor” çıkışları karşında afallıyorlar.

Neymiş, CMK 250’deki olası düzenlemesinden ötürü hükümeti eleştiriyorsan Cemaatçiymişsin.

Bak sen!

İyi de, henüz birkaç ay önce, MİT krizinde Başbakan Erdoğan’ın tavrını onaylanıp Cemaat’in çıkışını eleştirdiğimde de, adımı “Taraf’ın Erdoğancıları” listesine dâhil etmemiş miydiniz?

Tek örnek bu değil elbette.

Referandum sonrası HSYK seçimlerinde “Hani Adalet Bakanlığı bürokratları listeye alınmayacaktı” diye isyan ederken AK Partili olmuştuk.

Şike soruşturmasında “Sonuna kadar gidilsin” deyince Cemaat’e kaydedilmiştik.

Oslo, Habur derken “müzakere” sürecine destek verince yeniden AK Parti cephesine postalanmıştık.

Vs. vs.

Ortada kriminal bir mevzu yok. Ne AK Parti’li olmak suç, ne de Cemaatçilik, tarikatçılık... Bir şeyci olsam da çıkar açıkça söylerim.

Ama gözleri o kadar körleşmiş ki araçları amaçları olmuş. Durup bir an için aklıselimle düşünemiyorlar.

Bir ihtimal daha olamaz mı? Mesela demokratlık. Üstelik bu ihtimali destekleyen, yukarıda birkaçını sıraladığım oyunlar karşısındaki “tavır kronolojimiz” de apaçık ortada dururken.

Hâsılı, bu sıkışma hâlinden yakamızı sıyırmamız şart. Demokratlar, bu tartışmada repertuarlarını kendileri belirlemeli.

Daha önce DGM’leri hangi gerekçelerle eleştirdiysek, bugün halefi ÖYM’lerde bu arızaların izini sürmeli.

Uzun gözaltı ve tutukluluk süreleri, zanlıların savunma hakkını engelleyen iddianameye ulaşma engeli gibi mevzuların düzenlenmesi talep edilmeli.

Mahkemelerin, pankart açan çocuklara onyıllarca ceza öngören devletçi reflekslerini “koşturacakları” yetki sahalarının, özgürlükler lehine sınırlandırılması istenmeli.

Ancak konuyu yalnızca hukuki alana hapsetme hatasına düşmemek de önemli.

Çünkü hepimiz biliyoruz ki, ÖYM eliyle yürütülen darbe davalarının, Türkiye’nin içinde bulunduğu dönüşüm sürecindeki katkılarının siyasi boyutu ağır basıyor.

“Halkı yargılayan” DGM’ler, bugün ağırlıklı olarak “halka karşı suç işleyen darbecileri,” yani bir bakıma “DGM’leri doğuran zihniyeti” yargılıyor.

Bu davalar ÖYM’de değil, sıradan mahkemelerde görülse “etkilenmelerinin”, “yıldırılmalarının” çok daha kolay olacağı da gözardı edilmemeli.

Kaldı ki “DGM’leri kaldırın” diyen AB ve AİHM, Çetin Doğan ve Tuncay Özkan başvurularında görüldüğü üzere oldukça “rahat” (Bkz. Orhan Kemal Cengiz’in Radikal’deki yazıları).

367 ve başörtüsü kararlarında, referandum iptallerinde, parlamentonun yok sayılmasına, Anayasa Mahkemesi’nin “esastan girmesine”, yani yargı vesayetine ses etmeyen Kılıçdaroğlu’nun “Dedik dinlemediniz, bakın o yargı dün de müsteşarınız Fidan’ı ifadeye çağırdı” feveranlarına karşı da uyanık olmalı.

Zira Sayın Kılıçdaroğlu hemen ardından, İlker Başbuğ’un “bile” tutuklanmasından yakınıyor. Yani niyetini açık ediyor.

Ve ne yazık ki Sayın Başbakan da bir doğrudan yola çıkıp yanlışa kayıyor. Müzakere sürecinde karar kılmış siyasete yargının müdahalesindeki son derece haklı çıkışını, şimdi kimi çevrelerce “siyasete müdahale eden bürokratlara destek” olarak okunabilecek bir tepkiyle zedeliyor.

ÖYM’lerin insan hakları ve demokrasi açısından yanlışlarının düzeltilmesini talep eden oyuncularla, tıpkı İtalya’da olduğu gibi, savcılık mekanizmasını güçlendirip kozmik odaların kapılarını daha güçlü zorlayacak kahramanların başrol paylaşacağı bir oyun pekâlâ yazılabilir.

Kaldı ki bugüne değin de fena gitmiyordu prodüksiyon, gişede de iyiydi üstelik. Ahali özgürce istediği oyunu izliyor, alkışlıyor, isteyen arada mescide gidip namazını bile kılıyordu.

İyi seyirler olsun.

Bu arada, az daha bekleseniz gelecekti sanki.


[email protected]