• 17.08.2012 00:00
  • (5151)

 Geçenlerde Twitter’a “Kapıda 16-17 yaşlarında bir zombiyle karşılaştım. ‘İyi akşamlar’ dedim, gecikmeli de olsa yanıt geldi: ‘höömü!’ (sağ olsun) arkadan gelen annesi tercüme etti” diye bir mesaj attım.

Evet, gününü bilgisayar başında geçiren ve günden güne yüz yüze ilişkilerin gerekliliklerini unutan ergen hâline bir çemkirme işte.

Mesajıma gelen bazı tepkiler şöyleydi:

“Hem ben sosyalistim palavrası atıyorsun hem de insanların etnik kimlikleriyle alay ediyorsun. Sizin gibilere hakaret etmeye değmez.”

“Melih Altınok faşisti Kürtlerden sonra Ermenilere hakaret etmeye başlamış...”

“Sözde zombi soykırımı” tweet’im üzerine de akıl sağlığını muhafaza eden takipçilerim, sular seller gibi akan mesajlarının mizahıyla ahmaklığı silip süpürdüler:

“Bir etnik kimlik olarak zombilik, evet.”

“Zombilik bi hastalık değil tercihtir, lütfen saygı duyalım.”

“Ölüp ölüp dirilmek zombilikse çok açık yüreklilikle söylüyorum ki ben hepsinden daha zombiyim R.T. Erdoğan”

Çok güldük ama geçemedik zira dert yaygın.

“Nefret suçu” kavramı son dönemde çok fazla kullanılıyor. Bu konuda bir bilinç oluşması sevindirici tabii.

Ne var ki kavramın içini boşaltıp, çocukça bir hassasiyetle otu boku nefret suçu olarak değerlendirme kolaycılığı bu hızla yaygınlaşırsa yakında konuşamayacağız, yazamayacağız.

Ki bence insanı oto sansüre, makulün ve hâliyle klişenin sınırlarına hapseden “linç” hâli, devletin sansüründen katbekat tehlikeli. Yazıyı çiziyi, sanatı, sinemayı, hayatın gerçeklerinden kopartıp, steril bir alana kapatıyor. En cesurumuzu, marjinalimizi bile yutkunarak konuşan sıkıcı bir sahtekâra yakınlaştırıyor.

Ve daha da fenası bu bonkörlük, “nefret suçu”nun tüyler ürpertici etkisini de hafifletmeye başlıyor. Onu, gerçekten ihtiyaç duyduğumuzda bile kullanamayacağımız “klişe” bir yakınma hâline dönüyor.

Yargı, bir yerel gazetenin “Her şehide karşılık beş Kürt vekil öldürelim” önerisini ifade özgürlüğü sayıp, Hrant’ın o meşhur cümlesinin kastı edebiyatçı bilirkişiler tarafından “o değilmiş”dense de “halk öyle anlar ama” diyerek mahkûmiyet verince, istenilen kamuoyu tepkisi yaratılamıyor.


Yeni Akit
Ali Bayramoğlu için “Öğrendik ki kripto Ermeniymiş” diye yazdığında, “nefret suçu işleniyor” çığlıklarımız, ergence hassasiyetlerle “bıktırılan” ahalinin genişçe bir kesiminin “yine mi” duvarına çarpıp yüzümüzde patlıyor.

Son CHP Kurultay’ında İzmir Romanlar Derneği Başkanı Abdullah Cıstır selam için yanıma gelmişti. Selamını alır almaz her zamanki patavatsızlığımla “Hocam ben Roman’a ısınamadım. Zorlanıyorum, Roman dedikçe aklıma Elif Şafak falan geliyor. Çingene dersem kızar mısınız” diye soruverdim.


“Ne münasebet”
 dedi Abdullah Bey hiç düşünmeden. “Bağlamı önemli. Hakaret, ayrımcılık, nefret içeren cümlelerde de Roman diyorlar. Yazılarınızı, programlarınız takip ediyoruz, niye kızalım.”

Cıstır’ın geçtiği özeti akıllardan çıkartmamak gerekiyor. Yoksa bu kolektif delilik, nefret suçunun seri “katillerini” daha fütursuzlaştıracak. Ve bize geriye yine nefret nefret bir cinnet vatan kalacak; kimbilir kimler de feda olacak.


Ha gayret Hüseyin Çelik’i de yuvarlayacaksınız

Nefret suçu bonkörlüğümüzün ürünü “linç” kültürünün siyasi arenadaki kutuplaştırıcı, tepkiselleştirici etkisi de oldukça yıkıcı.

Son örneği “Birkaç Mehmet ölmüşse ne olmuş” spotuyla, “kuş beyinli” tasvir edildiği (ki eminim “eser” sahibi arkadaş hayvanlara karşı nefret suçu lafını ağzından düşürmüyordur) karikatürleriyle gündemimizde olan Hüseyin Çelik.

Peki, ne dedi Çelik? Ne dedi de ulusalcısı, milliyetçisi ayakta? Her şehit haberiyle “Kandil’i vuralım” diye hoplayan siyasilerden esirgedikleri tepkiyi, “Şehitler üstünden hamaset yapamayın” diyen Çelik’e yeni müttefikleriyle birlikte sergiliyor solcular, BDP’liler, PKK’liler?

Sözleri aynen şöyle: “Gerek olursa Meclis toplanabilir. Ama PKK bomba patlattı, bir yeri bastı, birkaç Mehmet’i şehit etti diye, her gün PKK’nın gündemi oluşturmasına müsaade etmeyiz.”

“Ne yani PKK adam öldürmeye, işçi kaçırmaya, metropollere bombaya koymaya devam etti diye Kürt halkının anayasal haklarını vermeyecek misiniz? Gündeminizi PKK mi belirleyecek” diye hükümeti defalarca eleştirmiş biri olarak aynen katılıyorum Çelik’in sözlerine.

Kaldı ki İçişleri Bakanı’nın ve benzerlerinin çıkışlarını açıkça eleştirme cesareti göstermiş, açılım demiş, silahı değil parlamentoyu adres göstermiş Çelik’in bugüne kadarki performansı da ortada.

Hüseyin Bey, tıpkı işkenceci polis şefi için aykırı ses veren Bülent Arınç gibi, Hüseyin Aygün kaçırılınca histeriye prim vermeden “Sn. Aygün’ün kaçırılması, siyasi veya başka polemik konusu olmamalıdır. Terör, sivil siyasete saldırmıştır” diyen Ömer Çelik gibi, çözüm iradesi için şanstır. Demokrat söylemleri, varlıkları, etkinlikleri tesellimizdir, yüreğimize su serpiyorlar.


Ama anlaşıyor, niyetiniz “AK Parti’yi denize düşürüp yılana mecbur etmek,” partiyi İdris Naim Şahinleştirmek, ittirin. İttirin tüm nefret suçu fetişizminizle kahramanlar.


Ne nefretmiş arkadaş.


Nefretiniz nefretim değil.


[email protected]