• 24.07.2012 00:00
  • (5562)

 Ensem fazlasıyla karardı yine.


İşkence ve tecavüzden AİHM tarafından suçlu bulunmuş polis şefi, yine bu alçaklıkları gerçekleştirebileceği bir göreve atanmış.

Dün de o işkencelerde uğradığı tecavüzü anlatan bir “insan” vardı Taraf’ın orta sayfasında.

Onun utanacak bir şeyi yok elbette; tıpkı ismini tekrar anmanın manası olmadığı gibi.


1997 yılında İstanbul Terörle Mücadele Şubesi’nde yaşadığı işkenceyi, tecavüzü anlatıyor kadın:


 “‘Kocan bile seni böyle becermemiştir’ diyor birisi. Üzerimdeki o iğrenç ağırlık işini bitirdiğinde su nasıl buza dönerse öyle döndüm kaldım...”

Dinleyeceksiniz devamını, kusura bakmayın, işim rahatsız etmek:


“Annemin, babamın, sevdiğimin, sevdiklerimin yüzü yok artık, hatırlamıyorum. Uçurumdan aşağı yuvarlandım. Artık kirlendim, kimsenin yüzüne bakamam, sevemem, anne olmamam...”

Çoğunuz gibi ne tanıklıklar, hikâyeler var heybemde.

Ama artık bunlara dayanabilmemi sağlayan kızgınlığımın ve çözüm umudumun yerini, adım adım mevzuun kanıksanmasını fark etmekten doğan karamsarlık aldı.


“Allah belalarını versin”
 derken sesim titriyor, sayenizde kendime yakalanıyorum.

Gelişmeyi sorduğum AK Partililer henüz haberi “okumamışlar.” Onların da yüz yüze gelmekten korktukları gazete değil aslında, biliyoruz. “Mevzuata göre yanlış” diyorlar, o kadar.

Bunlar da Twitter’da haberlerimizi duyurunca aldığımız tepkilerden örnekler. Aşağıdakileri yazan bir kadın üstelik:


“Biraz da şehit polis hikâyeleri yazın. Camdan bakmaya cesaret edemediğimiz yerde, polis can ortaya koyuyor, bazen can veriyor. Rüyamız bitince, iki bişey karalıyoruz.”

Tecavüz karşısında “ama” diyenin ölümlere üzülürken nasıl bir vicdani cetvel kullandığını sormak nafile çaba olur elbette. Yutkunuyoruz.

Bir diğeri ise “acının” değil, üç kuruşluk eski “siyasi” hesapların peşinde. Kendine “solcu” diyordur, sevinmiş sanki:


“Bu atamaları Ergenekoncular mı yapıyor? Sizin ölümüne desteklediğiniz güç böyle istiyor. Yetmez ama evet efsanesi yerle bir oldu.”

Tamam, hiç olmazsa “efsane çöksün” diye görün, yansıttığımız tecavüz çığlıklarını, desek, ön yargıları yegâne yargıları ya, yanıt belli:

“I, ıhhh!”


Taraf
 “ölümüne destek” yayınlarını ısrarla sürdürürken ilerleyen günlerde topa girerlerse de, emin olun işkenceci hakkında ısrarla deştikleri “cemaat” bağlantısı falan keşfettiklerindendir.

Çünkü bir kadının “Üzerimdeki ağırlık kalkarken canımı da beraber alıp götürdü” cümlesinin “çıplaklığı” hiç birinin umurunda değil.

Zira, kimi demokratlarca bile, bir siyasi hareketin “iktidar perspektifi” özgün analiz sayılıp, bu yapının şiddete dayalı var oluşunu dair, milliyetçilerin-ulusalcıların cephesine düşmeden “içeriden” yapılan eleştirilerin “totoloji” sayıldığı bir atmosferde soluyoruz.

Riyanın ifşası, halıları balkona serip yapılan geç bile kalınmış temizlik, azıcık yüzleşme, solun haklılığının mahremiyetine saldırı, teşhircilik sayılıyor.

“Ezilenlerin,” egemenlerin simetrisine düşen ve şiddet sarmalını besleyen pedagojilerinin patriklerini, sonuçlarını konuşmak malumun ilamı gayrı, klişe.

“Devletin egemenini” lanetler geçersin.

Bu durumda bir insanlık suçuna karşı dışarıdaki “politika tutsaklarından” siyasi tutumun dışına çıkıp kemiksiz bir “reddiye”, duyarlılık beklemek komik, haklısınız.

İki üç asırlık savaş, mücadele siyasetinin eril “realiteleri” antika değerinden giderken, batan geminin “totolojisi” bunlar da; satamazsın bile.

Oysa, fiili, canilerin politik hüviyetlerinden soyutlayarak “mahkûm” etmek, dönüp aynaya bakmak bu kadar zor olmasa gerek.

Zormuş.

Tüm zorluğuna rağmen, derdiniz tarafı olduğunuz cephenin mağduriyet hazinesini zenginleştirmek değil, insanlığınızın defterikebirini hafifletmekse, mağdurdan, suçludan geçip “ayıba” bakacaksınız.

Mazinize, tuttuğumuz tarafa geçilen ufacık bir iltimasın bile, bir kara lekenin “insanlık durumu”ndan kökleriyle sökülüp atılmasına nasıl engel olduğunu düşüneceksiniz.


Cezaevinde bir “greve” katılmadığı için dayakla kolu kırılan. Ardından üstündeki giysiler “patinin malı” diye çıkartılıp battaniyeye sarılarak o hengâmede “aç” jandarmaların içine atılan solcu kadını da hatırlatacaksınız.


Dağdaki sessiz tecavüz mağdurlarını, parti kararıyla tacize uğrayıp öldürülen Resul Altınokları göreceksiniz.


O tecavüzcü polisten daha çok utanmak, utandırmak için, yüzünüze, “yanınızdakilerin” sıfatlarına ayna tutacaksınız.


İşte o zaman, yenebilecekse insanlık onuru işkenceyi yenecek.

O zaman, tecavüz, işkence devlet görevlilerinden, “karşıdan” geldiği için değil, var olduğu için “kötü” denecek.

Hiç çekilmeseler de kırkından sonra varoluşçuluğu keşfeden arkadaşların bininin bir para olduğu bugünlerde, yine de riske girip söyleyeceğim.

O kadından, işkencelerde tecavüze uğrayan yitik hayatlardan en az şimdi bu atamaya onay veren AK Parti hükümeti ya da bürokratlar kadar ben de sorumluyum.

Evet, devlet tüm hantallığı ve obezliğiyle hâlâ üstümüzde tepinirken, işini yaparken, iki elimizle yakasına yapışalım.

Ama o ağırlığın “iğrençliğini” gerçekten hissetmek için bizim de sıkı bir rejim yapmamız şart.

Üzgünüm.


[email protected]