• 25.09.2012 00:00
  • (6094)

 Taraf onca riski göze alıp Balyoz’un deşifre etmeseydi, kararlı yayınlarıyla bu olayın üstüne gidilmesi için kamuoyunda ciddi bir talep yaratmasaydı bugün yine havanda su dövüyorduk.

Darbe rejiminin tasfiyesi yolunda AK Parti’nin siyasi kararlılığını ve toplumsal desteği arkasında hisseden yargının duruşu da kuşkusuz takdire şayan.

İşte Türkiye demokrasisinin sivilleri, böyle bir fiili ittifakla ilk kez (Talat Aydemir olayı başkadır) bir darbe kalkışmasını Avrupa demokrasilerine yakışır şekilde “mahkûm” etti.

Balyoz darbe planlarının yapıldığı yıllarda Genelkurmay Başkanı olan Hilmi Özkök’ün itiraf niteliğindeki açıklamaları ortada. Sanıkların meşhur 35. Madde’ye atıf yaparak icraatlarını gerekçelendirme çabaları da. Davanın bir numaralı sanığı Çetin Doğan’ın “Sıkıyönetim planları neden rahatsızlık veriyor” kibri de...

Biliyorum CD gibi somut deliller konusunda da kamuoyunun kafası da epeyce karıştırıldı. Korkmayın yıllardır söylediğimiz şeyleri tekrar etmeyeceğim. Sadece darbe muhiplerinin de gerçekliğini kabul ettikleri CD’lerde yer alan kanıtların bile hukuken bugün sanıklara verilen cezalar için fazlasıyla yeterli olduğu söylemekle yetineceğim.

Kaldı ki ortadan kaldırmaya çalıştıkları demokrasinin nimetleri de, darbecilik için hafif, ancak hukuk açısından “ağır” cezalar alan sanıkların emirlerine amade. Yargıtay sürecini, hayır dedikleri referandumun kendilerine armağan ettiği Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru hakkını ve nefret ettikleri Avrupa hukukunun mekanizmalarını da sonuna dek kullanabilirler.

Anayasal düzeni değiştirmeye muktedir olmadıkları hâlde idam sehpasına gönderdikleri Deniz Gezmişler gibi, Adnan Menderesler gibi idam da edilmeyecekler, aşağılanmayacaklar.

Dolayısıyla ortalıktaki demokrasi adına utanç verici feveranlara aldırmayın.

Bir mağduriyetten ötürü canları yandığı için falan değil isyanları. Ortadaki fevri, insani bir çıkış değil. Dertleri yine manipülasyon. Karar verilmiş, nerede, ne zaman, ne şeklide akıtılacağı bile planlamış gözyaşlarıyla bir kampanya yürütüyorlar. Yargıtay aşamasına kadar hükümeti, yerli ve yabancı kamuoyunu baskı atına almak istiyorlar.

Evet haklarıdır. Demokrasi dışına çıkmadan, orduyu falan göreve çağırmadan, hedef göstermeden propaganda haklarını sonuna kadar kullanabilirler elbette.

Ama bizler de demokrasi adına mutluluğumuzu ifade edebiliriz. Hatta darbe gibi demokrasi karşıtı edimlerin mahkûm edilmesine “sevinmeyi” istisna olmaktan çıkartmamız elzem de. Bu mutluluğu açıkça sergilemek, darbe karşıtlığının geçer akçe olduğu bir memleketin kapılarını açabilir. Türkiye böyle böyle darbecilik cezalandırılınca mutlu olan insanların yaşadığı bir ülke kategorisine terfi edebilir.


“Rövanşmış, düşene vurmakmış...” Kulak asmayın hezeyanlarına. Üstümüze bizim silahımızla canımızı almak için gelen “psikopatı” durdurduk sadece, üstelik de naifçe.

Şimdi de bu yargı kararını, askerî vesayetin tamamen tasfiyesi için şart olan siyasetin sorumluluğundaki yapısal dönüşümlerle taçlandırmak için çalışma zamanıdır.

Çalışırken başarınıza sevinmenizden rahatsız olanlara da, Aksiyon dergisinin harikulade kapağındaki şu sözlerle yanıt verin, yeter:


“Bir ihtilal daha yok!”


Ne kadar çırpınsanız da.

Ürkek Balyoz muhipleri

Balyoz sanıklarının ailelerinden gelen tepkileri anlamlandırmak zor değil. Zira insan babası katil bile olsa, onu savunur, sahiplenir, kurtarmaya çalışır.

Ama olmuş ve oldurulmamış her darbenin potansiyel mağduru solun ve Kürtlerin temsil tekelini ölümüne savunan çevrelerin mutsuzluğunu, telaşını, perişanlığını tarih yazacak.


“Solcu” gazeteler
in, bu tarihî kararın ertesi günün “aileler cezalandırıldı” manşetleriyle çıkan anaakım medyanın simetrisindeki, ilk sayfadan “küçük görme” hâlleri unutulmayacak.

“Ergenekon Fırat’ın ötesine geçmedi ki” diye yalandan şikâyet ettikleri hâlde JİTEM davalarını görmezden gelip mahkeme önlerinde mağdur Kürtleri korucu başlarıyla bir başına bırakanların, en azından Cemal Temizöz’ün mahkumiyetini görmemesi de.

BDP’nin, mahkemenin Balyoz kararını CHP’den, MHP’den hatta askerden sonra yorumlaması onda da sitem etmesi de gözden kaçmayacak. Kuşkusuz, ANF’nin Balyoz kararına uyguladığı karartma da.

Bugün de sormak, sorgulamak hakkımızdır.

Hukukçular hatta Balyoz hükümlülerinin çalışma arkadaşı askerler bile “yargılama sürecinde bir sorun yok” derken, karar açıklanır açıklanmaz ilk söz hakkınızı “hukuki sorun varsa takipçisi oluruz” şovuyla kullanmanızın anlamı ne?

Hadi seçmenlerinize Temizöz’ü unutturmayı başardınız da, onları “Balyoz’da Kürtlere karşı işlediği suçtan mahkûm olan var mı” diye sorduracak hâle getirerek ne kazandınız?

Mağdur Kürtlerin bir kısmını “Balyozcuların olası darbesinin kendilerini etkileyemeyeceğine” nasıl inandırdınız, nasıl kıydınız “gerçeklik algılarına”?

Hakikaten, ulusalcılar, milliyetçiler tutarlı, darbe rejiminin kodlarıyla oynanıyor, rahatsızlar. Zanlı yakınlarının durumu da duygusal. Anlıyoruz.

Peki ama size ne oluyor arkadaş?


[email protected]