• 27.07.2012 00:00
  • (4516)

 “Türkiye’nin geleceği için hiç bu kadar endişelenmemiştim!”

Son günlerde ne çok duyuyorum bu yakınmayı.

Demek dün ensemizde boza pişirilirken huzurda ve güvendeydiler de şimdi endişeleri depreşti efendilerimizin.

Öyle ya;

80’lerde gözleri, askerî vesayete demiyorum, “idareye” körken, naif siyasal iktidarın reformcuklarını“çağ atlıyoruz” diye yerden yere vuran asker yamakları onlardı.

90’lar’da asker, “kuyruklu olmadıklarını” henüz keşfettiğimiz Kürtlere bok yedirirken, tv programlarında “olacak o kadar” deyip rahmetli Özal’ın zamlarından başka skeç yapmayanlar da...

Üniversite öğrencileri kentlerde polis tarafından birer birer avlanırken infaz evlerinin önünde İstiklal Marşı’na duranlar da...

Madımak’ta Aleviler yakılırken harcanan canlardan ziyade Cumhuriyet’in bekasından kaygılananlar da...

28 Şubat darbesinde Müslümanlar merkezden silinip gettolarına yollanırken, işsiz, okulsuz bırakılırken, ilkokul müsameresi tadındaki toplumcu gerçekçilikleri “darbükatör baryam”ı geçmeyenler de...

Henüz 2000’lerin başında F-Tipi’ne girmemek için direnen yüzlerce genç katledilirken, sakat bırakılırken anarşik çağrışımlara yol açmamak için “F’ena” bile demeyenler de...

Eksiği var, fazlası yok, işte bunlardır karşınıza geçip “dirilelim ey halkım” diye kolpa çekenendişeli modernlerOtuz iki kısım tekmili birden ulusalcılar, apolitikliği Kemalizm’e kadar olan çığırtkanlar...

Beyzadelerimizin hoplamaları son derece anlaşılır aslında.

Dün pekâlâ huzur duymalarını sağlayan ortam bugün değişmeye başladığı için endişelenmekteler.Gelecek olandan değil, gitmekte olandan hoşnutsuzlar.

Beni düşündüren, yukarıda saydığımız zulümlerin bizzat “mağduru” olan dünün ve bugün paryalarından aynı yakınmayı duymak.

Geçenlerde bu cümleyi yıllarca cezaevinde yatmış, işkence görmüş, yoksulluk çekmiş, “üstüne” Alevi ve de Kürt olan bir dosttan duyunca bardak taştı.

N’oluyor yahu?

“Bir tanesini sayın Allah aşkına” deyince kem küm ettiğiniz “Cumhuriyet’in kazanımları gidiyor”martavalından sonra bir de bu mu çıktı başımıza şimdi?

“Ağanın malı gider, kâhyanın canı” hesabı, elin eltinin ayrıcalıklarına yaktığı ağıta kanon yapmak size mi kaldı?

Elbette demokrasinin bu kadarına, kısmi iyileşmeye fit olun diyen de yok. Taraf’a bakın, odaklanacak tonla sorun var, görürsünüz. Ama “Hiç bu kadar kaygılanmamıştık” falan... biraz garip olmuyor mu?

Bu gariplik, gerçekliğinize, kitleselleşmenize, başarmanıza engel olmuyor mu?

Bugünün azıcık hakkını vermekten imtina ederek, “mücadelenize” haksızlık etmiş olmuyor musunuz?

Biliyorum AK Parti kafanızı bulandırdı. Neticede hepimiz Cihangir’de çay içme ihtiyacı duyan insanlarız da. Kıyas yaparsanız değişim günlerinde iktidar olan hükümete güzelleme yapıyor diye linç edileceksiniz.

Tamam işte direnerek, bedel ödeyerek siz zorladınız “muktedirleri” bu kısmi iyileşmenin yolunu açacak reformları yapmaya, yumuşamaya. Böyle düşünün hiç olmazsa.

Olmuyor mu?

Başarmak bu kadar uzak bir ihtimal mi ki bilinçaltınızda da, hedeflerinizden çıkarttınız, unuttunuz?


Memlekette, çileciliğin asri zamanlardaki muadiline dönüşen solcuğun, muhalifliğin karamsarlığı bu kadar mı çekici.


Ne uzun ergenlikmiş kardeşim.

İyi de insan varoluşuna, yamaçtan zirveye yuvarladığı taş her seferinde düşen Sisifos’un ölüme kadar süren nafile çabasında “ilerlemeleri” yok sayarak katlanamaz ki. Bu hâlde belki aforoz edilmezsiniz ama, delirmezseniz mutlaka intihar edersiniz.

Bugünü dünle kıyaslamak iktidarı meşrulaştırmaksa, günü sizin olası iktidarınızın asr-ı saadeti ile karşılaştırıp mahkûm etmek de Godot’yu beklemek, yaşamı ertelemek, hatta reddetmek değil de nedir?


Durduğunuz nokta, karşı yakaya çıkmak için ırmağın akıp geçmesini bekleyen köylünün yanı değil mi?


Yolunuzda karşınıza çıktı diye ırmağı lanetlemek, soyunup yüzmeyi göze alamamak öte yakaya geçme mücadelesi mi?

Yılarca öğrenci muhalefetine endekslediğiniz parasız üniversite talebini, hükümet harçları kaldırmaya yeltenince, Leman’ın kapağındaki gibi “du bakalım altından ne çıkacak” deyip rafa kaldırmak sizi bir yere ulaştırır mı mesela?

Sözünü ettiğim şu köylü gibi, suya girmek niyetinde değilsiniz, at gözlüklerini çıkartıp sağınıza solunuza bakın bari.

Ama gidişatınıza bakılırsa, korkarım bu açılımınız da gördüğünüz salları “kim koydu ki” deyip batırmak, ya da ırmak üzerindeki köprü inşatlarını sabote etmekle sonuçlanacaktır.

Çünkü siz karşıya geçmek değil, güvenle durmak istiyorsunuz, durduğunuz yerde.


Kusura bakmayın ama bunun adı da yaşamak için mücadele etmek değil, bu kolektif delilikte pek makul gibi görünse de mücadele etmek için yaşama saçmalığıdır.

Ve emin olun kör gözüm parmağına sakatlıkları orta yerde duran AK Parti varlığınıza duacı.

Günü olduğundan kötü gösterip alçalmak yerine, kazanımların üstüne basarak günün kötülerini daha yüksek bir seviyeden seslendiren muhalefet tarzını keşfedeceksiniz diye de ödleri kopuyordur.


Haa bu arada o ırmak var ya, dizinize bile varmıyor aslında; içinden bildiriyorum da.


[email protected]